10 Şubat 2012
Pazartesi
English
yenibir.com
Genç Hürriyetim
Agora
Gündem
Avrupa Birliği
Dünya
Ekonomi
Spor
Yaşam
Teknonet
Tüm Haberler
Yazarlar
Kültür Sanat
Magazin
Özel Dosyalar
Hava Durumu
Astronet
Televizyon

HÜRRİYET EKLER
Bilim
e.yaşam
Otoyaşam
Seyahat
Pazar
Cumartesi
Cuma
Kelebek
Mobil Hürriyetim
Arşiv Arama
Bize Ulaşın
Reklam

Biraz Bocaladıktan Sonra

İsrail’in müdahalesi Türkiye’nin aklını karıştırdı. Ankara bir türlü nasıl davranması gerektiğine karar veremedi. Bir yandan tank ihalesi işi tamamlandı, diğer yandan İsrail’in yaptıkları eleştirildi. Hatta bir ara Ecevit hızını alamayıp İsrail’i soykırımıyla suçladı. Sonra fazla ileri gittiğini anlamış olacak ki, sözlerini istemeye istemeye geri aldı.

Bu tür sorunlarda devletlerin yalpalamaması, içerden gelen taleplerle dış politikanın gereklerini dengelemesi her zaman zordur. Bir de üstelik dış politikanın gereğinin ne olduğu ya da farklı alanlardaki çıkarların nasıl korunacağı bilinemediğinde en güçlü devlet bile yalpalar, bocalar.

Düşünsenize bir yandan Amerika’ya açılan kapıların anahtarını elinde tutan İsrail, diğer yanda karşı karşıya kalmak istemediğiniz Arap dünyası. Bir yanda tıpkı sizin gibi terörizmden muzdarip bir ülke, diğer yanda yıllardır haksızlığa uğramış, ezilmiş, tükenmiş, aldatılmış bir halk.

Dengeyi bulmak, herkesi tatmin edecek bir şeyler yapmak, söylemek imkansız. Ne yaparsanız yapın taraflardan birini mutlaka kızdırır, yaralarsınız. Ama ciddi devlet geleneği olan yerlerde yönetim sorumluluğunu üstlenenler genellikle ağızlarından çıkan lafa dikkat ederler, sonradan geri alacakları sözleri söylemezler ve tabii ki kendi konuşmalarını, parti grubunda dahi olsa, kendileri yazmazlar.

Hatta böylesi hassas konularda bakanlıklarından görüş isterler. Çünkü ne kadar yaşlı olursa olsun, nerede konuşursa konuşsun başbakanların ülkenin resmi görüşünü açıkladıkları varsayılır. Devlet başkanlarının, başbakanların, bakanların, yüksek düzey askeri ve sivil bürokrasinin kendi görüşlerini açıklama özgürlüğü yoktur.

Düşünülmeden yapılmış açıklamaların acısı sonradan çıkar. Yarın öbür gün İsrail parlamentosu oturup madem soykırımı bu kadar kolay tanımlanabilen bir şey, o zaman biz de 1915 trajedisini soykırımı olarak kabul edelim derse ne yapacağız? Amerika’daki Yahudi lobisinin desteğini nasıl sağlayacağız?

Unutmayalım ki, Atatürk’ün Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Aras’ın Montreux Boğazlar Sözleşmesi imzalandıktan sonra 31 Temmuz 1936’da Meclis kürsüsünde yapmış olduğu konuşma bu gün karşımıza, Yunan adalarının silahlanmasıyla ilgili sorunlar tartışılırken Türkiye’nin silahlanmayı desteklediğinin ve Montreux’nün adaların silahlanmasını sağladığının delili olarak sunulmaktadır.

Ancak nedense pek çok özgürlüğün kısıtlı olduğu Türkiye’de devletin üst kademesine olup olmadık yerlerde, zamanlarda ve konularda kendi düşüncelerini açıklama özgürlüğü tanınmıştır. Bazen söylensek, şikayet etsek bile onları hoş karşılarız. Olanları yaşlarına, hazırlıksızlıklarına bağlarız. Kendi tezlerimizin kendi Başbakanımızca çürütülmesine pek ses çıkartmayız.

Her ne hikmetse Dışişleri Bakanlığı’nın resmi açıklamalarının bakanlar, başbakanlar tarafından görmezden gelinmesini kanıksamışızdır. Sanki Balgat’taki bina Ankara’da değil de başka bir başkentteymiş gibi davranılmasına şaşırmayız. Halbuki devletimizin değerli büyükleri Bakanlık açıklamalarını okumak zahmetine katlansalar, ne kendileri zor durumda kalır, ne de peşlerinden sürükledikleri ülkeyi zora sokarlar.

Aslında söylediklerini inanarak ve bilerek söyleseler yine de mesele yok. Dersiniz ki Ecevit İsrail’in soykırımı yaptığına, Kılınç Paşa, İran’ın AB’nin alternatifi olacağına inanıyor. Çünkü bir bildikleri var ve bu yüzden de söylediklerinin arkasında duracaklar. Fakat devlet büyüklerimiz ne yazık ki inanarak ve bilerek değil, o an akıllarına öyle geldiği için bu şekilde buyuruyorlar.

Umarız bu artık son olur, bir daha böylesi hatalar yapılmaz. İsrail’in ya da başka bir ülkenin yaptıkları eleştirilirken söylenenlerin nereye gideceği düşünülüp taşınılır. Popülizm yerine Cem-Papandreu ziyareti gibi somut çabalara ağırlık verilir. Sorun çözülemese bile çözüme katkıda bulunulmaya çalışıldığı herkes tarafından görülür.

Ana Sayfa | Son Dakika | Gündem | Dünya | Ekonomi | Spor | Yaşam | Yazarlar
Kültür Sanat | Magazin | Özel Dosyalar | Piyasanet | Hava Durumu | Astronet | Televizyon
İnsan Kaynakları | Arama+Arşiv | Bize ulaşın | Yardım

© Copyright 2012 Hürriyet