yenibir
16 Ocak 2002
Çarşamba
    mesaj grupları     yardım     üyelik     site haritası
Yenibir.com
Genç Hürriyet
Agora
Gündem
Politika
Dünya
Ekonomi
Spor
Yaşam
Teknonet
Tüm Haberler
Yazarlar
Kültür Sanat
Magazin
Özel Dosyalar
Hava Durumu
Astronet
Televizyon
Arşiv
Bize Ulaşın

Irak’a Müdahale

Müdahale bir devlet, bir grup devlet, bir uluslararası örgüt veya bir grup insan tarafından diğer bir devletin iç işlerine karışma özelliği taşıyan, siyasi yapıyı hedefleyen, başı sonu belli olan güç kullanma biçimidir. Müdahaleler, Otuz Yıl Savaşları’nı sona erdiren 1648 Westphalia Barışı ile kurulduğu varsayılan devletler sisteminin temel normlarına aykırıdır. 1945 tarihli BM Şartı 2.7. maddesinde içişlerine karışmayı, 2.4. maddesinde ise güç kullanmayı yasaklar. Ama buna rağmen müdahaleler olmuş, tarih boyunca devletler birbirlerinin iç işlerine karışmıştır.

II. Dünya Savaşı sonrası dönem büyük devletlerin kendi etki alanlarına yaptıkları müdahalelerin eşsiz örnekleriyle doludur. Sovyetler Birliği’nin 1956’da Macaristan’a, 1968’de Çekoslovakya’ya yaptıkları, 1979’da Afganistan’a asker sokması sıkça hatırlanan örnekler arasındadır. ABD de kendi etki alanında Monroe Doktrini’ni ilan ettiği 1823’den bu yana müdahale etmek konusunda cömert davranmış, 1954’de Guatemala’da yaptığı gibi muz şirketlerinin çıkarlarını korumak için bile ülkelerin meşru yönetimlerini askeri güç kullanarak ve kullandırtarak alaşağı etmekten çekinmemiştir.

Bu yüzden müdahale etmeme ilkesi ile müdahaleler arasında her zaman gerilim olmuş, devletler müdahalelerini meşru göstermek için çaba harcamıştır. Günümüzdeki en kabul edilebilir meşruiyet kılıfı müdahalenin “insani” gerekçelere dayandırılmasıdır. 11 Eylül sonrasında Amerika’daki düşünce kuruluşları müdahalelere “insani olmanın” ötesinde de kılıflar bulmaya çalışmakta, hatta bazıları “ulusal çıkar” gerekçesiyle müdahale edilebileceğini iddia etmektedir.

Fakat hangi gerekçeye dayandırılırsa dayandırılsın, “hukuk” müdahaleleri önlemekte yetersiz kalmıştır. Müdahaleleri önlemenin en iyi yöntemi caydırıcılıktır. Müdahaleye davetiyeyi zayıflık çıkartır. Müdahaleye niyetlenen ve müdahalesinin kendince haklı nedenlere dayandığına inanan devlet ya da başka bir birim göreceği tepkinin şiddetli olacağını ve müdahalenin savaşa dönüşeceğini anlarsa, müdahale etmeden önce daha çok düşünür. “Kaşının altında gözün var” ya da “yedi yıl kontrol ettik ama senin elinde yine de sende olmasını istemediğimiz silahlardan olabilir” diye müdahale etmeye kalkışmaz.

Caydırıcılık açısından bakıldığında Irak’a yapılması planlanan müdahale için ABD’nin çok fazla düşünmesi gerekmemektedir. Afganistan örneğinde görüldüğü üzere havadan bombardıman ve karadan muhalif gruplar müdahalenin minimum zayiatla yapılmasını sağlamaktadır. Amerika, Irak’ın caydırıcı gücünden çok Türkiye’nin, Rusya’nın ve diğer Arap ülkelerinin tepkisinden çekinmektedir. Ancak bunların arasında önemli olan tek ülke Türkiye’dir. Ankara’nın ikna edilmesi Irak’a yapılacak müdahalenin yolunu açacaktır. Yoksa nasılsa müdahaleye bir kılıf bulunur.

