|
 |
|
Laço Tayfa
Aslında olası Irak müdahalesi hakkında yazmam, meşruiyetini sorgulamam, Türkiye’nin önündeki seçenekleri tartışmam gerekiyor ama canım bugün hiç mesleki ahkam kesmek istemiyor. Nasılsa Irak meselesi daha bir süre gündemde kalacak ve görünen o ki Türkiye çıkarlarını korumak için yapılacak harekata aktif olarak katılacak. Çok büyük bir olasılıkla Kuzey Irak uzunca bir süre Türk ordusunun kontrolü altında kalacak. Biz de bu harekatın doğuracağı sonuçları bol bol tartışacağız.
Zaten şu aşamada söylenecekler de daha önce söylediklerimizden pek farklı olmayacak. Eğer özel olarak benim bu konudaki değerli görüşlerimin ne olduğunu merak ediyorsanız aşağıdaki linkleri tıklamanız yeterli. Orada Türkiye’nin ne denli zor bir seçimle karşı karşıya kaldığını anlatmaya çalışmıştım. Seçim yapılmış olmasına karşın zorluklar henüz aşılmış değil. Aşılacağa da pek benzemiyor. Tam bir tükürük ile sakal-bıyık hikayesi.
Bir yanda Washington ile kurduğunuz ilişkiler öte yanda ülkenizin geleceği yatıyor. Bir de buna meşruiyet sorununu, Irak’la gelişmeye başlayan ticari ilişkileri, Bush yönetiminin vuracağız deyip deyip bizi gaza getirmesi ve sonunda kusura bakmayın biz şaka yapmıştık demesi olasılığını hesaba katarsanız sorunun ne kadar karmaşık olduğu ortaya çıkar. Daha bu denklemin içinde Arapların göstereceği tepki, Avrupalı dostlarımızın reaksiyonu, petrol zengini bölgelerin geleceği gibi şeyler yok.
Ankara’nın her şeyi hesap edip öyle hareket etmesi gerekiyor. Sadece askeri harekata ve Washington’un vereceği güvencelere dayanan bir plan daha baştan başarısızlığa mahkumdur. Türkiye’nin Kuzey Irak’ı etkin kontrolü altında tuttuğuna da çok güvenmemekte fayda var. Güya istihbarat servislerimizin Kuzey Irak’ta kuş uçsa haberi oluyor. Ama nedense hayati kararların alındığı Kuzey Irak dışındaki toplantılardan haberi olmuyor. Bazen bölge liderlerinin nerede olduğunu Dışişleri bürokrasisi haber ajanslarından öğreniyor. Ayrıca kimsenin Ankara sürecini iplediği de yok.
Eğer Türkiye siviliyle, askeriyle, diplomatıyla, siyasetçisiyle, akademisyeniyle, uzmanıyla Kuzey Irak için kapsamlı bir plan hazırlayamazsa, Kerkük’e petrole giderken evdeki pirinçten olur. Kuzey Irak’ta kurulacak bir Kürt devleti Türkiye Kürtleri için bir cazibe merkezi olmasa dahi, Askerini boşu boşuna tehlikeye attığıyla kalır. Siyasilerimiz üç beş milyar dolarlık desteğe sevinip, günü döndürdük diye derin bir oh çekerler. Yazılmamak kaydıyla gazeteci arkadaşlarımıza “ne yapalım karşımızda koskoca Amerika vardı” diye günah çıkartırlar.
İyi ki canım “siyaset” yazmak, mesleki ahkam kesmek istemiyormuş. Bir de isteseydi herhalde sayfalarca Irak yazacaktım. Siz de büyük bir olasılıkla başlığa bakıp gerisini okumayacaktınız. Eğer hala bıkmayıp buralara kadar geldiyseniz, şimdide Laço Tayfa ile bu yazı arasındaki bağlantıyı kurmakta zorlanıyorsunuzdur. Evet Laço Tayfa geleneksel Türk müziği formları ile caz arasında gidip gelen bir topluluğun adı ve siyaset ya da Kuzey Irak’la hiçbir bağlantıları yok. Hatta Kürt bile değiller.
