10 Şubat 2012
Pazartesi
English
yenibir.com
Genç Hürriyetim
Agora
Gündem
Avrupa Birliği
Dünya
Ekonomi
Spor
Yaşam
Teknonet
Tüm Haberler
Yazarlar
Kültür Sanat
Magazin
Özel Dosyalar
Hava Durumu
Astronet
Televizyon

HÜRRİYET EKLER
Bilim
e.yaşam
Otoyaşam
Seyahat
Pazar
Cumartesi
Cuma
Kelebek
Mobil Hürriyetim
Arşiv Arama
Bize Ulaşın
Reklam

Acele etmeyelim...

Cem ve Papandreu imkansızı gerçekleştirerek birlikte İsrail’e gitti ve taraflarla görüştü. Görüşmelerin Filistin sorununun çözümüne ne denli katkıda bulunacağı, BM’nin, AB’nin, ABD’nin yapamadığını iki mütevazı ülkenin dışişleri bakanlarının yapıp yapamayacağı henüz belli değil.

Ne de olsa ellerinde sihirli değnek yok. Bölgeye şimdiye kadar düşünülmemiş bir öneriyle gittiklerini de söyleyemeyiz. Tarafları masaya çekecek güçlerinin olmadığı da herkesin malumu. Eğer etkili olabileceklerse, etkileri ancak emsal teşkil etmelerinden kaynaklanabilir, özellikle İsrail’deki barış yanlılarını cesaretlendirebilir. Ama bunun ötesinde bölge barışına katkıda bulunabilmeleri çok zor.

Ancak bölge barışına katkıda bulunamamaları çabalarının fuzuli olduğu anlamına gelmez. Her şeyden önce bu çaba iki ülkenin birbirine daha fazla yakınlaşmasına, sorunların çözümüne yardımcı olacak. Türkiye’nin AB üyeliğinin anlamını pekiştirecek. Her iki ülkenin de taraflara eşit mesafede durmasını meşrulaştıracak. Sorun bölgesel bir boyut kazansa dahi Türkiye’nin dışında kalmasını sağlayacak.

Her iki taraftaki karamsarlar Cem ve Papandreu’nun çabalarını mutlaka eleştireceklerdir. Hatta eleştirmeye başladılar bile. Yunanistan’da bu gezinin Türkiye’nin ekmeğine yağ sürdüğünü söyleyenler, Türkiye’de gezinin şov olduğunu iddia edenler çıkacaktır. Fakat emin olun hiç biri bu teşebbüs yerine neyin yapılmasının daha doğru olduğunu söyleyemeyecektir.

Evet, iki ülke arasındaki sorunların henüz yerli yerinde durduğu doğru. Kimsenin temel pozisyonundan herhangi bir şekilde taviz falan verdiği yok. Ama durum birkaç yıl öncesinden çok farklı. Ege’deki sorunların çözüm yolları üstünde konuşulmaya başlandı. Yunanistan yavaş yavaş “tek sorun-tek çözüm” politikasını terk ediyor. Türkiye ise kriz tırmandırmakla, asimetrik askeri gücünü kullanmakla bir yere varamayacağını gördü.

Kıbrıs’ta çatışan Türk ve Helen milliyetçiliği ada halkı için adil ve kalıcı bir çözüm bulunması, Türkiye’ye AB üyeliği için bir takvim ya da yeni bir umut verilmesiyle yakında huzura kavuşacak. Verhaugen’in süreci baltalamaya yönelik saçma sapan açıklamalarına rağmen, iki ülke arasındaki ilişkiler bu şekilde sürdüğü takdirde Kıbrıs sorunu da bitecek.

Sürecin engebeli olduğu, her an tökezleyebileceği gerçek. Ama artık keskin milliyetçilik dönemi bitti. Denktaş hala aynı plağı çalsa da, Rum ya da Türk düşmanlığı siyasette prim yapmıyor. Ulusçu söylem, millet yaratmaya dönük tarih anlayışı içinde ötekini aramaya yönelik çabalar her iki ülkede de marjinallerin tekeline bırakıldı. Tarihe mal olmak isteyen liderler farklı tondan şarkı söylemek zorunda.

En son 25 Aralık 1995’de Figen Akad şilebinin kayalıklara oturmasıyla savaşın eşiğinden dönen Türkiye ve Yunanistan bundan sonra krizler yaşamak istemiyor. Sivil toplum örgütleri, iş dünyası her iki tarafta da maceracı eğilimleri törpülemekle meşgul. 10-17 Mayıs tarihleri arasında Devlet Tiyatroları Taksim Sahnesi’nde ilk kez bir Türk-Yunan oyunları buluşması gerçekleşiyor.

Kısa süre öncesine kadar Balkanlarda birbirinin kuyusunu kazan, birinin her teşebbüsünü diğerinin çevrelenmesi olarak gören anlayış artık tarihe karıştı. Hilaller, Ortodoks aksları devri kapandı. İki ülke Bulgaristan ve Romanya’nın NATO’ya girmesi için elbirliği ile çalışıyor. Birkaç yıl öncesine kadar hayal bile edilemeyecek gelişmeler yaşanıyor.

Yakında Yunanistan Hazar havzasının enerji kaynaklarından Türkiye üstünden yararlanacak. Ortadoğu ya da başka herhangi bir alanda kazanılacak en ufak bir başarı iki ülke arasındaki sorunların çözümüne kaçınılmaz olarak katkıda bulunacak.

Ama ne olur acele edip bir çuval inciri berbat etmeyelim. Cem ve Papandreu’yu Kıbrıs’ta köşeye sıkıştırmayalım. Bırakalım Kıbrıs sorunu kendi mecrasında seyretsin. Nasılsa iki bakan da bu sorunun doğrudan tarafları. Birlikte Kıbrıs’a gittiklerinde tüm tezlerini unutup herhangi bir çözüme razı olacakları yok. Hem zaten Filistin’e de çözüm önerisiyle değil, tarafları masaya döndürebilecek tekliflerle gittiler...

Ana Sayfa | Son Dakika | Gündem | Dünya | Ekonomi | Spor | Yaşam | Yazarlar
Kültür Sanat | Magazin | Özel Dosyalar | Piyasanet | Hava Durumu | Astronet | Televizyon
İnsan Kaynakları | Arama+Arşiv | Bize ulaşın | Yardım

© Copyright 2012 Hürriyet