10 Şubat 2012
Pazartesi
English
yenibir.com
Genç Hürriyetim
Agora
Gündem
Avrupa Birliği
Dünya
Ekonomi
Spor
Yaşam
Teknonet
Tüm Haberler
Yazarlar
Kültür Sanat
Magazin
Özel Dosyalar
Hava Durumu
Astronet
Televizyon

HÜRRİYET EKLER
Bilim
e.yaşam
Otoyaşam
Seyahat
Pazar
Cumartesi
Cuma
Kelebek
Mobil Hürriyetim
Arşiv Arama
Bize Ulaşın
Reklam

Yeni Bir Dünya Düzenine Doğru

Uluslararası İlişkiler öğretisinde pek çok yaklaşım dünya düzenlerinin hegemonik savaşlardan sonra kurulduğunu kabul eder ve şiddete dayandırılarak sağlanan düzenin kurumlarıyla, rejimleriyle ve hukuk kurallarıyla ayakta kaldığını söyler. Düzenin işleyişinden, adaletin dağıtılışından memnun olmayanların ise düzeni değiştirmeye çalıştıkları, bazılarının bunda başarılı oldukları, ama çoğu teşebbüsün hüsranla sonuçlandığı anlatılır.

Tarih Avusturya’nın, Fransa’nın, Almanya’nın düzeni değiştirme mücadelelerinin örnekleriyle doludur. Ancak şimdiye kadar kendi kurduğu düzeni yıkmak isteyen bir hegemon, hükümdar ya da başkan tarih sahnesinde görülmemiştir.

Bundan önceki tüm mücadeleler başkalarının kurduğu düzeni yıkmak amacını taşırken, ilk kez bir devlet başkanı pervasızca kendi ülkesinin kurduğu ve Soğuk Savaş’ın bitmesiyle birlikte babasının artık tam anlamıyla hayata geçtiğini müjdelediği bir düzeni ısrarla yıkmaya çalışmaktadır.

İktidara geldiğinden bu yana hegemon olmanın sorumluluklarını yerine getirmekten, dolayısıyla da düzenin bekasını sağlamaktan itinayla kaçınan George W. Bush, dünya düzeninin üstüne oturduğu tüm normları teker teker ayaklar altına almakta, ülkesinin ve özellikle askeri endüstriyel yapının kısa dönemli çıkarları uğruna dünyayı uçurumun eşiğine sürüklemektedir.

Filistin sorunu karşısında selefinin aksine takındığı kayıtsız tutum, ABM antlaşmasının sona erdirilmesi için yaptıkları, füze kalkanı projesinin hayata geçirilmesi için harcadığı çaba, El Kaide militanları için Cenevre Sözleşmesi hükümlerini ihlali, ille de Saddam diye tutturması dünya düzenini altüst edecek nitelikte şeylerdir.

Üstelik şimdi Bush ortaya bir de kendi doktrinini attı ve nükleer silahların caydırıcı olmaktan çıkartıp, şüphe üzerine kullanılabileceğini açıkladı. Gizli olduğu söylenen, ama her nasılsa basına sızan “2001 Nuclear Posture Review”a göre ise, Amerikan yönetimi İran, Irak, Suriye, Libya, Kuzey Kore, Çin ve Rusya’ya karşı nükleer silahları “önleyici” amaçlarla kullanmak için planlar dahi yapmış.

Yani Amerika bundan sonra kendisine yönelik kitle imha silahı kullanacağından şüphelendiği bir devlete karşı önlem olsun diye nükleer silahlarını kullanabilecekmiş. Bu yeni doktrin Füze Kalkanı projesi ile birlikte okunduğunda, Amerika’nın istediği zaman istediği ülkeyi nükleer silahlarla vurabileceği, buna karşılık kendisinin stratejik dokunulmaz kazanacağı anlamına geliyor.

Başka bir deyişle Amerika herkese her istediğini dikte ettirebilme imkanına kavuşuyor. Eğer kimse ona karşı koymak ve önceden tedbir almak iradesini göstermezse, geriye bir tek Amerikan kamuoyu kalıyor. Onun da sağduyusuna ve etkisine ne kadar güvenebileceğimiz 11 Eylül’den sonra belli oldu.

Neyse ki, Amerika’nın füze kalkanını tam olarak işler hale getirmesine en az on yıl var ve bu on yıl içinde Rusya, Çin ve hatta AB ülkelerinin kalkanı delebilecek teknolojik atılım yapmaları olasılığı mevcut.

Doğal olarak bu olasılık dünya düzeninin değişmeyeceği anlamına gelmiyor. Amerika aklını başına toplamazsa, askeri ve stratejik üstünlüğünü pekiştirmek ve kural tanımazlığını göstermek yolunda bu hızla devam ederse, dünyanın bir kez daha kutuplara bölünmesi olasılığı hafife alınmamalı. NATO’nun çökmesi, AB’nin Rusya ve Çin ile yakınlaşması dahi mümkün.

Bana öyle geliyor ki gelecek 10 yılda nasıl bir dünyada yaşayacağımızı Irak’a yapılacak müdahalenin niteliği de belirleyecek. Eğer Amerika yapılan tüm uyarıları göz ardı edip, Irak’a karşı meşruiyeti olmayan bir harekata kalkışırsa, ipler gerilecek ve herkes gelecek için dersleri bu müdahaleden çıkartacak.

Çünkü hiçbir hukuki ya da siyasi meşruiyeti olmayan, BM Şartı’nın prensipte yasakladığı, ne 678 ne de 786 sayılı Güvenlik Konseyi kararlarının haklı çıkarttığı ve üstelik bırakın Çin’i ve Rusya’yı bir kenara Almanya, Fransa ve hatta Blair dışında bütün İngiltere’nin karşı çıktığı böylesi bir eyleme kalkışmak, Güvenlik Konseyi’nin yetkilerini hiçe saymak, dünya düzenini ayaklar altına almakla eş değerdir.

Şimdilik kimse sesini çıkartmasa, Amerika ile ilişkilerini germek istemese bile, bu eylemden gereken dersleri çıkartacaktır. Benzer gayri meşru eylemler başka yerlerde başkaları tarafından hayata geçirilecek, arkasından da ipler gerilecektir. Dünya giderek düzenin hakim olduğu bir yer olmaktan çıkıp, tamamen kaba kuvvetin egemen olduğu bir yer haline dönüşecektir. Yakında Rusya Çeçenleri bahane edip Gürcistan’a saldırırsa sakın şaşırmayalım...


Ana Sayfa | Son Dakika | Gündem | Dünya | Ekonomi | Spor | Yaşam | Yazarlar
Kültür Sanat | Magazin | Özel Dosyalar | Piyasanet | Hava Durumu | Astronet | Televizyon
İnsan Kaynakları | Arama+Arşiv | Bize ulaşın | Yardım

© Copyright 2012 Hürriyet