23 Kasım 2009
Pazar
English
yenibir.com
Genç Hürriyetim
Agora
Gündem
Avrupa Birliği
Dünya
Ekonomi
Spor
Yaşam
Teknonet
Tüm Haberler
Yazarlar
Kültür Sanat
Magazin
Özel Dosyalar
Hava Durumu
Astronet
Televizyon

HÜRRİYET EKLER
Bilim
e.yaşam
Otoyaşam
Seyahat
Pazar
Cumartesi
Cuma
Kelebek
Mobil Hürriyetim
Arşiv Arama
Bize Ulaşın
Reklam

Zina krizi bitmedi...

Meclis nihayet zina krizine nokta koydu. Ceza yasası olağanüstü toplantıda neredeyse külliyen değişti. AB kapısı biraz daha açıldı. Özgürlükleri engelleyen pek çok hüküm ortadan kalktı. Ama zina meselesi henüz kapanmadı. Başbakan aralarında şeriatça ilişkiye izin verilen bir bağ olmadan, bir erkekle (zani) bir kadının (zaniye) cinsel ilişkide bulunmasının cezasız kalmasını içine pek sindireceğe benzemiyor. İlk fırsatta bu konu tekrar gündeme gelirse hiç şaşmamak gerek.

Üstelik Başbakan da yalnız değil. Toplumdan destek var. Kadının namusunu korumaya bu kadar hevesli insanların yaşadığı bir ülkede başka türlü olması zaten imkansız. Burası kızını, namusunu korumak uğruna öldürebilen insanların yaşadığı, mahallelerin namus bekçileriyle kaynadığı, belediye zabıtalarının el ele tutuşanları uyardığı bir yer.

Erkeğin sadakatsizliğinin kahramanlık, kadının sadakatsizliğinin alçaklık olarak görüldüğü, iki yüzlülüğün kol gezdiği, erkekler dünyası değerlerinin kadın aklına ve vücuduna hükmettiği bir düzen. Sadakatsizliğe müeyyide getirilmesine karşı çıkanlar Başbakanın dediği gibi azınlıkta kalan küçük bir grup. Toplumun büyük bir kesimi sadakatsizliğin cezalandırılmasını meşru gören değerleri içselleştirmiş halde mutlu mutlu yaşıyor.

Çoğunun da yasalardan pek bir şey beklediği yok. Yüzyıllardır kendi sorununu kendi çözmüş, bundan sonra da çözecek. Kadınları taşlayacak, kırbaçlayacak, boğacak, bıçaklayacak, kurşunlayacak, yakacak, yani cezalandıracak. Ne de olsa toplumun huzuru, sistemin bekası için kadının namusunun korunması şart.

Zinanın zina olmaktan çıkması ancak erkekler dünyasının değerlerinden kurtulmakla mümkün. Kurtuluş da hiç öyle kolay değil. En özgür olduğunu iddia edenlerimiz bile kadınını boyunduruk altına almayı sevgi gösterisinin parçası sayıyor. Mülkiyet dürtüsünün en ilkel biçimi olan kıskançlık hegemonyanın kılıfı olup çıkıyor. Erkekler ne kadar çok severse kadını, o kadar çok boyunduruk altına alıyor.

Popüler kültürün taşıyıcıları da erkek dünyasının, ataerkil düzenin değerlerini her gün yeniden üretmemizi sağlıyor. Karşımızda hep “yi kadın” “kötü kadın” örnekleri var. İyi kadın sadık eş, vefakâr ve fedakâr anne özellikleriyle temsil ediliyor. Kötü kadınsa, baştan çıkartıcı, genellikle sarışın ve tabii ki vefasız. İyi ile kötüyü birbirinden ayıran en önemli özellik de bu kadınların seks karşısındaki tutumları.

