|
 |
|
Huntington’u Mahcup Edecek Tek Ülke
Tarihiyle, coğrafyasıyla, temsil ettiği kimliğiyle 11 Eylül sonrasında Huntington’u mahcup edecek, onu haksız çıkartacak tek ülke Türkiye. Daha önce Huntington’un fikir babası Toynbee’nin yanıldığını yarım yamalak da olsa demokrasiye geçerek gösteren, zorla da olsa Batı ittifakı içinde yer alan Türkiye bugün medeniyetlerin farklı düzeylerde çatışmasını önleyecek özgün bir konumda.
Türkiye’nin AB üyeliği Batı'da ve İslam dünyasında Huntington’ı referans alanların, kendi önyargılarını Huntington’a bakarak kanıtlamaya çalışanların elindeki en önemli kozu kullanılmaz hale getirecek.
AB, 11 Eylül sonrasında başına gelebilecek felaketin boyutlarını kavrayıp, Türkiye’nin kimliğini artık bir yük olarak değil, zenginlik olarak görmek zorunda. Türkiye de, AB üyeliğini gerçekleştirmek için çaba harcamak, sudan bahanelerle üstüne düşen sorumlulukları yerine getirmekten kaçınmamak mecburiyetinde.
Türkiye hem AB üyeliğine giden yolu açmak, hem de tarihe karşı olan sorumluluğunu göstermek için “Hıristiyan Batı” ile “Müslüman Doğu” arasında köprü olduğunu ispatlamalı. Bu, haklı nedenlerle dahi olsa Afganistan’a asker gönderilerek sağlanmaz. Bence Dışişleri Bakanı’nın ortaya attığı “İKÖ-AB Ortak Forumu Girişimi” Türkiye’nin dünya politikası için 11 Eylül sonrasındaki önemini kanıtlamanın en iyi aracı.
Bu forumda, İslam Konferansı Örgütü (İKÖ) üyeleri ve gözlemcileri ile AB üyesi ve aday ülkelerin dışişleri bakanlarının bir araya getirilmesi öngörülmekte. Ayrıca bu ülkelerden sivil toplum örgütü temsilcilerinin, akademisyenlerin, yazarların, gazetecilerin ve sanatçıların paralel bir forumda toplanması için hazırlık çalışmaları yapılmakta.
Bakanlıktan öğrendiğimize göre bu düşünce 10 Ekim’de Doha’da gerçekleştirilen İKÖ 8. Olağanüstü Dışişleri Bakanları toplantısında, 20 Ekim’de Brüksel’de düzenlenen Avrupa Konferansı’nda dile getirilmiş ve olumlu reaksiyon almış. Cem, 5 Kasım’da Brüksel’de yapılan Euro-Med Konferansında da önerisini tekrarlamış.
Bakanlık bürokrasisi ise bu projenin gerçekleşmesi için şimdiden kolları sıvamış. Müsteşar Uğur Ziyal, İKÖ büyükelçilerine durumu anlatmış, Büyükelçi Alptuna ve Büyükelçi Kurttekin İKÖ ve AB’nin şimdiki ve müstakbel dönem başkanlarıyla temasa geçmiş. Projenin koordinasyonu içinse bir görev gücü kurulmuş.
Görünen o ki birileri tarafından torpillenmediği takdirde, yakında İstanbul’da bir medeniyetler platformu toplanacak. Torpillenmediği takdirde diyorum çünkü başarının dostu olmaz. Ne de olsa böyle bir toplantının gerçekleşmesi ve devamlılığının bir şekilde sağlanması halinde, Türkiye’nin dünya siyasetindeki ağırlığı kaçınılmaz olarak artacak.
5 Kasım’da Brüksel’de Papandreu, Cem’in önerisine destek verse de, medeniyetler meselesinde Türkiye’nin ön plana çıkmasından Yunanistan’ın ne kadar hoşlanacağı tartışmalı. Benzer şeyleri karşı taraf için de söylemek mümkün. Medeniyetler arası diyalog çabalarının İran Cumhurbaşkanı Hatemi tarafından 11 Eylül’den çok önce ortaya atıldığını biliyoruz.
Ayrıca kapsama alanı dışında kalacak ve çıkarları masaya yatırılacak İsrail gibi ülkelerin de bu süreci baltalamaya çalışacağını unutmayalım.
Dahası, bu projenin gerçekleşmesi halinde sadece Türkiye dünya sahnesinde başrol oynamakla kalmayacak, İsmail Cem’in siyasi kariyeri de taçlanacak. Cem'in parti içi ve parti dışı siyasi rakiplerinin bundan pek hoşlanmayacaklarını görmek için kahin olmaya gerek yok. Mecliste şimdiden homurdanmaların başladığı söyleniyor.
Ama umarız kişisel ihtiraslar ve devletsel çıkarlar bu projenin gerçekleşmesine engel olmaz, gerçekleşirse de bir kereye mahsus bir toplantı olarak kalmaz. Bakanlık AGİT’i kuran Helsinki sürecinden dersler çıkartır, bu platformun sürekliliğini sağlar.
Tıpkı 1 Ağustos 1975’de Helsinki’de Doğu Bloğu ile Batı Bloğu arasındaki ilişkilerin 10 maddelik ilkelerinin belirlenmesi gibi, İstanbul’da da medeniyetler arasındaki diyalogun, yani aslında uyumun, ilkeleri belirlenir.
Kim bilir belki de Filistin ve Irak sorununun çözümüne dahi katkıda bulunulur...
|
|
 |
|