10 Şubat 2012
Pazartesi
English
yenibir.com
Genç Hürriyetim
Agora
Gündem
Avrupa Birliği
Dünya
Ekonomi
Spor
Yaşam
Teknonet
Tüm Haberler
Yazarlar
Kültür Sanat
Magazin
Özel Dosyalar
Hava Durumu
Astronet
Televizyon

HÜRRİYET EKLER
Bilim
e.yaşam
Otoyaşam
Seyahat
Pazar
Cumartesi
Cuma
Kelebek
Mobil Hürriyetim
Arşiv Arama
Bize Ulaşın
Reklam

Samson Devletleri

Klasik uluslararası ilişkiler öğretisi devlet eylemini maddi nedenlere dayandırarak açıklar. Realizm bu nedenlerin insan doğasından, devletin yapısından ya da sistemin özelliklerinden kaynaklandığını söyler. Savaşların çıkmasına devletin veya insanın kötü olması ya da sistemin anarşik yapısı yol açar. Marksizm çatışmanın kökenini üretim ilişkilerinde, kaynakların dağıtılmasında, pazar mekanizmasında arar.

Her iki teori de insanlığın geleceği konusunda karamsardır. Realizm çıkışı güç dengesinin sürdürülmesinde, Marksizm sistemdeki adaletsizliğin ortadan kaldırılmasında görür. Liberalizm ise insanlar ve hatta devletler arasında işbirliğinin mümkün olduğuna inanır, işbirliğini ortaya çıkartacak mekanizmaları kurmaya çalışır.

Bu üç teori dışındaki yaklaşımlar genellikle eleştiriye yöneliktir, dünya siyasetindeki sorunların çözümünden çok, önerilen çözümlerin eleştirisine soyunur. Feminizm, post-modernizm, tarihsel sosyoloji gibi yaklaşımlar dünyada olan biteni yeniden anlamlandırmaya çabalar. Bu zamana değin kullanılan metodolojilerin doğru olup olmadığını sorgular. Bilimsellik iddiasıyla kutsallık kazanmış teorilerin kimlerin çıkarına hizmet ettiğini araştırır.

Ama hiç biri medeniyetler arasında çatışma çıkabileceğini öngörmez. Öğretide Haçlı Savaşları unutulmuştur. Din savaşlarının sonuncusunun 1648 yılında bittiğine, bundan sonra devletlerin egemen eşitliğine, birbirine müdahale etmeme ilkesine ve toprak bütünlüğüne dayalı bir sistemin kurulduğuna inanılır. Devlet çıkarını belirleyen faktörler seküler, yani dünyevidir.

Hiçbir devlet diğeriyle kaşına, gözüne ya da dinine bakarak yardım etmez. İttifaklar kültürel bazda kurulmaz. Etnik akrabalık, din kardeşliği işbirliği için gerekli nedenler olabilir. Ancak son 400 yıllık Avrupa tarihinin bize gösterdiği gibi yeterli nedenler değildir. İşbirliğinin, ittifakların, savaşların nedenleri maddi çıkarlarda yatar. Her türlü kardeşlik edebiyatının halkları birbirine karşı savaştırmak amacıyla gaza getirmek, müdahalelere kılıf hazırlamak için kullanıldığı söylenir.

Bu yüzden de öğretide Arnold Toynbee ya da Bernard Lewis gibilerin pek esamesi okunmazdı. Onlar uzmanı oldukları “sahanın” dışına çıkmazlar, oryantalizmleriyle mutlu mutlu yaşarlar, dünya politikası hakkında ahkam kesmezlerdi. Ancak Bosna savaşı ve büyük devletlerin bu savaşa müdahale edip insani sorumluluklarını yerine getirmek konusundaki çekimserlikleri bu eğilimi değiştirdi.

Önce Müslümanlar kayıtsızlığı dini temelde açıklamaya, ardından da Hıristiyanlar ilgisizliği dinsel nedenlere dayandırmaya başladı. Derken dinsel ve etnik çatışmalar gemi azıya aldı. Ortada Realizmin, Liberalizmin, Marksizmin “akılcı” anlayışının açıklayamadığı bir sorun vardı. Piyasaya yeni bir anlatının sürülmesi gerekiyordu. İmdadımıza Harvard’dan Samuel Huntington yetişti ve bundan sonra devletlerin değil, medeniyetlerin çatışacağını müjdeledi.

