|
 |
|
Amerika Keşifleri
Türkiye Ecevit ve heyetinin Amerika ziyaretinden önce de Amerika’yı birkaç kez keşfetmişti. İlk keşfimiz 27 Ekim 1827’de donanmanın Navari’nde Avrupa devletleri tarafından yakılmasından hemen sonraya rastlar. Yunan ayaklanması sırasında neredeyse tüm Avrupa’yı karşısında bulun Bab-ı Ali yeni müttefikler arayışı içine girer ve Amerikan kaynaklarına göre 7 Mayıs 1830’da “Seyrisefain ve İcrayı Ticarete Dair” bir “ Muahede-i Humayun” imzalar.
Temelde “en ziyade müsaadeye mazhar millet” hükmü içeren bu belgenin önemi ekinden kaynaklanır. Burada İmparatorluğun Amerika’dan savaş gemisi alma iradesi beyan ettiğini görürüz. Ancak irade beyanına rağmen gemi alınamaz. Çünkü gemi satışı ve Avrupa’nın işlerine karışmak Amerika’nın o zamanki küresel stratejisine, yani 1823 tarihli Monroe Doktrini’ne aykırıdır.
İkinci keşfimiz Kurtuluş Savaşı sırasında gerçekleşir. 8 Ocak 1918 tarihinde zamanın Amerika Başkanı Woodrow Wilson Kongre’de ülkesinin savaş sonrası düzen için düşündüklerini 14 maddede açıklayan bir konuşma yapar ve konuşmasının bir kısmını da münhasıran Devlet-i Aliye’nin geleceğine adar. Bunun üstüne işgal altındaki Türkiye’de Amerikan mandası tartışmaları başlar.
Hatta 1919 sonbaharında Ermenistan mandası için görüşmelerde bulunmak üzere Anadolu’ya teşrif eden General James Harbord başkanlığındaki heyet Mustafa Kemal’in bile Amerikan mandasını tercih ettiğini rapor eder. Fakat bizim Kurtuluş Savaşı’ndan başarı ile çıkmamız ve Amerika’nın elini eteğini dünya işlerinden çekmesi yüzünden keşfimiz pek bir işe yaramaz.
Üçüncü keşfimiz II. Dünya Savaşı sonunda içine düştüğümüz yalnızlıktan ve Sovyet baskısından kurtulmak, geleneksel müttefikimiz İngiltere yerine Amerika’yı ikame etmek için 1945 yılında başlar, 5 Nisan 1946’da Missouri Zırhlısı’nın Dolmabahçe önüne demirlemesiyle tamamlanır. Bundan sonra Amerika Türkiye’nin Sovyet yayılmacılığı karşısındaki jokeri olur. Askeri ve ekonomik yardımın kapıları açılır.
Truman Doktirini, Marshall Yardımı derken Türkiye 1952 yılında arka kapıdan da olsa kendini Amerika sayesinde NATO’nun içinde bulur. Artık Amerika’nın stratejisi değişmiştir, Sovyet yayılmacılığından korkulmaya, komünizm tehdit olarak görülmeye başlanmıştır. Dönem dominoların, etki alanlarının, Ortadoğu’ya sarkmasından endişe edilen ülkelerin dönemidir.
Her istediğimizi yaptıramasak da yeni keşfettiğimiz dostumuzla ilişkilerimiz 1960’lara kadar fena gitmez. İlk bunalım 1962 yılında yaşanır. Küba’ya yerleştirilmeye çalışılan Sovyet füzeleri karşılığında güvenliğimizin şaşmaz garantisi olarak gördüğümüz Jupiter’lerin sökülmesinin önce gündeme gelmesi, sonra da sökülmesi biraz moralimizi bozar.
Ama asıl sorun 1964 yılında İnönü’nün diplomatik bir manevrayla Kıbrıs’ta olan bitene Amerika’yı kendi yanında taraf etmeye çalışması sırasında yaşanır ve Türkiye Amerika’yı bir kez daha keşfeder.
Zamanın Başkanı Lyndon Johnson Aralık 1963’den itibaren gemi azıya alan Rumları dizginlemek için külfete girmek istemez. Makarios’u ikna etmek için yapılanlar da işe yaramayınca Türkiye üç kez müdahale teşebbüsünde bulunur. Bazı araştırmacılara göre askeri olmaktan çok siyasi nitelikte olan bu teşebbüsler sonunda Johnson’u harekete geçirir ve ilk iş olarak Ankara’ya zehir zemberek bir mektup yazar.
Johnson, Türk-Yunan savaşını görmek istemediklerini, verdikleri yardımı bu şekilde kullanamayacağımızı, Sovyetler kızar da saldırmağa kalkarsa NATO’nun Türkiye’yi korumak istemeyebileceğini lisanı münasiple anlatır. Doğal olarak Türk tarafı bu mektuptan çok alınır ve 13 Haziran’da gereken cevabı verir.
Sorun 22-23 Haziran 1964’de Başbakan İnönü’nün Washington ziyareti sırasında biraz geçiştirilir. Ancak Ankara bundan ders çıkartır ve büyük devletlerle bir daha tek başına flört etmemeye özen gösterir. Zaten bu ders bir buçuk yıl sonra 13 Ocak 1966’da Hürriyet gazetesinde “Hadiseler Yaratan Mektubun Tam Metnini Açıklıyoruz” sür-manşeti ile yayınlanınca tüm Türkiye tarafından da paylaşılır.
Beşinci keşfimiz 1970’li yılların ortalarına rastlar. Haşhaş ekimi ve Kıbrıs müdahalemiz yüzünden başımız Washington ile fena halde derde girer. Amerika’dan gelen baskılar ve verilen sözler sonucu Haziran 1971’de ara rejimin Erim hükümeti Türkiye’de haşhaş ekimini yasaklar.
1973 seçimlerinden sonra iktidara gelen Ecevit liderliğindeki koalisyon hükümeti ise sanki Amerikan baskısına dayanabilecekmiş gibi düşünmeden taşınmadan haşhaş ekimini serbest bırakır. Ardından bir de Türkiye Kıbrıs’a müdahale etmek zorunda kalınca Kongre Aralık 1974’de ünlü ambargo kararını alır.
Aradan geçen yıllar zarfında çok şey olur. Demirel, Özal ve hatta Ecevit Amerika’yı sık sık keşfeder. Biz de değişiriz, onlar da. Ama Türklerin kırılan gönüllerini almak kolay olmaz. Amerika ile işbirliği yaparlar. Fakat ona asla güvenmezler. İnanmazsanız Neşe Düzel’in Radikal’de Gündüz Aktan ile yaptığı söyleşiyi okuyun...
|
|
 |
|