|
 |
|
Zirveye demokratikleşme damgasını vurdu
İstanbul’da son birkaç gün içinde Bosna’dan Kosova’ya, Irak’a asker gönderilmesinden Afganistan’ın siyasi inşasına kadar pek çok şey tartışıldı ama zirveye damgayı Ortadoğu ve Kuzey Afrika’ya demokrasi getirilmesi vurdu. Dün yayınlanan NATO Zirve Bildirisi’nin 36. maddesinde 10 yıl önce başlatılan Akdeniz Diyaloğu’nun güçlendirileceği, terörizme karşı savaşımda bölge ülkeleri ile işbirliğine gidileceği söyleniyor.
Yine aynı bildirgenin bir sonraki maddesinde aynı amaca hizmet edecek İstanbul İşbirliği İnisiyatifi’nin başlatıldığı belirtiliyor. 38. maddede ise tüm bu işbirliği mekanizmalarının tamamlayıcı olduğu vurgulanıyor. Her ne kadar bu mekanizmaların nasıl çalışacağı açıklamalarda ortaya konmamışsa da, üyelerin aklında başarılı olduğu düşünülen Barış İçin Ortaklık girişimi var.
Ayrıca bildirgenin diğer maddelerinde de demokratikleştirme projesinin nedeni olan terörizmin önlenmesine, caydırılmasına ve terörist saldırılara karşı konulmasına ilişkin alınacak yeni tedbirlerden söz ediliyor.
Ancak bildirgeden daha önemli olan Bush’un Galatasaray Üniversitesi’nin bahçesinde yapmış olduğu açıklama. Amerikan Başkanı baştan sona Türkiye’nin övülmesine adadığı konuşmasında tek bir konuya kilitleniyor, o da; demokratikleşme. Türkiye’nin demokratikleşme deneyiminin övülmesi, hatta taleplerini böylesine ince ayar bir şekilde dillendirmesi ve tabii PKK’nın terörizme yeniden kalkıştığını söylemesi bölgenin demokratikleşmesi ile doğrudan ilgili.
Ne de olsa hiçbir “speech-writer”, yani konuşma yazan danışman, patronu terörizme çare olacağına inanılan demokrasinin faziletlerinden bahsederken, bahsettiği ülkenin başına yılladır bela olan bir örgütten söz etmeden konuşmayı kapatamazdı.
Gerçi teröre yeniden başladığının tespiti dışında George Bush, PKK konusunda başka bir şey söylemedi, ama genellikle gözden kaçan/kaçırılan bu sorunu gündeme getirmiş olması yine de önemli. Bu jesti Genişletilmiş Ortadoğu ve Kuzey Afrika projesine, bu projede Türkiye’nin oynayacağı role borçluyuz.
Bilindiği gibi Türkiye, G-8 çerçevesinde kurulan Demokrasi Yardım Diyalogu mekanizmasının İtalya ve Yemen ile birlikte eş başkanlığını üstlendi ve sivil toplum örgütleri aracılığıyla bölgede demokratikleşmenin teşvik edilmesinde önemli rol oynayacak.
Üstelik beğensek de beğenmesek de, demokratikleşmeye niyeti olan bölge ülkeleri için emsal teşkil ediyor. Ayrıca Türkiye sadece demokratikleşecekler için de örnek değil. Demokratikleştirecekler için de örnek.
Evet, Türkiye’nin demokratikleşme macerası eskilere dayanıyor. Arap dünyasına baktığımızda demokratikleşmenin 1946’dan çok daha önce başladığını gönül rahatlığıyla söyleyebiliriz. Fakat gerçek dönüşüm son birkaç yıl içinde Kopenhag Siyasi Kriterleri’ne uyum uğruna gerçekleşti.
Yani Türkiye demokratikleştirildi. Böylece de hem demokratikleşmenin, hem de demokratikleştirmenin en güzel örneği haline dönüştü. Bir de üstüne üstlük nüfusunun hemen tamamına yakını Müslüman.
Bölge ülkeleriyle olan ilişkilerde demokratikleşme kriterlerini ön plana çıkartmayı düşünen ülkeler açısından Türkiye, her şeyi ile dört dörtlük bulunmaz bir emsal. Bu emsalin emsal olarak kalabilmesi ise ancak AB’ye girmesi ile mümkün. Tıpkı Bush’un söylediği ve istemeye istemeye Avrupa’nın da kabul ettiği gibi...
(29 Haziran 2004)
Daha önceki yazıları:
|
|
 |
|