|
 |
|
Yokluğu Hissedilecek
Hükümet ve oluşum senaryoları arasında Cem’in Dışişleri Bakanlığı sırasında oynadığı rol unutuldu. “Derviş giderse ne yaparız” diye ağlayanlar nedense “Türk dış politikası ters giderse ne yaparız” diye düşünmek zahmetine katlanmadı.
Oysa önümüzdeki günler Türkiye’nin önünü açacak ya da geleceğini karartacak gelişmelere gebe. AB’nin Kopenhag zirvesinde Türkiye’ye tarih vermesi olasılığı her geçen gün artıyor. Bush yönetimi piyasaya ısrarla Saddam’ı yerinden etme senaryoları sürüyor.
Tarih için sadece Kopenhag Kriterlerini yerine getirmek yetmez. Birilerinin AB üyesi ülkeleriyle pazarlık etmesi, Kıbrıs için görüşmesi, Türkiye’nin isteklerini lisanı münasiple müstakbel ortaklarına anlatması gerekiyor.
Benzer şeyler Irak müdahalesi için de geçerli. Bu müdahale sırasında bir koyup beş vermek de mümkün, pazarlık edip kazançlı çıkmak da. Pazarlık ederseniz belki Amerikalı dostlarımız sırtımızı sıvazlamaz. Wolfowitz bir daha bize bizi övmez. Pazar günü Conrad Otel’deki TESEV konuşmasındaki gibi kırk kez Atatürk’ün büyük öngörüsünden ve devlet adamlığından bahsetmez. Ama yine de biz karlı çıkarız.
Evet, hükümetin günlerinin sayılı olduğu doğru. Üstelik bu geçiş döneminde Dış Politika konularında uzman ve Kıbrıs sorununu çok yakından tanıyan, bu özelliği nedeniyle de şahin olarak bilinen Şükrü Gürel bakanlık koltuğunda oturuyor. Ancak ne yazık ki böylesi hassas bir dönemde ve bu kadar kısa bir zamanda dosya hakimiyetini sağlaması kim olursa olsun imkansız.
Dahası, Gürel ve Türkiye hükümetin geçiciliği nedeniyle de şanssız. Dünyada çok az yönetim geçiciliği bu denli tescilli bir hükümet ve onun Dışişleri Bakanı ile ciddi işler yapmak isteyecektir. Herkes seçimi ya da yeni kurulacak hükümeti bekleyecektir.
Yaptıklarını, tarzını, konuşmasını beğenseniz de beğenmesiniz de İsmail Cem Cumhuriyet tarihinin Dışişleri Bakanlığı görevinde en uzun kalan dördüncü bakanıydı. Tevfik Rüştü Aras 1925-1938 arasında kesintisiz 13 yıl görevde kalmış, onun rekorunu hemen hemen aynı yıl ve ayla İhsan Sabri Çağlayangil yakalamıştı. Eğer bu hükümet normal ömrünü tamamlayabilseydi, Cem Fuat Köprülü’ün 6 yıllık üçüncülüğünü elinden alabilirdi.
Cem belki Guinness Rekorlar Kitabına giremezdi, ama Türkiye’yi AB rotasına sokabilir, Kuzey Irak’ta taviz elde edebilir, Ortadoğu barış sürecinde rol oynamamızı daha kolaylıkla sağlayabilirdi. O zaman da şans yüzüne bu denli gülmeyebilir. Parti başkanlığı koltuğunu bir başkasına kaptırabilirdi.
Çok bilen bir “büyüğümüzün” söylediği gibi demokraside çareler tükenmez. Bir Cem gider başka bir Cem gelir. Gelir ama dosya hakimiyeti sağlayıp, dünyayı anlayana kadar geçen süre içinde ülke de çok şey kaybedebilir.
Kaldı ki günümüzde diplomasi de gereğinden çok kişiselleşti. Siyasiler arasında kurulan ulus aşırı dostluklar bazen sorunlar çözümüne, krizlerin tırmanmamasına, hatta üyeliklerin desteklenmesine katkıda bulunuyor.
Cem ile Papandreu arasındaki ilişkiler bu denli senli benli olmasaydı, iki ülke ilişkileri büyük bir olasılıkla şimdikinden çok farklı olurdu. İki bakanın Filistin ve İsrail’e birlikte gidebileceklerini hayal bile edemezdik...
Daha önceki yazıları:
UCM ve Türkiye
Bush’un Önerisi
Kazalar ve Boğazlar
Zirve Dersleri
NATO Light
Top karşı tarafta
Kendini aşmak
Trabzon Buluşması
Acele etmeyelim...
Biraz Bocaladıktan Sonra
Durum Tespiti
Arap Zirvesi’nin Ardından
Cheney’nin Ardından
MGK Genel Sekreteri Kılınç ne demek istedi?
Ems Telgrafı
Bir Buluşmanın Ardından
Post-Huntingtonian Bir Dünyaya Doğru
Samson Devletleri
KEİ’ye hayat öpücüğü
Amerika Keşifleri
Türkiye’nin Irak İkilemi
Irak’a Müdahale
Yeni Yıl Falı
Yerinde karar
ABM sizlere ömür...
AGSK nedir? Ne işe yarar? Ne kazandırır? Ne kaybettirir?
İnanılmazı Gerçekleştirmek
Sıra Irak’a Gelirse...
Biri müteşekkir, diğeri kaygılı
Huntington’u Mahcup Edecek Tek Ülke
Kıbrıs Meselesi
İncir Yaprağı
Felaket Senaryosu
Asker Gönderme
Beklenen oldu, beklenmeyen de olabilir...
Kim haklı?
Meşruiyet Sorunu
Ufuk Turu
|
|
 |
|