İyi kadının aseksüel olması iyilik için ön koşul. Onun cinselliğini ancak sevdiği biriyle evlendikten sonra ilişkiye girmesi halinde kabullenebiliyoruz. Bu kural kadın senaristlerin yazdığı yeni dizilerde biraz gevşetilse de, dizi kadını namusunu korumak için hala platonik aşka mahkûm. Senaristin kalemi bir türlü toplum vicdanını yaralamıyor. İyi kadın için ihanet söz konusu değil. Gerçek hayat kurguya o kadar şartlanmış ki, ihanet edenlere dizilerde bile yer yok.

Tabii kurgu gereği bazen iyi kadın da kötü yola düşebiliyor. O zaman da senarist veya yazar cezasını veriyor ve toplumu kötülükten korumak için kötü yola düşen kadını öldürüyor. Ceza bazen ince hastalık, bazen kaza kurşunu, bazen sevdiğini korumak ve iyiliğini tescil etmek için yapılan bir hamlenin sonucunda geliyor. Biçim ne olursa olsun sonuç değişmiyor, kadın bedeni üstünde kurduğumuz hâkimiyet sayesinde toplumsal düzenimizin bekası sağlanıyor.

1970’li yıllarda iyi ile kötü arasında bir yerlerde bir başka kadın tipi daha belirdi, fakat fazla tutmadı. Aşk-ı Memnu’nun Bihter’i, yani Müjde Ar daha sonraki filmlerinde iyi de olabilecek baştan çıkartıcı kadın tipini canlandırdı. Senaristler Müjde Ar’ı günahlarından kurtarmak için arada sırada öldürse de, duşa sokmayı ve kötülüklerinden yıkayarak arındırmayı tercih etti. Ama ele avuca sığmaz, şekil-sınır tanımaz Müjde Ar, seyirciyi tatmin etmedi. Türkiye’nin çok fazla Fahriye ablalara tahammülü yoktu.

Modern Türkiye’nin modern kadını Meltem Cumbul bile kurgusal düzlemde yeniden üretilen geleneğin gazabından kurtulamadı. “Eşkıya” paradigmayı zorladıysa da aşamadı. “Duvara Karşı” gibi aşmaya çalışanlar da oldu. Ama onlar da popüler kültür ürünü haline dönüşemedi. Basın filmi baş karakteri Sibel Kekilli’nin kişiliğinde daha vizyona girmeden mahkûm etti. Seyirciye böylesi bir kadın tipinin ancak porno yıldızlarınca canlandırılacağı mesajını iletti. Zaten seyirci de Kekilli’nin canlandırdığı karakteri kötü değilse de, düşmüş kadın olarak gördü.

Magazin basını da oldum olası önyargıları beslemekte başa güreşti. Namuslarından başka kaybedecek bir şeyi olmayan kadınlar hasret ve hayretle seyretti ”zenginlerin” yaşantısını. Bir yandan onlar gibi olmaya özendiler diğer yandan olamayacaklarını anlayınca içlerine kapandılar, hallerine şükrettiler. Erkekler dünyasının değerlerini, ikiyüzlülüğünü kendi aralarında yeniden ürettiler. Konuştular, koşuştular, magazinin girdabına kapıldılar. Televizyon programlarında sinsice başkalarını gözetlediler. Değişimin taşıyıcısı olacaklarına ahlak bekçisi oldular...

(27 Eylül 2004)


