10 Şubat 2012
Pazartesi
English
yenibir.com
Genç Hürriyetim
Agora
Gündem
Avrupa Birliği
Dünya
Ekonomi
Spor
Yaşam
Teknonet
Tüm Haberler
Yazarlar
Kültür Sanat
Magazin
Özel Dosyalar
Hava Durumu
Astronet
Televizyon

HÜRRİYET EKLER
Bilim
e.yaşam
Otoyaşam
Seyahat
Pazar
Cumartesi
Cuma
Kelebek
Mobil Hürriyetim
Arşiv Arama
Bize Ulaşın
Reklam

Biri müteşekkir, diğeri kaygılı

Türkiye’nin Afganistan’a asker gönderme olasılığı güçlendikçe, Amerika ve Avrupa basınından farklı sesler çıkmaya başladı. Amerikan basını Türkiye’nin Afganistan’a asker gönderme kararından son derece memnun görünürken, Avrupa basını “Bakalım Türkler şimdi bizden ne isteyecek!” havasında. Kimisi parayla yetineceğimizi, kimisi askerlerimizi Kıbrıs’a tahvil edeceğimizi, kimisi AB’ye üyelik diyeceğimizi, kimisi de sanki bizim için büyük bir iyilikmişçesine Bakü-Ceyhan boru hattına fit olacağımızı düşünüyor.

Benim eğilimim Türkiye’nin Afganistan batağına ne olursa olsun asker göndermemesi yönünde. Doğrusunu isterseniz Amerika’nın, Rusya’nın, İngiltere’nin at koşturduğu bir alanda etkili olabileceğimizi hiç sanmıyorum. Bakmayın siz güya ülkenin geleceğini belirleyecek 21 devlet arasına bizim de katılmamıza, nihayetinde büyüklerin dediği olacak. İnsani yardım yaptı diye Norveç’i, asker gönderdik diye bizi kimse tınlamayacak.

Hem zaten etkili olsak da etkimiz bizim değil, başkalarının işine yarayacak. Üstelik bugün müttefik olduğumuz yerel guruplar yarın düşmanımız olarak karşımıza çıkabilir. Bizim açımızdan önemli olan bölgenin istikrara kavuşması, terörizme kaynaklık eden bir bataklığın kurutulmasıdır. Eğer bu iş başkaları tarafından yapılabiliyorsa, gayretkeşlik göstermenin, askerlerimizin hayatını tehlikeye atmanın anlamı yoktur.

Ama bizim Afganistan’daki askeri varlığımız bölgenin istikrara kavuşmasının olmazsa olmaz koşuluysa; Amerikalıların dediği gibi Müslüman kimliğimiz, NATO içinde yer almamız, ordumuzun PKK ile savaşta edindiği tecrübe, Dostum başta olmak üzere bölge liderleriyle olan ilişkilerimiz önemliyse, o zaman bu işe bulaşmamız gerekir. Bulaştığımız takdirde de katkımızın karşılığını istemekten daha doğal bir şey olamaz.

Ancak Türkiye hükümetiyle, askeriyle, siviliyle, basınıyla Afganistan’a asker göndermeye hevesli olursa, Başbakanı çıkıp Amerikan televizyonlarına halkımız asker göndermeye pek meraklı derse, basın Mehmetçik için şimdiden kahramanlık ağıtları yazarsa, yani dışardan bakanlar Türkiye’yi çantada keklik olarak görürse, hiçbir pazarlık şansımız kalmaz. Bırakalım da onlar bizden yana yakıla askeri ve siyasi katkı talep etsin.

Biz terör karşısında üstümüze düşeni yaptık. 11 Eylül sonrasında üslerimizi açtık, istihbaratımızı paylaştık, özel kuvvetlerden birlik göndereceğimizi söyleyip Amerikan müdahalesinin Müslümanlara karşı olmadığını dünyaya gösterdik. Daha fazlası gerekiyorsa, onlar istesin. Belki böylece müteşekkir olmayı öğrenirler, Türkiye’nin değerini daha iyi anlarlar.

Amerikan menşeli International Herald Tribune’da bile (9 Kasım 2001, Joseph Fitchett imzasıyla) Ankara’nın Kıbrıs konusundaki çıkışı, asker karşılığı taviz kopartma arayışında olduğuna bağlanıp “pervasızlık” olarak adlandırılıyorsa, Türkiye’nin biraz oturup düşünmesi gerekiyor demektir. Çünkü asker göndermenin amacı Batının gönlünü kazanmaksa, bu ve benzeri yazılardan kazanamadığımız açıkça belli oluyor.

Evet, geçtiğimiz hafta Washington Post’da (14 Kasım 2001) Clinton yönetiminin gözdesi Holbrooke Türkiye’yi oturtacak yer bulamadı. Avusturalya’nın Doğu Timor’da oynadığına benzer bir rolün Afganistan’da Türkiye tarafından oynanması gerektiğini söyledi. The Wall Street Journal (12 Kasım 2001) başmakalesinde Türkiye’yi terörizmle savaşta Amerika’nın gerçek dostları arasında saydı ve iyiliğine karşılık verilmesinin yollarını aramanın faydalarından söz etti. Hatta Amerika’nın 2 milyon tirajlı bu etkili gazetesi, Türk askerlerini Afganistan’da görmenin faziletlerini sıraladı.

Fakat yine de Avrupalılar faturanın kendilerine kesileceğinden korktu, çeşitli gazetelerinde çekincelerini dile getirdi. Bazıları Dostum ile dostluğun dezavantaj olabileceğini, bazıları Türkiye’nin bu işten güçlenmiş olarak çıkabileceğini, bazıları AGSP’nin çıkmaza gireceğini yazdı. Komşumuz Yunanistan ise genellikle Kıbrıs konusunda hayıflandı. Kıbrıs kaygılarını da pek çok Avrupa gazetesi paylaştı.*

Yapacağımız iyiliğin nerede tahvil edileceğini şimdiden kestirmek zor. Ancak eğer tahvil etmek, sadece bize verilenlerle yetinmemek istiyorsak, yaptığımızın iyilik olduğunu anlamalarını sağlamamız şart. Oturup anlamalarını beklersek, asker göndermeye bu kadar hevesli olursak, daha çok bekleriz...

*Yabancı dille sorunu olan ya da adres adres dolaşıp Türkiye üstüne çıkan yazıları takip etmeye vakti olmayan okuyuculara Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü’nün Dış Basında Türkiye bültenlerine www.byegm.gov.tr adresinde bakmalarını öneririm.




Ana Sayfa | Son Dakika | Gündem | Dünya | Ekonomi | Spor | Yaşam | Yazarlar
Kültür Sanat | Magazin | Özel Dosyalar | Piyasanet | Hava Durumu | Astronet | Televizyon
İnsan Kaynakları | Arama+Arşiv | Bize ulaşın | Yardım

© Copyright 2012 Hürriyet