10 Şubat 2012
Pazartesi
English
yenibir.com
Genç Hürriyetim
Agora
Gündem
Avrupa Birliği
Dünya
Ekonomi
Spor
Yaşam
Teknonet
Tüm Haberler
Yazarlar
Kültür Sanat
Magazin
Özel Dosyalar
Hava Durumu
Astronet
Televizyon

HÜRRİYET EKLER
Bilim
e.yaşam
Otoyaşam
Seyahat
Pazar
Cumartesi
Cuma
Kelebek
Mobil Hürriyetim
Arşiv Arama
Bize Ulaşın
Reklam

Felaket Senaryosu

Şöyle bir senaryo düşünün: Taliban beklendiğinden daha çetin ceviz çıkıyor ve Amerikalılar Ramazanda da Afganistan’ı bombalamayı sürdürüyor; biyolojik, belki de kimyasal savaş tüm Amerika’ya sıçrıyor; her iki taraftan da masum insanlar ölüyor; doğan karışıklık ortamından yararlanmak, Arap dünyası içinde etkinliğini arttırmak isteyen Irak, İsrail’e karşı provokasyona girişiyor; Amerika buna tepki gösteriyor; Kuzey Irak bu tepkiyi fırsat bilerek ayaklanıp Kerkük petrolünü kontrol altına alıp bağımsızlığını ilan ediyor; TBMM'nin kararı hazır Türkiye ise anında Kuzey Irak’a giriyor; karışıklıktan medet uman İsrail bir yandan gizlice Kürtleri desteklerken diğer yandan Ankara’yı cesaretlendiriyor; Türkiye Arap toprağını işgal etmesi yüzünden bütün Arap dünyasını karşısında buluyor; Batılı müttefiklerinin Kuzey Irak baskısı altında bunalıyor; IMF ile görüşmeler askıya alınıyor; ülkede banka üstüne banka batıyor; turizm sıfırlanıyor; ihracat bitiyor; her köşe başında ayrı bir sosyal patlama yaşanıyor.

Biliyorum, bu çok uçuk bir senaryo diyeceksiniz. Evet gerçekten de öyle. Ama ne yazık ki tüm bunların gerçekleşme olasılığı var. Hatta olayın boyutlarının daha da büyümesi ve devreye Rusya ile Çin’in girmesi bile mümkün. Amerika’nın Vietnam gibi Afganistan batağına da saplanması, biyolojik savaşın yeni boyutlar kazanması, masum insanların ölmesi ve bunun Müslüman halklar ile Batı dünyasının arasını açması olasılığı hala mevcut.

Kameralar önünde vur-kaç yapan özel kuvvetlerin yarın öbür gün kapana düşmeyeceğini, yüzlerce Amerikan askerinin bir seferde ölmeyeceğini kimse garanti edemez. Tıpkı buna Washington yönetiminin abartılı tepki göstermeyeceğini ya da müdahalenin Ramazan ayına sarkmayacağını kimsenin garanti edemeyeceği gibi.

Hem unutmayalım ki, 11 Eylül trajedisinden çıkar sağlamayı uman tek ülke biz değiliz. Üstelik herkesin çıkar anlayışı da bizimki kadar masum değil. Coğrafi konumunun, demografik özelliklerinin takdir edilmesiyle, sunacağı hizmetler karşılığında kendisine biraz daha borç para verilmesiyle yetinmeyecekler de var. Beklentiler çok daha büyük. İsrail, Irak ve Suriye’nin elleri, gelişmeleri kendi çıkarlarına kullanmak için tetikte.

Fırsat buldukları anda her şeyi yaparlar. Bakan öldüren Filistin örgütüne Şam’ın ev sahipliği yaptığı, Şaron’un katilleri teslim etmesi için Arafat’a yedi gün süre tanıdığı, hükümet ortaklarının Arafat’ı ortadan kaldırma hayalleri kurduğu düşünüldüğünde bu coğrafyada her an, her şeyin olması mümkün.

Üstelik kimsenin de üstünde baskı hissettiği yok. Pazar günkü Ha’aretz’in haberine göre İsrail Dışişleri Bakanı Perez çözüm için Washington’un kendilerine baskı yapmadığını söylemiş. Şam’ın da aynı şeyi hissettiğini söylemek kehanet olmaz. Genç Esad ve yaşlı ekibinin çok iyi bildiği gibi Washington, Afganistan operasyonunu medeniyet çatışmasına dönüştürmemek için Suriye’nin desteğine muhtaç.

