|
 |
|
Kaçırılan bir fırsat daha...
Filistinliler karşılarına kırk yılda bir çıkan önemli bir diplomatik fırsatı daha ıskalamak üzereler. İnşa ettiği güvenlik duvarı nedeniyle dünya siyasetinde fena halde köşeye sıkışan İsrail'i içinde bulundukları yönetim krizi nedeniyle zorlayamayacaklar. Uluslararası Adalet Divanı'nın aldığı ve BM Genel Kurulu'nun 6'ya karşı 150 oyla desteklediği duvar kararı güme gidecek.
Çünkü Filistin Yönetimi tam bir kaos içinde. Kimin eli kimin cebinde belli değil. Ortada Adalet Divanı kararını siyasete tahvil edecek bir yönetim yok.
Bu yazı kaleme alındığı sırada Filistin'de iç savaş çıkabileceğinden söz ediliyordu. Başbakan Ahmet Kurey hafta sonunda istifa etmiş ama kerhen geri dönmüştü. Güvenlik şefi sorunu zar zor atlatılmış, Arafat'ı eleştiren bir milletvekili evinde vurulmuştu.
Oysa Adalet Divanı 9 Temmuz 2004 tarihli 131 sayılı kararıyla İsrail'in terörü önlemek için inşaatına başladığı duvarın yıkılması gerektiğine karar vermiş, Genel Kurul da 20 Temmuz'da Adalet Divanı'nın aldığı kararı destekleyen bir Ürdün taslağını oylayarak İsrail'i bir kez daha mahkum etmişti. Ardından da İsrail'i ziyaret eden AB'nin dış politika patronu Solana AB'nin Adalet Divanı kararına desteğini bir kez daha vurgulamıştı.
Ama Filistin Yönetiminde yaşanan kaos yakında her şeyin unutulmasına yol açacağa benzer. Polis şefi El Cebel ile Albay Ebu Alula'nın dört Fransız'la birlikte kısa bir süreliğine de olsa rehin alınması işleri iyice karıştırdı.
El Aksa Tugayları yolsuzlukların timsali kabul edilen kuzen Musa Arafat'ın yeni güvenlik mekanizmasının başına getirilmesini protesto etti. Filistin'de Arafat karşıtı gösteriler düzenlendi.
Şimdi bütün mesele güzergahın geçici olduğunu, nihai çözüm bulununca değişeceğini daha yüksek sesle söylemekte. Nasılsa dünya artık Filistin'in sınırlarından çok iç çekişmeleri ile ilgilenecek. İsrail de rahat edecek.
Ayrıca, İsrail'in güvenlik kaygıları da yabana atılır cinsten değil.
İsrailliler'in ellerinde duvarlar, bariyerler, engeller vasıtasıyla terörü azalttıklarını gösteren sağlam deliller var.
Yapılan araştırmalar intihar bombacılarının genellikle evlerinin 10-15 kilometre uzağında eylem yaptıklarını, "sınırdaki" bazı köylerin teröristlere konaklama hizmeti verdiğini, Gazze Şeridi'nin 1994'de çevrelenmesinden bu yana buradan kaynaklanan terörist faaliyetlerin ciddi bir şekilde azaldığını gösteriyor.
Üstelik de, dünya duvardan çok duvarın inşa edildiği güzergaha karşı. Çünkü aslında duvar, Şaron'un ve genel olarak İsrail'in nihayet iki ayrı devlet formülünü kabul ettiğinin kanıtı.
Duvarın fikir babasının İshak Rabin olduğunu, 1995'de öldürülmesinin ardından fikrin rafa kaldırıldığını, Peres'in bir arada yaşamanın faziletlerine inandığını, duvar fikrinin raftan 1999'da iktidara gelen Barak tarafından indirildiğini ve Şaron'u bu çözüme Barak'ın ikna ettiğini düşünürsek, tek taraflı da olsa ayrılmayı içeren duvara özde pek kimsenin karşı çıkmayacağını rahatlıkla söyleyebiliriz.
Zaten duvarın, bırakın 1967 sınırlarını esas alan Yeşil Hattı üstünde bire bir inşa edilmesini, Clinton'ın Aralık 2000'de öngördüğü ya da Yossi Beilin ile Abed Rabbo'nun Cenevre'de belirlediği sınırdan geçseydi, yani Batı Şeria'nın % 16.6'sı yerine, % 2'si ile % 5'i arasında bir oran İsrail tarafında kalsaydı bu kadar çok sorun da çıkmazdı...
(26 Temmuz 2004)
Daha önceki yazıları:
|
|
 |
|