Daha önceki yazıları:
  • Putin’in Ziyareti
  • Terör terörü çeker
  • Kaçırılan bir fırsat daha...
  • Zirveye demokratikleşme damgasını vurdu
  • Aktif Dış Politika
  • Zulüm ve hegemonya
  • BOP, hatalar ve Türkiye*
  • İlk veriler
  • Neden EVET?
  • Sona doğru
  • Türkiye ve Büyük Ortadoğu
  • Büyük düşünmek
  • Hızlı değişim
  • Neden Annan Planı?
  • Askerler neye, neden karşı?
  • Geyik avı ve UEFA
  • Sivil toplum göreve...
  • Başörtüsü sorunu
  • Rapor ve Belge
  • Annan Planı’nın ekonomik analizi
  • Artılarıyla, eksileriyle asker meselesi
  • Bir bardak suda fırtına
  • Kıbrıs’ta çözüm mümkün mü?
  • Başarının sırrı
  • Çözüm ve seçim...
  • Aklımız bir kere rehin alınmasın...
  • Asker göndermek şart değil...
  • Kriz dersleri
  • Tek sonuç-Tek sorun
  • Sırada ikili ilişkiler var...
  • Bu sefer olmadı ama...
  • Güven Bunalımı
  • Her dediklerini yapamayız...
  • DSA Grubu’nun Raporu
  • Herkes yanıldı mı?
  • Teşekkürler Hasan Cemal
  • Neden bir türlü çözemiyoruz?
  • Gözden kaçanlar
  • Kuzey Irak'ta hassas dengeler
  • İpliğimiz pazara çıktıkça...
  • Yeni bir Kıbrıs pazarlığına doğru...
  • Zor Sorun – Zor Çözüm
  • Sıkı Pazarlık
  • Eskisi gibi olmayacak...
  • Elmalarla Armutlar
  • İşe yarar mı?
  • Sağduyuya Davet
  • Küçük bir hatırlatma...
  • İstenenden az, beklenenden iyi, korkulandan uzak...
  • Sonuç ne olursa olsun...
  • Farkında mısınız NATO genişledi
  • Sorunlar ve Fırsatlar
  • Çözüm olursa...
  • Kredi Hepimizin
  • Beklenen Oldu
  • Kaş Yaparken Göz Çıkartmak
  • Yalan mı?
  • Kara bulutlar
  • Eğer doğruysa
  • Tarihe not düşmek için...
  • Kimin ne dediğini bırakın uygulamaya geçin...
  • Toprak yerine petrolden pay...
  • Çeçen Sorunu
  • Yeni Bir Dünya Düzenine Doğru
  • 12 Yılın Muhasebesi
  • Laço Tayfa
  • Yokluğu Hissedilecek
  • UCM ve Türkiye
  • Bush’un Önerisi
  • Kazalar ve Boğazlar
  • Zirve Dersleri
  • NATO Light
  • Top karşı tarafta
  • Kendini aşmak
  • Trabzon Buluşması
  • Acele etmeyelim...
  • Biraz Bocaladıktan Sonra
  • Durum Tespiti
  • Arap Zirvesi’nin Ardından
  • Cheney’nin Ardından
  • MGK Genel Sekreteri Kılınç ne demek istedi?
  • Ems Telgrafı
  • Bir Buluşmanın Ardından
  • Post-Huntingtonian Bir Dünyaya Doğru
  • Samson Devletleri
  • KEİ’ye hayat öpücüğü
  • Amerika Keşifleri
  • Türkiye’nin Irak İkilemi
  • Irak’a Müdahale
  • Yeni Yıl Falı
  • Yerinde karar
  • ABM sizlere ömür...
  • AGSK nedir? Ne işe yarar? Ne kazandırır? Ne kaybettirir?
  • İnanılmazı Gerçekleştirmek
  • Sıra Irak’a Gelirse...
  • Biri müteşekkir, diğeri kaygılı
  • Huntington’u Mahcup Edecek Tek Ülke
  • Kıbrıs Meselesi
  • İncir Yaprağı
  • Felaket Senaryosu
  • Asker Gönderme
  • Beklenen oldu, beklenmeyen de olabilir...
  • Kim haklı?
  • Meşruiyet Sorunu
  • Ufuk Turu

  • Ana Sayfa | Son Dakika | Gündem | Dünya | Ekonomi | Spor | Yaşam | Yazarlar
    Kültür Sanat | Magazin | Özel Dosyalar | Piyasanet | Hava Durumu | Astronet | Televizyon
    İnsan Kaynakları | Arama+Arşiv | Bize ulaşın | Yardım

    © Copyright 2009 Hürriyet