Şimdi bir delinin kuyuya attığı taşı binlerce, milyonlarca akıllı çıkartmaya çalışıyor. Hatemi’nin önerisiyle 2000 yılı BM tarafından Medeniyetler Diyaloğu yılı olarak kutlandı. Dışişleri Bakanlığı İslam Konferansı Örgütü üyesi ülkelerle AB üyesi ve üye adayı ülkeleri İstanbul’da bir araya getiriyor. Aklı başında yazarlar-çizerler medeniyetlerin değil, çıkarların çatıştığını anlatmaya çalışıyor.

Ortada henüz Huntington’ın teziyle boy ölçüşebilecek, dünya politikasının hala seküler temellere dayandığını açıklayabilecek bir teori yok. Eleştiri çok, ama yanıtlar zayıf. Ocak sonunda bu açığı kapatmak, kültürün dünya politikası üstündeki etkisinin sınırlı olduğu göstermek amacıyla yine Harvard’da bir çalışma başlatıldı. John F. Kennedy School of Government’dan Dr. Brenda Shaffer’ın düzenlediği konferansta bir araya gelen uzmanlar kendi alanlarından bakarak kültürün politikayı ne kadar etkilediğini tartıştı.

Bu tartışmaların ışığında yazılacak kitabın editörlüğünü üstlenen Shaffer’ın iddiası devletlerin insanlardan farklı olarak ihtiraslarının kurbanı olmaya pek yatkın olmadıkları yönünde. Kullandığı analoji ise Eski Ahitten, sayısız sanat eserine ve pek çok filme konu olmuş Samson-Delilah efsanesi.

Schafffer’a göre, devletlerden sevdiği kadın tarafından tuzağa düşürülüp düşmanlarınca yakalanan ve gözleri çıkartılan Samson gibi düşmanlarını yok etmek için kendini de yok etmeyi göze almasını beklemek gerçekçi değil.

Bunu yapmaya yatkın devletler olabilir. Bazıları irrasyonel davranıp, din uğruna kendi güvenliklerini tehlikeye atabilirler. Fakat böyle devletlerin, yani Samson devletlerinin sayısı her zaman sınırlı olacaktır. İttifaklarını dinsel ya da kültürel temelde kurmaya güçleri yetmeyecek, dünya siyaseti medeniyetler bazında yeniden tanımlanamayacaktır.

Kitabın İngilizce baskısının yaz başında M.I.T. Press tarafında piyasaya çıkartılması bekleniyor. Umarız Türkçesi de kısa sürede Türk okuyucusuna ulaşır. Çünkü medeniyetler çatışsa da, çatışmasa da Türkiye bu işte tayin edici bir rol oynayacak...


Daha önceki yazıları:
  • KEİ’ye hayat öpücüğü
  • Amerika Keşifleri
  • Türkiye’nin Irak İkilemi
  • Irak’a Müdahale
  • Yeni Yıl Falı
  • Yerinde karar
  • ABM sizlere ömür...
  • AGSK nedir? Ne işe yarar? Ne kazandırır? Ne kaybettirir?
  • İnanılmazı Gerçekleştirmek
  • Sıra Irak’a Gelirse...
  • Biri müteşekkir, diğeri kaygılı
  • Huntington’u Mahcup Edecek Tek Ülke
  • Kıbrıs Meselesi
  • İncir Yaprağı
  • Felaket Senaryosu
  • Asker Gönderme
  • Beklenen oldu, beklenmeyen de olabilir...
  • Kim haklı?
  • Meşruiyet Sorunu
  • Ufuk Turu

  • Ana Sayfa | Son Dakika | Gündem | Dünya | Ekonomi | Spor | Yaşam | Yazarlar
    Kültür Sanat | Magazin | Özel Dosyalar | Piyasanet | Hava Durumu | Astronet | Televizyon
    İnsan Kaynakları | Arama+Arşiv | Bize ulaşın | Yardım

    © Copyright 2012 Hürriyet