|
 |
|
Yerinde Karar
Uzun bir bekleyişin ardından Türkiye’nin Afganistan’a “şimdilik” asker göndermeyeceği ortaya çıktı. Kimileri bunu parasızlığa, kimileri Afganistan’ın geleceğinin belli olmamasına, kimileri liderliği İngiltere’ye kaptırmasına bağladı. Pek çokları da hayıflandı. Resmi açıklamalar ise görüşmelerin halen devam ettiği yönünde. Ama sebep ne olursa olsun Afganistan’a asker göndermemek göndermekten çok daha akıllıca.
Nedenlerine gelince:
Türkiye Afganistan’a ulvi amaçlarla değil, tüm diğer ülkelerin yaptığı gibi kendi çıkarlarını korumak için asker göndermeye talip olmuştu. Ancak çıkarları asker göndermeden de korundu. Çünkü Türkiye’nin çıkarı Batı Bloğu içindeki “stratejik” önemini pekiştirmek ve Afganistan’da istikrarı sağlamaktı. Türkiye müdahale ve sonrası için asker göndermeye talip olarak Batı’nın gözüne girdi, stratejik önemini pekiştirdi. Afganistan’ın istikrarı derseniz biz asker göndersek de göndermesek de sağlanılmaya çalışılacak.
Bonn mutabakatının ne kadar sağlam temeller üstüne oturduğunu, altı ay sonra olacakları bilmiyoruz. Bonn mayası tutmazsa, Afganistan’a gönderilen askerler kendini birden bire bir iç savaşın içinde bulabilir. Ne de olsa durum Bosna’dan, Kosova’dan çok farklı. Afganistan’daki Sırplar Taliban’dı. Ama artık ortada Taliban yok. Her biri rejimin meşru parçası olan etnik gruplar ve onların temsilcileri var. Birini diğerine karşı korumak, kollamak, taraf olmak zor. Bölgeye istikrar için gönderilen gücün istikrarsızlığın parçası olma olasılığı ise yüksek. Türkiye asker göndermeyerek doğabilecek sorunların parçası olmaktan kurtuldu.
Asker göndermekle etkili olmak arasında doğrudan bağlantı olduğuna inanlara Afganistan’da siyasi zeminin çok kaygan olduğunu, değişen ittifakların ve iktidarların uzun dönemli ilişkileri köklü bir şekilde etkileyebileceğini hatırlatmak isterim. Mayıs 1928’de Türkiye’yi ziyaret eden Amanullah Han ile varılan mutabakat neticesinde Kazım Orbay başkanlığındaki heyetin iktidar değişikliğini takiben Nadir Şah tarafından geri gönderildiğini unutmayalım. İlişkiler her ne kadar Zahir Şah’ın iktidara gelmesiyle düzelmişse de, kendi tarihimizden bu örnek askeri “desteğin” beraberinde taşıdığı riskleri göstermek açısından ilginçtir. Zaten 2000’lerin Afganistan’ı ile 1939’ların Afganistan’ı da birbirinden çok farklıdır. Büyük devletlerin at koşturduğu bir alanda Türkiye’nin sınırlı imkan ve yetenekleriyle etkili olabilmesi zordur.
Asker göndermektense asker yetiştirmek, polis eğitmek, üniversite kurmak, hastane yapmak siyasi açıdan çok daha karlı yatırımlar. Ayda 50 milyon doları neyle karşılaşacağı belli olmayan askeri bir operasyona vermektense, yılda 25 milyon doları eğitime, sağlığa ayırmak çok daha kalıcı sonuçlar doğurur. Her yıl Türkiye birkaç bin Afgan gencine doğru dürüst eğitim imkanı yaratırsa, kendine ziyadesiyle iyilik eder. Ülkenin istikrarına katkıda bulunur. Unutmayalım ki Türkiye’de Robert Kolej, USIS ve Amerikan Hastanesi Missouri Zıhlısından ya da İncirlik Üssünden çok daha etkili olmuştur.
Türkiye için Afganistan kadar diğer bölge devletleriyle olan ilişkilerini korumak, çıkarlarını kollamak da önemlidir. Afganistan merkezli ve ağır sorumluluklu bir politika Türkiye’nin diğer bölge devletleriyle olan ilişkilerine zarar verebilir. Türkiye özellikle “geleneksel dostu” Pakistan’ın çıkarlarını kollamak zorundadır. Pakistan, Hindistan ile yeni yönetim arasında gelişen özel ilişkiden kaygı duymakta, Peştun çoğunluğun kendisinden bir kez daha toprak talebinde bulunmasından korkmaktadır. Jane’s Intelligence’ın geçtiğimiz günlerde yayınladığı bir raporda, Pakistan istihbarat servisi ISI’nin Hintli yetkililerin Kuzey İttifakı liderliği ile temasta olduğunu tespit ettiğini belirtilmektedir.
Afganistan’da yabancı mevcudiyetinin yaratacağı bir başka sıkıntı ise haşhaş ekimine getirilecek sınırlamalardan doğabilir. Amerikan resmi verilerine göre 1999’da 800 bin dönüm arazide haşhaş ekimi yapılmakta ve bundan dönüm başına ortalama 950 dolar para kazanılmaktaydı. Taliban’ın yasağını takiben haşhaş ekimi sınırlandı, 3 bin 300 ton civarında seyreden yıllık afyon üretimi 2000’de 185 tona düştü. Taliban sonrası dönemde haşhaş üretiminde patlama yaşanılacağından korkuluyor. Çünkü haşhaşın ekimi ve afyonun ticareti çok karlı. Haşhaş yerine tahıl ekilmesi durumunda ortalama çiftçinin kazancı ciddi bir şekilde düşüyor, dönüm başına 950 dolardan 50 dolar seviyesine iniyor. Kaldı ki, bu işten sıradan Afganlı kadar Taliban’a karşı gerçekleştirilen mücadelede ön plana çıkan aşiret liderleri de para kazanıyor.
Kısacası; bırakalım pis işi başkaları yapsın. İsterlerse yardım edelim. Ama Hükümetin başarısızlık hanesine Afganistan’a asker gönderememeyi eklemeyelim. Eklemeyelim ki, siyasilerimiz popülizm yapmak uğruna askerlerin hayatını, ülkenin çıkarlarını boşu boşuna tehlikeye atmasın.
|
|
 |
|