10 Şubat 2012
Pazartesi
English
yenibir.com
Genç Hürriyetim
Agora
Gündem
Avrupa Birliği
Dünya
Ekonomi
Spor
Yaşam
Teknonet
Tüm Haberler
Yazarlar
Kültür Sanat
Magazin
Özel Dosyalar
Hava Durumu
Astronet
Televizyon

HÜRRİYET EKLER
Bilim
e.yaşam
Otoyaşam
Seyahat
Pazar
Cumartesi
Cuma
Kelebek
Mobil Hürriyetim
Arşiv Arama
Bize Ulaşın
Reklam

Ne demek istedi?

Silahlı Kuvvetler Akademisi tarafından düzenlenen bir konferansta MGK Genel Sekreteri Orgeneral Tuncer Kılınç AB üyeliği yerine Rusya ve İran'ı önerdiğini düşündüren şeyler söyleyince yer yerinden oynadı. Ben de dahil olmak üzere eli kalem tutan çok sayıda insan Kılınç'ın duygu yüklü konuşmasını anlamlandırmaya, ne demek istediğini anlamaya çalıştı.

Başka bir yerde olsa gülüp geçilebilecek bu çıkış ordunun Türkiye'deki özel konumu nedeniyle daha uzun süre gündemde kalmaya, müttefiklerimiz ve Kılınç'ın hedef gösterdiği ülkelerle olan ilişkilerimizi etkilemeye aday. Nedenlerine gelince:

1.Orgeneral Kılınç her ne kadar söylediklerinin şahsi görüşü olduğunu belirtse de, onun konumunda olan birinin kameralar önünde şahsi görüş açıklamaya hakkı yoktur. Çünkü insanların görüşleri çalıştıkları ortamda elde ettikleri bilgilerle şekillenir. Ülkenin güvenlik politikasını belirleyen MGK'nın başında olan birinin şahsi görüşleri en azından o kurumun genel eğilimlerini yansıtır. Eğer Sayın Kılınç'ın kurumunun genel eğilimi ile örtüşmeyen "şahsi" görüşleri varsa, bunu tartışacağı yer kameraların önü değildir.

2.Orgeneral Kılınç'ın açıklamalarını duygusal kabul etmek de tartışmanın bitmesine yardımcı olmaz. Ülkenin geleceğini belirleyen bir kurumun başında olanlar, biz sıradan insanlar gibi duygusal davranamaz. Bir kriz anında verecekleri kararlarla ülkeyi savaşa sürükleyebilecek yetkililerden "rasyonel" kararlar beklemek en doğal hakkımızdır. Nihayetinde verilecek kararlar hepimizin hayatını etkileyebilecek nitelikte olacaktır. Unutmayalım ki, atılacak yanlış bir "duygusal" adım ülkeyi uçuruma sürükleyebilir.

3.Türkiye Batılılaşmak konusundaki kararını İmparatorluk döneminde vermiş, Cumhuriyet döneminde de Batılılaşma çabasını ısrarla sürdürmüştür. AB üyeliği kararı ise 1963 Ankara Antlaşması imzalandığında verilmiş, 1987'de teyit edilmiş, koşulları ise Ulusal Programla kabul edilmiştir. Bunca yıl sonra üst düzey bir askeri yetkilinin bu hedefin gerçekçiliğini sorgulaması düşündürücüdür.

4. AB üyesi ülkelerin bizi içlerine almak, kendilerinden kabul etmek konusunda tereddütleri var diye üyelik sürecinin askıya alınması, İngiltere ile ilişkilerimiz kötü diye Cumhuriyetin ilk yıllarında Batılılaşma çabalarının durdurulmuş olmasına benzer. Askerlerin günümüzde büyük bir titizlikle sahip çıktığı "Devrim Kanunları" Türkiye'nin Batı ile ilişkilerinin en kötü olduğu dönemde yapılmıştır.

