|
 |
|
Yeni Yıl Falı
Antropologlar düğün, sünnet ve cenaze törenlerinin hayatın bir aşamasından diğerine geçişi simgelediğini söyler. Düğünde gelin ve damat, sünnette çocuk normal hayatın akışından kopartılır, adam yerine kondukları izlenimi verilir. Gelinlik, damatlık, o garip sünnet kıyafeti, düğün, davetliler ve nikah memurlarının yaptığı anlamsız konuşmalar hep “kurbanın” kendini iyi hissetmesi içindir.
Birazdan etinden et kopartılacak çocuk kendini diğer tüm çocuklardan farklı ve ayrıcalıklı zanneder. Gelin ve damat bir an için evlilik kurumunun mutluluk kaynağı olduğunu sanır. Cenaze törenleri ise aslında giden değil kalan için yapılır, ama gidenin yeni bir hayata başladığı da anlatılır.
Yılbaşılar da pek çokları için sünnet, düğün ya da cenazeden farklı değildir. İnsanlar nedense tarihin Gregoryen dönüm noktasında hayatlarının yeni bir dönemine girdiklerine inanır. Yılbaşı baloları, sokak kutlamaları, şampanya mantarları, ev partileri yeni döneme geçiş töreninin parçalarıdır.
Zamanın akışından mutsuz olması gereken bir sürü insan yaşlılığı, hastalığı, ölümü, işsizliği, parasızlığı unutup geleceğe umutla bakar. Beklentiler artar, ne hikmetse yeni yılın eskisinden farklı olacağı varsayılır.
Köşe yazarları da oturup sayfa sayfa yılın muhasebesini yapar, sanki dünya saniye farkıyla değişecekmişçesine geleceğe ilişkin beklentilerini sıralar. Laf aramızda yıl sonu yazıları da pek okunmaz.
Çoğunluğu geçen yılın bilançosunu çıkartır ve yeni bir bilgi aktarmaz. Tıpkı sünnet olduğumuz, evlendiğimiz, yıl başlarında eğlendiğimiz gibi her yıl sonunda okunmayacağımızı bile bile bu yazıları yazarız.
Bunca laf ettikten sonra benim değişik bir şey yapacağımı sanıyorsanız yanılırsınız. Ben de oturup geçtiğimiz yılın muhasebesini çıkarmak, yeni yılın falına bakmak istiyorum. Yapabileceğim tek fedakarlık muhasebe kısmını kısa kesmek, fal işini de makro eğilimlerle sınırlamak. Ama buna karşılık biraz içinizi karartmama müsaade edin.
Çünkü elimde geleceğin geçmişten farklı olacağını gösteren hiçbir delil yok. Dünya politikasında savaşlar, müdahaleler, eşitsizlik, adaletsizlik bu yıl da eskisi gibi sürüp gidecek. Terörün her türlüsü yaşanacak.
Dünyanın ücra köşelerinde çocuklar yine açlıktan ölecek. Mayınlar patlayacak, bombalar vuracak. Devletler bin yıllardır olduğu gibi güç peşinde koşacak. Biz, yani acıyı yaşamayanlar ise evlerimizde halimize şükredip televolelerimiz, çarkıfeleklerimiz, BBG’lerimizle avunacağız.
Amerika füze kalkanını kurmaya, İsrail Filistin sorununu terörizme indirgemeye, Rusya ve Çin işbirliğini derinleştirmeye, Avrupa genişlemeye, Türkiye de bu genişlemenin içinde yer almaya çalışacak.
Türkiye siyasi aklını kullanabildiği oranda gelişmeleri yönlendirebilen, karar verme mekanizmalarında çıkarları hesaba katılan bir ülke olacak. Bunun dışında bir kestirimde bulunabilmek gerçekten falcıların işi.
Hindistan ile Pakistan’ın savaşıp savaşmayacağını, ABD’nin Irak’a saldırıp saldırmayacağını, Afganistan’da Bonn mayasının tutup tutmayacağını, AGSP’nin işe yarayıp yaramayacağını, bundan sonraki zirvelerde Türkiye’nin üyelik şansının artıp artmayacağını bilmek imkansız.
Dünya politikasında eğilimleri sezebilirsiniz. Ancak somut gelişmeler hakkında kolay kolay kehanette bulunamazsınız. Bakın 2000’in yıl sonu yazılarına, “Denktaş masaya oturmak ve Kıbrıs sorununu çözmek için inisiyatif alacak” diyen bir Allah’ın kulunu bulamazsınız.
Bırakın 11 Eylül gibi dramatik olayları, en sıradan haberler konusunda bile öngörüde bulunmak zordur. Binlerce değişken olayların akışını belirler. Biz bazen bazılarının daha ön plana çıktığına inanırız ve “bilim” adına, gazetecilik namına sizlere ahkam keseriz.
Bir çoğunu tutturamayız, ama olsun. Nasılsa önemli olan tutturmak değil umut vermek, geleceğin geçmişten farklı olacağını söylemek, sizi bir an için mutlu etmek, törenselliği tamamlamak. Tıpkı piyango bileti gibi...
|
|
 |
|