|
 |
|
Cheney’nin Ardından
Dick Cheney 10 günlük Ortadoğu turunu tamamlayıp ülkesine döndü. Eğer amacı iddia edildiği gibi Irak’a yapılacak bir operasyona destek sağlamak idiyse, gezisinin pek başarılı geçtiğini söylemek mümkün değil. Görüştüğü hiçbir lider kendisine açık çek vermedi. Bölge ülkeleri Irak sorunundan çok Filistin’den bahsetti.
Tek destekçisini gezisinin başında uğradığı Londra’da buldu. Tony Blair arkanızdayız dedi. Fakat yapılan kamuoyu yoklamaları halkın Blair’in arkasında olmadığını gösterdi. Hatta kabinesindeki bakanların bile Blair’e karşı olduğu ortaya çıktı.
Ama Cheney’in derdi Irak’a yapılacak bir operasyondan çok bölge liderlerinin gönlünü hoş tutmak, İsrail’in Oslo barışını ortadan kaldırmasına, Filistin sorununu terörizme indirgemesine seyirci kalmalarını sağlamak idiyse, bunda ziyadesiyle başarılı oldu.
O, Irak derken muhatapları Filistin diyerek rahatladılar. “Tesadüfen” Cheney’in ziyaret tarihlerine denk gelen Zinni’nin çabalarını alkışladılar. Yeni Amerikan yönetiminin aslında Filistin sorununa karşı hiç de kayıtsız kalmadığını, öyle dendiği gibi Arafat’ı Şaron’un insafına bırakmadığını düşünüp sevindiler.
Bundan sonra kimse Washington’un tek başına hareket ettiğini, müttefiklerinin görüşlerini dikkate almadığını iddia edemeyecek. Baksanıza biz bile nasıl sevindik, tutanakların özetlerini gazetelere sızdırdık. Yakın bir gelecekte Irak’a operasyon olmayacağını bütün dünyaya duyurduk.
Böylece Saddam Hüseyin’e de BM Güvenlik Konseyi ve ABD ile olan pazarlıklarında daha dirençli olabilme imkanı tanıdık. Bundan böyle Irak liderliği Hans Blix’in başında olduğu silah denetçilerine kapılarını açamamak için ne kadar dirense azdır. Nasılsa arkasında toprak bütünlüğünün koruyucusu Türkiye ve Filistin sorununu içinden çıkılmaz hale getiren İsrail var!
Ama ben yine de Bağdat’ın çok direneceğini sanmıyorum. Onlar basına sızanlarla kapalı kapılar ardında konuşulanların ve ima edilenlerin aynı şeyler olmadığını çok iyi bilir. Herkesin bir fiyatı, korunması gereken hayati çıkarı olduğunun pek ala farkındadır.
Suudilerin El Kaide pisliğinin altında boğulmaktan son anda kurtulduğunun, Ürdün’ün genç kralının iplerinin aslında Washington’dan çekildiğinin, Türk ekonomisinin gırtlağa kadar borçla Kuzey Irak güvencesi verildiği takdirde Amerika’nın sözünden çıkmayacağının bal gibi anlar.
Türkiye’nin çıkarının Irak için timsah gözyaşları dökmekten geçtiğini, Ankara’nın Suriye ya da İran ile anlaşarak dahi ABD’nin bir askeri operasyona kalkışabileceğini hesaba kattığını, işlerin zıvanadan çıkması ihtimaline karşı Kuzey Irak’ta her türlü tertibin alındığını aptal değillerse tabii ki görüyorlardır.
Eğer gazete okuyorlarsa Saddam’ı yerinden etmek için düşülen tek yöntemin askeri operasyon olmadığını, saray darbesi için de yoğun çalışmalar yapıldığını, yakında Bonn’da Irak muhaliflerini bir araya getirecek geniş katılımlı bir konferans düzenleneceğini bile öğrenmişlerdir.
Bunca zamanlık diplomatik cambazlıktan sonra Filistin sorununun çözümü yolunda atılacak en ufak bir adımın kendilerine verilen Arap desteğinin sonu olabileceğinin de herhalde idraki içindedirler...
|
|
 |
|