5. AB bir entegrasyon çabasıdır. Şimdilik çevremizde AB bütünleşmesinin herhangi bir alternatifi bulunmamaktadır. Ona en benzer çaba Rusya Federasyonu önderliğinde geliştirilen ve SSCB'yi örnek alan BDT projesidir. Her ne kadar Orgeneral Kılınç'ın kast ettiği Türkiye'nin BDT'ye girmesi değilse de, AB dışında dahil olabileceğimiz tek bütünleşme çabası BDT'dir. Bunun da beraberinde getireceği sonuçları tartışmak bile anlamasızdır.

6. Türkiye'nin AB dışında kalma, daha doğrusu bırakılma olasılığını göz önünde bulundurması şarttır. Türkiye güvenliğini, gerçekleşip gerçekleşmeyeceği henüz kesinlik kazanmamış bir projeye bağlayamaz. AB'nin kendi güvenliğine sahip çıkması ve NATO'nun çökmesi halinde ABD ile baş başa kalmak Türkiye'nin güvenliği açısından arzu edilir bir gelişme olamaz. Türkiye son iki yüzyıldır güvenliğini bir büyük devleti diğerine karşı kullanarak sağlamıştır. Kaldı ki, kayıtsız şartsı birine bağlı olmak her devletin manevra alanını sınırlar, bağımlılık ilişkisini güçlendirir. Bu yüzden Rusya ve hatta Çin ile ilişkileri geliştirmek gerekir.

7. Ancak bu stratejik gereklilik AB alternatifi olarak yorumlanamaz. Sadece AB dışında bırakılmamız olasılığına karşı şimdiden tedbir almamız, küçük milliyetçi fanteziler uğruna Rusya ve Çin ile ilişkilerimizi feda etmememiz anlamına gelir. Seçim yapmak için önümüzde daha çok zaman vardır. Önemli olan seçenekleri açık tutmak, günü geldiğinde duygusal blokajlarla karşılaşmamaktır.

8. Ayrıca unutulmaması gereken bir başka nokta da, biz istedik diye kimsenin kollarını bize açmayacağıdır. Güvenlik işbirliği fedakarlık gerektirir. Özellikle güvenliğinizi garanti edenler sizden bir takım tavizler bekler. Bu "tavizlerin" bugün AB tarafından istenenlerden daha ağır olmayacağını ise kimse garanti edemez. Bu konuda tarihe bakmak öğretici olabilir. AB'nin Kopenhag Kriterleri İkinci Dünya Savaşı sonrasında Sovyetlerin Türkiye'den istediklerinin yanında hiç kalır.

9. İran meselesi tali bir konudur. Türkiye'nin makro stratejik yönelimleriyle karşılaştırılamaz. İran ile ilişkilerimizi mutlaka geliştirmemiz, başkalarının piyonu olmamamız şarttır. Ama İran herhangi bir şekilde Türkiye'nin güvenliğinin garantisi olamaz, ekonomide AB'nin yerini alamaz. Hayat tarzı ve medeniyet projesi olarak ise hiçbir şekilde AB ile kıyaslanamaz.

10. Son olarak, bu çıkış da Karen Fogg'un mektuplarının piyasaya sürülmesinde görüldüğü ve "iyi haber alan" bazı gazetecilerin yazdığı gibi, AB ve ABD ile yapılan pazarlıkların parçası olabilir. Irak üstünde pazarlık etmek, AB'ye girişimizi kolaylaştırmak amacı taşıyabilir. Fakat diplomatların çok iyi bildiği üzere pazarlıklarda her tehdit "inandırıcı" olmak zorundadır. Başaramayacağınız şeyleri söylediğinizde güvenilirliğinizi yitirir, komik duruma düşersiniz...


Ana Sayfa | Son Dakika | Gündem | Dünya | Ekonomi | Spor | Yaşam | Yazarlar
Kültür Sanat | Magazin | Özel Dosyalar | Piyasanet | Hava Durumu | Astronet | Televizyon
İnsan Kaynakları | Arama+Arşiv | Bize ulaşın | Yardım

© Copyright 2012 Hürriyet