|
 |
|
Türkiye’nin Irak İkilemi
Türkiye Irak’ın geleceği konusunda söz sahibi olmak zorunda. Ne güney sınırında yeni bir istikrarsızlığın oluşmasına, ne de Kürt ve Türk akrabalarına karşı yeni bir insanlık suçu işlenmesine seyirci kalabilir. Saddam kalsa da, gitse de bu koşul değişmiyor. Üstelik gidecekse onu götüreceklerle, kalacaksa onunla işbirliği yapmak durumunda.
Türkiye’nin tercihi doğal olarak statükonun değişmemesinden yana. “Saddam’a istediğinizi yapın ama Kürtlerle oynamayın” derken bile aslında var olan düzenin sürmesini istediğini belirtiyor.
Ancak bu işin böyle sürüp gitmeyeceği de artık üç aşağı beş yukarı belli. Ecevit Washington’dan hangi garantilerle dönerse dönsün, Grossman ne derse desin karşımızda Kongresi ve Yönetimi ile müdahale için bahane ve yöntem arayan bir Amerika var.
Daha 20 Aralık’ta Temsilciler Meclisi ve Senato beş maddelik ortak deklarasyon yayınlayıp Yönetimden Irak’ın kapılarını BM silah denetçilerine açmasını sağlaması için elinden geleni yapmasını istedi. Ayrıca basın da bu işe fena halde angaje oldu.
Bu şartlar altında genç Bush’un baba Bush’un bıraktığı yerden devam etmesi olasılığı çok güçlü. Karar vermedik demelerine güvenerek ipin ucunu bırakmak daha sonra altından kalkamayacağımız sorunlar doğurabilir.
Çünkü Washington için artık sorun müdahale edip etmemekten çok müdahalenin ne şekilde yapılacağına dönüşmüşe benzer. Bu şartlar altında bizim açımızdan en ideali Saddam rejiminin saray darbesi ile devrilip, yerine görece demokratik ve insan haklarına hafiften saygılı federatif bir yönetimin kurulması olurdu.
Fakat ortada Saddam’a darbe yapacak adam kalmadı. Daha önceki teşebbüsler hüsranla sonuçlandı. Washington Saddam’dan kurtulmaya niyet ederse, INC’nin yüzde 70’ini oluşturan Kuzey Irak Kürtlerinden destek almak zorunda.
Ne de olsa Amerika Saddam için dahi kendi evlatlarının canını tehlikeye atmaz. Afganistan’da yaptığı gibi havadan bombalayıp, karadan “yerlileri” cepheye sürecektir. Aldığı yardımın karşılığını da oluşumu zamana yayılmış bir Kürt devleti şeklinde ödemesi mümkün.
Türkiye’nin sadece muhalefet ederek bu oluşumu engellemesi zor. Gelişmeleri kontrol etmek için müdahaleye de katılabilir. 1991’de yapmadığı 2002’de yapmaya kalkabilir. Ankara şimdiden kategorik müdahale muhalefetini yumuşattı.
Ecevit müdahaleye değil Irak’ın toprak bütünlüğünün bozulmasına karşı çıkmaya başladı. Ancak bu politika değişikliğinin Irak yönetimi tarafından da görüldüğünü, bedelinin bize ticari ve insani alanda ödetileceğini bilmemiz gerekiyor.
Ticari kısmını bir kenara bıraksak ve kayıplarımızı Washington’dan aldığımız destekten çıkartsak bile, Irak Türkmenleri’nin tıpkı Kürtler gibi yıllardır ağır bir baskı altında yaşadığını görmezden gelemeyiz. Unutmayalım ki, ortada bazılarını bizim de zamanında yaptığımız ve bu yüzden kendimizde pek fazla karşı çıkma cesareti gösteremediğimiz gerçekler var.
Türkmen şehirlerinin isimleri değiştirildi, zorunlu iskana tabi tutuldular, gayri menkul alımları yasaklandı. Sadece 1997 yılında 31 Türkmen siyasi nedenlerle idam edildi. Hatta şimdi Türkmenlerin yoğun olarak bulundukları bölgelere Filistinli mültecilerin yerleştirilmesi gündemde.
Türkiye’nin Irak konusuna ilgisi arttıkça bu baskıların da artacağına, faturanın onlara çıkartılacağına emin olabilirsiniz. Yakında, Saddam’a bağlı kuvvetler Türkmen Cephesi’ne Temmuz 1996’da Erbil’de yaptığı baskınlara benzer baskınlar yapmaya kalkarsa hiç şaşırmayalım...
|
|
 |
|