Ancak Laço Tayfa’nın Türkiye’nin bugün geldiği toplumsal olgunluk ile bağlantısı var ve bence bu bağlantı pek çok dış politika değişkeninin açıkladığından daha çok şeyi açıklayabilme özelliğine sahip. Çünkü çok yakın bir zamana kadar Çingene olmayı ayıp sayan ve Çingenelerin önyargılardan kaynaklanan sözde özelliklerini televizyon ekranlarında sergileyerek eğlenen bir toplumduk.
“Saygın” bir komedyenimiz Darbukatör Bayram tiplemesiyle haftada en az bir kez Çingeneleri aşağılamakta, çok hoş bir kadın kendini makyajla çirkinleştirerek Sarı Gacı olarak karşımıza çıkmakta, yeteneğini çoktan ispatlamış tıknaz bir sanatçımız hırsız çingene imajını kafamıza kazımaktaydı.
Çingenelik kötülükle o kadar çok özdeşleşmişti ki bu ülkede insanlar kendilerinin Çingene olduklarını söylemedikleri gibi onların etnik kökenlerine atıfta bulunmak isteyenler bu ayıplarını suratlarına vurmamak için kendilerini “Roman” lafına sığınmak zorunda hissetmişlerdi.
Yıllar önce bir sivil toplum örgütü toplantısı için gittiğim Üsküp’deki Şuto Orizare mahallesinde tanıştığım mesleği ayakkabı tamircisi olmasına karşın daha çok yerel bir bilgiye andıran yaşlı Orhan Naim Türkiye’deki Çingenelerin belki baskıdan, belki “yüksek kültürün” hegemonik aşağılamasını içselleştirdiğinden ifade edemediği bir gerçeği ifade etmiş ve Darbukatör Bayram tipiyle kendileriyle neden “maytap geçildiğini” sormuştu.
Ben o zaman yaşlı bilgenin sorusunu Yeni Yüzyıl’daki köşemde sormuş ama tahmin edebileceğiniz gibi hiçbir cevap alamamıştım. Zaten cevap alacağımı da hiç düşünmemiştim. Ne böylesi bir tip yaratarak “tarihe geçen” önemli sanatçımızın benim yazıklarımı okumaya ayıracak zamanı olabilirdi, ne de böylesine reyting yapan programların yapımcılarının birilerini kırdıkları için aşağılanma iddiasını ciddiye alma olasılıkları.
Fakat neyse ki artık reyting aletlerinin konduğu evlerdeki insanlar Çingene aşağılayan programlardan bıktılar. Mankenlerin, şarkıcıların, sunucuların, DJ’lerin özel hayalarına daha bir merak saldılar. Bu arada Türkiye’deki Çingenelerin de cılız da olsa sesleri çıkmaya başladı. Çok satan gazetelerimiz hiç olmazsa bu ülkenin Müslüman olmayan vatandaşlarının işledikleri suçları haber yaparken başına Ermeni, Musevi gibi etnik/dinsel etiketlerini koymamayı ilke edindi.
Hepsinden önemlisi ise Laço Tayfa gibi Çingene olduğunu açıkça ifade eden ve bu alt kimliğinden iftihar ettiği belli olan bir grubun ortaya çıkması oldu. Geçen gün açık hava tiyatrosunda Laço Tayfa’yı dinlerken aklıma Orhan Naim geldi ve Türkiye’nin son yıllarda yaşadığı değişimi görmesi için orada olmasını istedim. Çünkü orada hegemonik üst kültürün kurucusu ve taşıyıcısı olan insanlar vardı, büyük bir gurur ve zevkle Laço Tayfayı dinliyorlardı.
İçimden Laço Tayfa’yı, İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı yöneticilerini tebrik etmek geldi. Laço Tayfa’yı Çingene imajını yıkmaya bulundukları katkı, İstanbul Kültür ve Sanat Vakfını ise Chick Corea, Jan Garbarek, Herbie Hancock, Charlie Haden, Pat Metheny gibi isimlerle yetinmeyip Türkiye’yi sanat kadar anlayış açısından da yaşabilir bir yer haline getirdikleri için...
|
|
 |
|