|
 |
|
Zulüm ve hegemonya
Daha önce de yazmıştım ama bir kere daha vurgulamakta yarar var: Hegemonya zulme değil meşruiyete dayanır. Dünya tarihinde hiçbir devlet, hiçbir iktidar yönettiklerinin gözündeki meşruiyetini kaybettiği takdirde kaba kuvvetle iktidarda uzun süre kalamamıştır. Şiddet, kaba kuvvet, işkence ve korku iktidarı korumaya yetmez. Yönetilenlerin güç kullanımının meşru olduğuna inanmaları gerekir. İnanmazlarsa isyan ederler.
Bu, Machiavelli’den beri bilinen bir gerçektir. Prensi Lorenzo de Medici’ye ithaf ettiği 1532 yılında yayınlanan ünlü kitabında İtalyan siyaset adamı ve yazar, hükümdarın Hıristiyan değerlere bağlı kalmadan iktidarını korumak için her şeyi yapmasının mubah olduğunu söyler, ama meşruiyet sınırları içinde kalmaya özen göstermesini de kendisine öğütler.
Gerçekten de meşruiyet iktidarın, hükmetmenin temel koşuludur. Amerika Birleşik Devletleri’nin de gücü elinde bulundurduğu silahlar, ekonomik imkanlardan çok yaptıklarının meşruiyetini sağlayan rejimleri kontrol etme yeteneğinden kaynaklanmaktadır. Amerikan hegemonyası bu rejimlerin sınırlarını fazla zorlamadığı, oyunun kurallarına riayet ettiği, yani eylemleri meşru bulunduğu sürece vardır.
Hegemon kaba güç kullanmaya başladığında etkisi zafiyete uğrar. Tanklar, toplar, uçaklar devreye girdiğinde kapasitesi, yapabilecekleri, verebileceği zarar muhatabınca hafife alınmış demektir. Hegemona karşı diklenilmesi, hegemonun koyduğu kurallara uyulmaması zafiyetin en belirgin göstergesidir. Hegemon oyun bozanları hizaya getirebildiği sürece hegemonyasını koruyabilir.
Ancak yapacağı en büyük hata kendi koyduğu kurallara, rejimlere başkalarını hizaya getireceğim diye kendisinin uymamasıdır. Eğer hegemon bir yere var olduğunu iddia ettiği kitle imha silahlarını bulmak için gittiğini söylüyorsa ve gittiği yerde bunlardan yoksa, olmadığını baştan zaten biliyorsa, o zaman insanlar müdahalesinin meşruiyetini sorgular.
Eğer hegemon insan haklarına uyumu kendisine şiar edinmişse, Dışişleri Bakanlığı her yıl dünyada insan haklarının ihlalini inceleyen raporlar yayınlıyorsa, insanlar aynı kurallara onun da uymasını bekler. İşkence resimleri ortaya çıktıktan sonra olayın lanetlenmesine ve münferit gösterilmesine inanmaz. Özellikle de işkencenin sistemik olduğunun anlaşılması, ucunun işgal kuvvetleri komutanına, hatta Berkeley hocası John Yoo’nun hazırladığı rapor marifetiyle Bush’a kadar dayanması insanları çileden çıkartır.
Irak halkı ve genel olarak Araplar Amerikan işgalini asla unutmaz, otoritesini tanımaz. Boynuna tasma takılmış, vücuduna elektrik telleri bağlanmış, cinsel tacize uğramış, sırtına dışkı bulaşmış insanların görüntüleri Arap dünyasının, Müslüman dünyasının kolektif bilincine yerleşir. Bu insanlık dışı görüntüler Filistin’dekilerle birlikte hatırlanır.
Eğer hegemon, medeni dünyanın önde gelen temsilcisi olarak dünyayı kendi vizyonunda değiştirmek için çaba harcadığını söylüyorsa, demokrasinin evrensel bir değer olduğunu ve herkesçe kabul edilmesi gerektiğini iddia ediyorsa, insanlar hegemondan demokrasinin üstüne oturduğu temel normlara uymasını bekler.
Onun insancıl hukuku göz ardı etmesini, Afganistan’da, Küba’da, Irak’ta “tutsaklarını” sorgusuz sualsiz, savunma haksız yıllarca tutmasını affetmez. Bir ülkenin nükleer silah geliştirme programına takıp diğerlerininkini göz ardı etmesini aptal yerine konmak olarak algılar.
Devletler arası sistemin üstüne oturduğu temel normların ayaklar altına alınmasını, BM Şartı’nın 2.3., 2.4., 2.7. maddelerinin çiğnenerek Irak’a müdahale edilmesini hoş karşılamaz. Almanya ve Fransa ile arası açılır. Destekçileri en ufak bir iktidar değişikliğinde ya da sıkıyı gördüklerine İspanya gibi hegemonu yarı yolda bırakır.
Hegemon belki elinde olan baskı araçlarıyla kendisine karşı duyulan hoşnutsuzluğu bir süre susturabilir. Ama hiçbir zaman zulümle, baskıyla, tavizle hegemonyasını sürdüremez. İnsanlar her yerde isyan eder. Kimisi beline bomba bağlayıp pimi çeker. Kimisi hükümetinin Amerikan yanlısı politikasını değiştirmek için çaba harcar.
Zalim hegemon insanları isyana, devletleri yeni yeni kutuplar aramaya teşvik eder. İşkence resimleri, asılsız müdahale gerekçeleri, insancıl hukuk ihlalleri, eğer Washington’da iktidar el değiştirmezse ya da değiştirdiği halde politikasını değiştirmezse, sonunda Atlantik aşırı ilişkilerin zafiyete uğramasına yol açar. AB ve Rusya birbirine çok daha fazla yaklaşır. Dünya daha da fazla istikrarsızlaşır. Doğal olarak biz de bundan ziyadesiyle nasibimizi alırız...
(25 Mayıs 2004)
Daha önceki yazıları:
|
|
 |
|