Belki ilerde Şam’a teröre verdiği destek yüzünden baskı yapabilir, ama öncelikle Filistin sorununu ortadan kaldırmak zorunda. Filistin sorunu gündemde olduğu ve Afganistan operasyonu sürdüğü sürece Şam her türlü anlamlı baskıdan azade kalacaktır.

İslam dünyasının, müdahalenin Irak’a sıçramasından rahatsız olacağı da, herkesin malumu. Saddam rejimi buna güvenerek kendisine uygulanan ambargodan kurtulmanın yollarını, Arap halklarının gönlündeki yerini pekiştirmenin yöntemlerini bulmayı deneyebilir.

Diğer yandan Amerika’nın da sonuna kadar rasyonel davranmasını bekleyemeyiz. Uluslararası ilişkiler öğretisi zaman baskısı altında bunalan liderlerin yaptığı hataların örnekleriyle doludur. Kaldı ki, İsrail lobisinin etkinliği karşısında, adınız Powell bile olsa her türlü adalet ve hakkaniyet duygusunu bir kenara bırakmanız, dünya dengelerini alt-üst edecek kararlar vermeniz de çok olası.

Bir de kendinizi yıllardır bağımsızlık hayali ile yanıp tutuşan, ama bunu şartlar müsait olmadığı için sürekli ertelemek zorunda kalan Barzani, Talabani gibi liderlerin yerine koyun. Eğer parçası olmaya zorlandığınız ve baskısından on yıllardır çok çektiğiniz bir devlet çatırdasaydı, siz doğan fırsatlardan yararlanmak istemez miydiniz? Kuracağınız devletin ekonomik olarak ayakta kalabilmesi ve bölge dışı ülkelerden destek alabilmesi için petrol kaynaklarını kontrol altına almak üzere harekete geçmez miydiniz?

Peki ya Türkiye’yi siz yönetseydiniz ne yapardınız? Oturup gelişmeleri uzaktan seyretmeyi, ilerde kendi Kürt nüfusunuz için cazibe merkezi olabilecek bir Kürdistan Devleti yaratılmasını tevekkülle kabullenir miydiniz? Neredeyse tamamını kontrolünüz altında tuttuğunuz bir bölgenin avucunuzun içinden kayıp gitmesine ses çıkartmaz mıydınız? Çeşitli düzeylerde yaptığınız açıklamalara rağmen geri adım atmayı içinize sindirebilir miydiniz?

Diyelim ki Ankara’da değil de Kudüs’te oturuyorsunuz ve işgal ettiğiniz toprakları tarihi hakkınız olarak görüyorsunuz, elinizdekini barış yapıp kaybetmekten korkuyorsunuz, siz olsanız can düşmanınız Irak ile bir komşusunun başının derde girmesini, o komşunun sizinle kurduğu ilişkileri sürdürmeye mecbur kalmasını istemez misiniz?

Bu soruları çoğaltmak, senaryoyu daha da dallandırıp budaklandırmak mümkün. Akla gelebilecek pek çok olasılık yaklaşan felaketin delili olarak gösterilebilir. Ama neyse ki bu senaryonun gerçekleşme şansı şimdilik çok az. Amerika itidalli davranıyor. Irak’a karşı toprak bütünlüğünü tehlikeye atacak bir müdahalenin yapılma olasılığı henüz düşük.

Ancak yine de Ankara her türlü olasılığı göz önünde bulundurmak, Saddam sonrası Irak üstüne hesaplarını doğru yapmak zorunda. Filistin sorunu, Irak ambargosu, Müslümanların dışlandıklarını hissetmeleri zaten bıçak sırtındaki bölge dengelerini fena halde sarstı. 11 Eylül sonrasında herkes olan bitenden nasıl faydalanırım hesabı yapıyor. Akla ilk gelen yöntem de krizi tırmandırıp sorunlara üçüncü tarafları dahil etmeye çalışmak.


Bu işten az hasarla kurtulmak istiyorsak, Kuzey Irak sorunu karşısındaki seçeneklerimizi çoğaltmak, askeri müdahale dışındaki yöntemler üstünde de düşünmek mecburiyetindeyiz. Nasılsa çıkabilecek yeni bir Arap-İsrail savaşına taraf olacağımız yok. Zaten Arapların da artık Filistin için savaşmaya pek niyeti yok..




Ana Sayfa | Son Dakika | Gündem | Dünya | Ekonomi | Spor | Yaşam | Yazarlar
Kültür Sanat | Magazin | Özel Dosyalar | Piyasanet | Hava Durumu | Astronet | Televizyon
İnsan Kaynakları | Arama+Arşiv | Bize ulaşın | Yardım

© Copyright 2012 Hürriyet