|
 |
|
Aktif Dış Politika
Son aylarda Türk dış politikası tarihinde görülmedik bir hareketlilik yaşıyor. Sadece Ankara’ya gelen yabancı konuk sayısına bakmak bile bu hareketliliği anlamaya yeter. Dışişleri Bakanı’nın, Başbakan’ın yurtdışı seyahatleri, hükümetin diğer üyelerinin temasları, diplomatik ilişkilerdeki yoğunluk hiç alışık olmadığımız boyutlara ulaştı. Üstelik aktivite, eskiye nazaran yapılan sayısal her türlü oranlamanın çok ötesinde bir derinlik de arz ediyor.
Türkiye artık kendi sorunlarını çözmek için oradan oraya koşuşturan ülke olmaktan çıktı. Küresel sorunların çözümünde rol oynayan bir ülke haline dönüştü. Buna 11 Eylül’ün, Amerikalıların Irak’ta kapana sıkışmasının, AB üyeliği perspektifinin, hatta hakkını yemeyelim Huntington’un büyük katkısı olduğu gerçek.
Ancak AK Parti Hükümeti Kıbrıs’ta, AB üyeliği yolunda kararlı adımlar atmasaydı, yıllardır muzdarip olduğumuz üçüncü dünyacılıktan kendini kurtarıp dünyanın yeniden şekillenmesinde söz sahibi olmak için atılım yapmasaydı, Türkiye hala kendi köşesinde kısır sorunlarıyla boğuşuyor olurdu.
Doğru, önümüzde çözülecek daha çok sorun var. Ermenistan’la ilişkiler henüz rayına oturmadı. Kıbrıs Rum Yönetimi’ni bir şekilde tanımamız gerekiyor ama nasıl tanıyacağımıza bir türlü karar veremedik. Fakat sorunlara rağmen Türkiye dünya gündeminin belirlenmesinde aktif rol oynuyor. Hem doğuda, hem de batıda etkili olamaya çalışıyor.
Bir yandan İKÖ genel sekreterliğine Türkiye’den aday gösterirken, diğer yandan G8 zirvesine davet ediliyor. Hem de istediği hemen her şeyi zirve deklarasyonunun taslak metnine koydurmayı başararak, toplantıya hedef ülke olarak değil demokratik ortak olarak katılarak.
Ayrıca İKÖ’de istediğini elde etmek için İsrail’deki Büyükelçi ve Başkonsolosunu geri çekmesine, Şaron’un pervasızlığını eleştirmesine rağmen çok da tepki almıyor. G8 zirvesi öncesinde Başbakan Filistin sorunun çözümünün bölgenin demokratikleşmesi için olmazsa olmazlardan olduğunu söyleyebiliyor.
Evet, Başbakanın G8 beklentilerinin Zirve Deklarasyonu taslağında yer aldığı doğru. Filistin sorununa, Yol Haritası’na, İsrail’in elini kolunu bağlayan BM Güvenlik Konseyi kararlarına yapılan atıfların sadece Türkiye istediği için konmadığı da gerçek.
Ancak unutmayalım ki, bundan önceki pek çok hükümet bu ve benzeri gerçekleri göremedi, Türkiye’yi dünyanın geleceğinin tayin edildiği platformlara taşıyamadı. Araplardan korkuldu, İsrail’den çekinildi, “Amerika ya bir şey derse” dendi. Yani politika geçmişe, gündelik sorunlara, verilecek reaksiyonlara endekslendi. Gelecek geçmişin ve kısır sorunların, beklentilerin gölgesinde kaldı.
AKP Hükümeti’nin diğer pek çok alanda eksikliği olabilir. İlerde onları yaptıkları hatalar yüzünden de suçlayabiliriz. Ama iktidara geldiklerinden bu yana dış politikada yaptıklarına baktığımızda onları övmek ve cesaretlendirmek için pek çok neden olduğunu gönül rahatlığıyla söyleyebiliriz…
(09 Haziran 2004)
Daha önceki yazıları:
|
|
 |
|