Suudilerin ve Kuveyt yönetiminin Saddam’a karşı duyduğu nefret Arap Birliği’nin blok halinde hareket etmesini zorlaştırmaktadır. Kaldı ki, Filistin sorununun çözümü yolunda atılacak en ufak adım Arapların Irak müdahalesine ses çıkartmalarını engelleyecektir. İran ise zaten müdahaleden karlı çıkacak ülkelerin başında gelmektedir. Basra bölgesindeki Şii nüfusun varlığı, İran-Irak savaşının hatıraları, Körfez’de kazanacağı stratejik üstünlük, Amerika ile ilişkileri geliştirmek arzusu Tahran’ın müdahaleye tepki göstermemesini sağlayacaktır.

Rusya Federasyonu derseniz Saddam’a değil, Irak’ın geleceğine ve Ortadoğu’da oynayabileceği role yatırım yapmaktadır. 1972 tarihli ABM antlaşmasının tamamen çökmesinin önüne geçmeye çalışan, Yirmiler NATO’sunda kendine rol biçen, geleceğini Batı ile ilişkilerde görmeye çabalayan Moskova Saddam gidecek diye kılını kıpırdatmaz. Benzer şeyler “ya kalır da çıkarlarımıza zarar verirse” diye hesap yapan İngiltere ve Fransa için de geçerlidir. Saddam olmasa da AB ülkelerinin çıkarları nasılsa korunacaktır.

Yapılacak müdahaleden zarar görebilecek tek ülke Türkiye’dir. Saddam’ın yerine varis bulunması, Irak’ın toprak bütünlüğünün korunması halinde dahi Türkiye etkilenecektir. En hafifinden borsası çalkalanacak, ticareti azalacak, belirsizlik yabancı yatırımcıyı kaçıracaktır. Saddam sonrası kurulacak federatif Irak’ın Türkiye Kürtleri için yeni bir referans kaynağı olması olasılığı da Ankara’da rahatsızlık yaratmaktadır. Ancak daha da önemlisi Amerika’nın müdahaleyi Afganistan’dakine benzer şekilde örgütlemesi ve Saddam’ı muhalif gruplar marifetiyle tepelemesidir.

Böylesi bir gelişme verilen sözlere rağmen Kuzey Irak’ta çekirdeği çoktan oluşmuş Kürt devletinin kurulmasına, milliyetçi çekim gücü ile uzun dönemde Türkiye’nin toprak bütünlüğünün ve siyasi istikrarının tehdit edilmesine yol açabilir. Hatta Kürtler Kerkük’ü ele geçirerek ekonomik açıdan ayakları yere basan, Batıya cazip bir devlet yaratmaya çalışabilir. Bu da Türkiye’yi Amerika ile eş zamanlı müdahaleye zorlayabilir. Ya da zaten Misak-ı Milli sınırları içinde addedilen Musul ve çevresi, yarı resmi Amerikan yazarlarının belirttiği gibi, desteği karşılığı Türkiye’ye teklif edilebilir.

İster teklifle, ister mecburiyetten Türkiye’nin Kuzey Irak batağına çekilmesi altından kalkamayacağımız sorunlar doğurur. Arap toprağını işgal ettiğimiz için Araplarla, işgal ve belki ilhak ettiğimiz için Avrupalı dostlarımızla başımız beladan kurtulmaz. Kıt, kurak Kuzey Kıbrıs’ı bize yedirmeyen Batı, Musul gibi petrol zengini bir bölgeyi hiç yedirmez. Emin olun arkamızda ne Lieberman, ne de Safire kalır. Amerikan müdahalesinin hangi meşru temellere dayandığını kimse sorgulamazken bizim Kuzey Irak’taki varlığımız herkese dert olur.

Bence Türkiye Ecevit’in Washington ziyareti öncesinde müdahale konusunda gevşeyeceğine daha sert tutum takınmalı.Yapılacak müdahalenin meşru olup olmadığı tartışmalarıyla boşuna zaman harcanmamalı. Başbakan üçüncü dünyacılık, Saddamcılık gibi yaftalarla kendi kamuoyunda köşeye sıkıştırılmamalı. Müdahalenin faziletleri yerine dertleri ön plana çıkartılmalı. Çıkartılmalı ki, Ecevit’in Washington’da bizim adımıza pazarlık şansı olsun, müdahaleyi önleyemese, hatta aslında önlemek istemese bile kontrol edebilsin...



Ana Sayfa | Son Dakika | Tüm haberler | Gündem | Dünya | Ekonomi | Spor | Yaşam | Yazarlar
Kültür Sanat | Magazin | Özel Dosyalar | Piyasanet | Hava Durumu | Astronet | Televizyon
İnsan Kaynakları | Arama+Arşiv | Bize ulaşın | Yardım

Copyright 2001 Hürriyetim