|
 |
|
Toprak yerine petrolden pay...
Bush yönetiminin hayalini kurduğu Irak müdahalesi Türkiye’de pek çoklarının iştahını kabarttı. Yarı resmi Amerikan yazarlarının da teşvikiyle müdahale sırasında bize de bir şeyler düşer mi diyenlerin sayısı hiç az değil. Müdahalenin 3 Kasım sonrasına sarkması, iktidarın milliyetçi-maneviyatçı ve de üstelik halkçı bir bloğun eline geçmesi halinde eski defterlerin açılması kaçınılmaz.
Türkmenlerin haklarını koruyoruz, Kürtlere hadlerini bildiriyoruz diyerek Kuzey Irak’a yerleşmeye kalkarsak hiç şaşırmayalım. Türkiye’de üzüm yemekle bağcıyı dövmeyi bir sanan çok insan var.
Evet, Türkiye’nin Kuzey Irak’ta Kürt devleti oluşumuna seyirci kalamayacağı, Türkmenlerin haklarının çiğnenmesini hazmedemeyeceği doğru. Bunu engellemek için Kuzey Irak’taki askeri varlığını güçlendirebileceği de gerçek. Ancak unutmayalım ki müdahale ile ilhak arasında fark var. İstemediğiniz şeylerin olmasını engellemek için müdahale edersiniz.
İlhak ise daha önce size ait olmayan bir toprak parçasını mülkünüze geçirmek demektir. Ve ilhak ne yazık ki uluslararası hukukun şiddetle yasakladığı ve medeni dediğimiz ülkelerin uygulamaktan vazgeçtiği bir pratiktir. Böyle bir şey yaparsanız ya da yapmaya niyetiniz olduğunu dünyaya hissettirirseniz başınız belaya girer.
Bu arada bilmeyenlere hatırlatalım; Türkiye’nin “resmi politikası” Irak’ın toprak bütünlüğünün korunmasıdır. Sopa gösteriyorsa resmi politikasını desteklemek amacıyla göstermektedir. Amaç Musul’u alıp başta Araplar olmak üzere tüm dünyayı karşımıza almak değil, Irak’ın toprak bütünlüğünün korunmasıdır.
Doğal olarak Türkiye de böylesine önemli gelişmelerin yaşanacağı, kendisinden çeşitli fedakarlıkların bekleneceği bir dönemde pazarlık etmek, Washington ve Bağdat’tan tavizler kopartmak zorundadır. Sadece istemediklerinin olmayacağı garantisiyle yetinmemiz düpedüz enayilik olur. Fakat pazarlık ederken de gerçekçi olmak, olmayacak duaya amin dememek gerekir.
Musul olmayacak duaya amin demekten başka bir şey değildir. Olacak dua IMF’den destek almak, askeri borçları sildirmek, ABD’nin Kıbrıs’a bakışını etkilemek, AB takvimi için ödün kopartmaktır. Washington müdahale yapacaksa bunun Türkiye açısından somut fiyatını bilmek zorundadır. Musul-Kerkük diye hayaller kurarak hiçbir şey elde edemeyiz. Dostlarımız önce sırtımızı sıvazlar, sonra da kusura bakmayın derler.
Ne kadar ahlak dışı görünürse görünsün aynı şey müdahalenin yapılacağı ülke açısından da geçerlidir. Irak, Türkiye’nin dostluğunu “satın almak” zorundadır. Gharraf sahasının rehabilitasyonu ve ambargo sonrası gaz nakil hatları işinin Türkiye’ye bırakılmış olmasıyla, 40 milyar dolarlık ticaret fantezisiyle Bağdat Ankara’yı tatmin edemeyeceğini bilmelidir. Eski defterler açılacaksa Musul’u ilhak etmek saçmalığıyla açılmamalı, Musul petrolünden 1954’e kadar alınan paydan yeniden yararlanmak amacıyla açılmalıdır.
Geçtiğimiz yıl İletişim Yayınları tarafından basılan, editörlüğünü Baskın Oran’ın yaptığı “Türk Dış Politikası” kitabında bu konuyu Irak ile pazarlık etmek isteyenler için bol bol malzeme bulunmaktadır. Çünkü kitaptan yakın zamana kadar bildiğimizin aksine, Türkiye’nin Musul petrollerinden 25 yıl için alacağı yüzde 10’luk paydan 500 bin sterlin alarak vazgeçmediği, hatta 2 milyon sterlin alacağı kaldığı anlaşılmaktadır.
Aradan bu kadar zaman geçtiği, üstüne Özal zamanında da bir bardak su içildiği için bu alacağın tahsil edilmesi hukuken imkansız olabilir. Ama bazen hukuki imkansızlıklar, güç ve yaptırımla birleşince dünya politikasında yeni kapıların açılmasına yol açar. Yeter ki derdimizin bağcıyı dövmek değil üzüm yemek olduğunu anlatabilelim. Yeter ki şimdiki ve sonraki iktidarlar ne dediğini, ne istediğini bilsin...
|
|
 |
|