|
 |
|
Top karşı tarafta
BM Genel Sekreterinin 8 Kasım 2000’de yaptığı konuşmadan sonra Ankara’nın bilgisi ve desteğiyle Denktaş’ın görüşmeleri terk etmesi faturanın Türk tarafına çıkartılmasına neden olmuştu. Ancak gelene gidene de Genel Sekreterin iyi niyet misyonu çerçevesinde sürdürülen çabalardan vazgeçilmediği mesajı verilmekteydi.
Derken Denktaş geçen yıl 28 Ağustos’da Salzburg’da Annan’la görüştü ve Genel Sekreter’in temsilcisi De Soto, 30 Ağustos-5 Eylül tarihleri arasında iki tarafla temaslarda bulunarak “toplumlararası” görüşmelerin yeniden başlaması için çabalarını yoğunlaştırdı. 8 Kasım 2001’de ise, Denktaş harika bir manevra ile muhatabını adada yüz yüze görüşmelere davet etti.
Hikayenin bundan sonrası herkesin malumu. Önce yemekler yenildi, karşılıklı ziyaretler yapıldı ve görüşmelere başlandı. De Soto bütün şirinliğiyle elindeki küçük defterini ve kalemini gazetecilere gösterdi. Soruna dışardan bakanlar da yaşasın artık bu işten kurtuluyoruz diye sevindi.
Fakat zaman içinde kurtuluşun öyle pek yakın olmadığı anlaşıldı. Rum tarafı pozisyonundan zerre kadar taviz vermez bir tutum takınarak, adadaki Türkleri federalizm kisvesi altında kuracakları devlette azınlığa indirgemenin yollarını aramaya, Türkiye’nin garantilerini sulandırmaya, iki kesimliliği zayıflatmaya devam etti.
Rum kesiminin uzlaşmazlığına ne yazık ki, Türkiye’yi ve Türk tarafını köşeye sıkıştırmaya çabalayan bazı Komisyon yetkilileri de yoğun destek verdi. Dahası 13 Kasım 2001 tarihli ilerleme raporunda ve Strateji Belgesinde çözümsüzlüğün tek müsebbibi Türk tarafıymış gibi gösterildi. Avrupa Parlamentosu da 5 Eylül 2001’de soruna taraf izlenimi veren bir rapor yayınladı.
Bu sonucun ortaya çıkmasında Denktaş’ın masadan kaçmasının ya da kaçırılmasının oynadığı rol büyük. Ama Denktaş masaya döndükten sonra da, AB yetkilileri ve ülkeleri, Rum tarafını çözüme zorlayacak açıklamalar yapmaktan kaçındı. Bazıları herhalde çözümsüzlüğün ve böylece Türkiye’nin Yunan vetosu ile AB dışında tutulmasının kendilerinin açıkça hayır demesinden çok daha akıllıca olacağını düşünmüş olmalı.
Ayrıca uzlaşmazlığın Türkiye’nin üyelik sürecini etkileyeceğine inanan pek çok insan da çözümsüzlüğün sorumluluğunu Denktaş’a yükleyince, Rum yönetimi iyice umutlandı ve Türklerin AB üyelik hevesinden yararlanmak için elinden geleni yaptı. Klerides’in hesabı Türkiye’deki baskı gruplarının, AB üyeliğinden çıkar sağlayacak kesimlerin Denktaş’ı kendi istedikleri doğrultusunda bir çözüme eninde sonunda razı edeceğiydi.
Ama görünen o ki evdeki hesap çarşıya uymadı. Geçtiğimiz günlerde Tuncay Özilhan Denktaş’ı destekleyen bir açıklama yaptı, Mesut Yılmaz’ın kapsamı dışında alıntılanan konuşması haricinde neredeyse tüm siyasi parti liderleri Denktaş’ı destekledi. Denktaş’ın sadece KKTC’nin değil Türkiye’nin de çıkarlarını koruduğu, Ankara’nın onayı olmadan adım atmadığı iyice anlaşıldı.
BM Genel Sekreteri de geçtiğimiz günlerde adaya yaptığı ziyarette Rumlardan çok Türkleri memnun etti. Hatta Klerides ve Denktaş ile birlikte yedikleri akşam yemeğinden sonra yapacağı açıklama Rum tarafınca engellendi. Üstelik AB içinde de rüzgarlar ters yönde esmeye başladı.
Hollanda’nın bölünmüş bir adanın üye olmasına kesinlikle karşı çıkacağı söyleniyor. İrlanda zaten genişleme fikrinden ziyadesiyle muzdarip. Danimarka’nın ne yapacağı belli değil. Şimdiye kadar rengini belli etmeyen büyük devletlerin günü geldiğinde Atina’nın şantajına boyun eğip eğmeyecekleri tartışmalı.
Tüm bunların dışında, yıl sonuna kadar çözüm olsa bile Türk tarafının müktesebat konusunda hiçbir hazırlık yapmadan pat diye üye yapılması da zor gözüküyor. Doğu Almanya da pek münasip bir emsal değil. En azında sırada bekleyen devletler açısından bakıldığında Türk tarafının apar topar üyeliği müthiş bir haksızlık olacak. Rum yönetiminin istediği çözümün gerçekleşmesinin de Kopenhag kriterleri bazında ne gibi sorunlar yaratacağı ise henüz gündeme gelmedi.
Kısacası, Denktaş masaya döndükten sonra top Rum tarafının sahasına düştü. Şimdi nasıl oynayacaklarını, hangi tavizleri verebileceklerini, bölünmüş ve problemli bir Kıbrıs’ın AB üyeliğinin mümkün olup olmadığını tartışıyorlar. Yunan ve Rum basınından anlaşıldığına göre durumlarından eskisi kadar emin değiller. Umarız bu kez ayakları yere basar da, Kıbrıs sorununa kalıcı ve gerçekçi bir çözüm bulunur.
|
|
 |
|