10 Şubat 2012
Pazartesi
English
yenibir.com
Genç Hürriyetim
Agora
Gündem
Avrupa Birliği
Dünya
Ekonomi
Spor
Yaşam
Teknonet
Tüm Haberler
Yazarlar
Kültür Sanat
Magazin
Özel Dosyalar
Hava Durumu
Astronet
Televizyon

HÜRRİYET EKLER
Bilim
e.yaşam
Otoyaşam
Seyahat
Pazar
Cumartesi
Cuma
Kelebek
Mobil Hürriyetim
Arşiv Arama
Bize Ulaşın
Reklam

UCM ve Türkiye

1870’lerden beri hayal edilen ama bir türlü hayata geçirilemeyen Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) 1 Temmuz 2002’de nihayet faaliyete geçti. Lahey’deki mahkeme bu tarihten sonra işlenecek soykırımı, insanlığa karşı suçlar, savaş suçları ve günün birinde tanımlanabildiği takdirde saldırganlık suçlarını yargılayacak.

Haziran ayı itibarıyla aralarında İsrail’in bile yer aldığı 139 devlet UCM’nin kurucu antlaşmasını imzalamış, 67 devlet de parlamentolarındaki onay işlemini tamamlamıştı.

Ankara, herhalde dünyaya ilerde soykırımı yapmaya ya da savaş suçu işlemeğe niyeti olduğunu göstermek istediğinden olacak UCM’nin kurucu antlaşmasını henüz imzalamadı. Washington, önce imzaladı sonradan “ya benim askerlerimi, yöneticilerimi başkaları yargılarsa” deyip imzasını geri çekti.

6 Mayıs 2002’de Amerikan Yönetimi BM Genel Sekreteri’ne gönderdiği bir yazıyla UCM’yi kuran Roma Statüsüne taraf olmaya niyeti olmadığını, dolayısıyla da sözleşmeden doğan hukuki sorumlulukları yüklenmeyeceğini belirtti.

Türkiye’nin UCM korkusunun gerçek nedenlerini ise bilmiyoruz. Terör suçunun kapsama alanı dışında bırakılması gibi laflar ortalıkta dolaşsa da, bu konuda şimdiye kadar benim bildiğim hiçbir açıklama yapılmadı. Basın da bu işin peşinde düşmedi.

Zaten idam cezası, anadilde yayın, Kıbrıs, Kopenhag Kriterleri gibi “güncel” sorunlar gündemdeyken basının UCM’nin peşine düşmesini beklemek de gerçekçi değil.

Üstelik gündemde bir de Ecevit’in sağlık sorunları, yani aslında kurulacak yeni hükümet ve bu hükümetin dağıtacağı cülus varken böylesine marjinal, hatta fuzuli sorunlarla uğraşmak anlamsız.

Devletten iyi haber alan gazeteciler dahi bu konuya gereken ilgiyi göstermedi. Dolayısıyla Türkiye’nin UCM’nin kurucu belgesine, Roma Statüsüne taraf olmak istememesinin gerekçesinin ne olduğunu bilmiyoruz. Sadece tahmin edebiliyoruz.

Fakat Amerika gibi gazetecilerin hükümet devirmek, kurmak ya da yaşlanan liderlerin yerine kendi adamlarını atamak gibi işlerle çok uğraşmadığı yerlerde UCM’ye karşı çıkışın nedenlerini biliyoruz.

Örneğin yarı resmi New York Times yazarı William Safire’a göre Bush Yönetimi’nin “haklı” gerekçesi Allah vermeye evrensel mahkemenin Amerika, İsrail ve diğer demokrasilerin mümtaz evlatlarını saldırganlık suçu ile suçlayıp tutuklatmaya kalkması.

Safire Amerikalı yöneticilerin ya da askerlerin yaptıklarından alınan yerel diktatörlerin UCM savcılarını harekete geçirmesinden, Arap Ligi’nin İsrail askerleri hakkında dava açmasından pek korkuyor.

Gerçi Türkiye’ye de aklına geldikçe Kuzey Irak’ı veren bu değerli yazarın 10 Nisan 2002 tarihli yazısındaki endişeleri yersiz ama en azından okuyanlar Bush yönetiminin ne gibi şeylerden korktuğunu daha iyi anlıyor.

Büyük bir olasılıkla bizim yöneticilerimiz de aynı şeylerden korkuyordur. Ne de olsa henüz tamamına erdirilmemiş bir PKK sorunumuz var ve Irak başta olmak üzere başkalarına müdahale hakkını kaybetmek işimize gelmez. Eğer öyleyse korkuları yersiz. Çünkü:

1. Saldırganlık suçu imzacıların üçte ikisi tarafından tanımlanana kadar geçen süre içinde mahkemenin görev alanı dışında kalıyor. Bu suçun tanımlanması BM çerçevesi içinde Şart’ın VII. Bölümüne işlerlik kazandırmak amacıyla on yıllardır yapılan tartışmalar göz önüne alındığında hiç de kolaya benzemiyor. Kaldı ki tanımlanma aşamasında ülkelerin çıkarını korumak için sistemin dışında kalacaklarına içinde yer almaları çok daha akıllıca.

2. Yaptıklarından şüphesi olanların saldırganlık ya da herhangi bir suçlamadan dolayı UCM’den ziyade bağımsız Avrupalı yargıçlardan korkmaları gerekiyor. İspanyol yargıçların “zavallı” Pinochet’e çektirdiklerini, Belçika adaletinin Şaron’a yaptıklarını, Kissinger’ın geçtiğimiz yıl Paris’te Amerika’nın Şile’deki muzırlıklarının hesabını vermek üzere mahkemeye davet edilmesini unutmamak gerek.

3. Tüm bunların ötesinde UCM’nin sadece ve sadece devletlerin suçlanan “kişiyi” yargılamaya imkanı ya da isteği olmaması durumunda devreye gireceğini de hatırlatmakta yarar var.

Ayrıca hep aklımızda tutmamız gereken bir başka nokta da, Türkiye’nin Amerika gibi şımarıklık yapacak, herkes için geçerli olan kurallar benim için geçerli olamaz diyebilecek lüksünün olmadığı. Bush yönetimi uyguladığı tek taraflı politikalarla Balkanların istikrarını tehlikeye atabilir, ülkesini Avrupa’dan kopartabilir, NATO’nun çökmesine, BM sisteminin iflas etmesine, dünyanın düzeninin değişmesine katlanabilir.

Fakat biz katlanamayız. Avrupa Konseyi’nin hem idam cezasını yasalarında barındıran, hem de Roma Statüsü’nü imzalamayan tek üyesi olma “onurunu” daha fazla taşıyamayız...

Ana Sayfa | Son Dakika | Gündem | Dünya | Ekonomi | Spor | Yaşam | Yazarlar
Kültür Sanat | Magazin | Özel Dosyalar | Piyasanet | Hava Durumu | Astronet | Televizyon
İnsan Kaynakları | Arama+Arşiv | Bize ulaşın | Yardım

© Copyright 2012 Hürriyet