|
 |
|
Çözüm olursa...
11 Kasım 2002 Pazartesi’nin tarihe önemli günlerden biri olarak geçme şansı yüksek. 150 küsur sayfa olduğu söylenen ve görülmeden, bilinmeden üstünde bol bol spekülasyon yapılan BM Genel Sekreteri’nin belgesine taraflardan gelen ilk tepkiler olumlu. Gerek Türkiye ve Yunanistan’dan, gerekse KKTC ve GKRY’den ters bir açıklama yapılmadı. Ne Denktaş, ne de Klerides planı kabul edilemez buldu. Artıları ve eksileri olduğunu söylemeleri Genel Sekreter’in çizdiği parametreler içinde müzakere edilebilir olduğunu düşündüklerini gösteriyor.
Basına yansıyan detaylar doğruysa, plan Türk tarafının görüşlerini daha fazla yansıtır nitelikte. Çözümün yeni bir ortaklık ve garantörlük gibi olmazsa olmaz koşulları Türk tarafının uzun süredir savunduğu tezlere yakın görünüyor. Müzakereye açık bölümleri konusunda da fiili durum sanki daha dikkate alınmış gibi. Toprak tavizini de çok fazla büyütmemek lazım. Türk tarafı baştan beri barışa ve tanınmaya karşı toprak vereceğini biliyordu.
Doğal olarak kurucu devletlerin hangi alanlarda egemenlikleri kullanabileceklerini, ortak devlet ile kurucu devlet arasında bir hukuksal hiyerarşi olup olmadığını, ortaklık organlarının ne şekilde çalışacağını, adanın AB üyeliği ile Türkiye’nin üyeliği arasında bir senkronizasyonun sağlanıp sağlanmadığını, yerleşim özgürlüğünün ne anlama geleceğini ve daha pek çok önemli detayı henüz bilmiyoruz.
Genel Sekreter’in hazırladığı plan kamuoyuna açıklanıncaya kadar da bilemeyeceğiz. Ancak göründüğü, basına yansıdığı ve tarafların tutumlarından anlaşıldığı kadarıyla çözüm uzak değil. Zaten şartlar da her zamankinden daha müsait. Çözümsüzlükten herkesin kaybedeceği, çözümden ise herkesin kazanacağı bir şey var. Eğer çözüm olursa, taraflar Şubat sonuna kadar bu çerçeve belge üstünde anlaşırsa, 1950’lerden bu yana süren ve iki ülke arasındaki ilişkileri köklü biçimde etkileyen, Türk dış politikasını büyük ölçüde rehin alan bir sorun tarihe karışacak.
Üstelik sorun sadece çözülmekle kalmayacak, bu çözüm aynı zamanda bizim beklentilerimizi büyük ölçüde karşılayan kalıcı bir çözüm de olacak. Bu yüzden de başta Denktaş olmak üzere çözümü geciktirdiğini düşündüğümüz, kılı kırk yarmalarına kızdığımız insanların katkısı büyük olacak. Kabul edelim ki onlar olmasaydı çoğumuz başka türlü bir çözüme çoktan razıydık. Hem de o çözümün kalıcı olmadığını bile bile.
Belki ondan da önemlisi çözüm AKP’nin siyasi karnesine ikiyle çarpılarak yazılacak. Çünkü Kıbrıs için varılacak bir uzlaşma Türkiye’nin tarih beklentisinin karşılanmasını kolaylaştıracak. AK Parti iktidarı ilk günlerini Kıbrıs sorununu çözüp, AB kapısını açarak geçirecek. Rum lobisi yüzünden ABD ile aramızda zaman sürtüşmelere yol açan bir sorun da eş zamanlı olarak tarihe karışacak.
Umarız plan adaya ve Doğu Akdeniz’e kalıcı barışın gelmesine yardımcı olur. Taraflar bu fırsatı iyi değerlendirir. Birileri AK Partinin hanesine kar yazılacak diye süreci baltalamaya kalkmaz. Geçmişte kaldığını düşündüğümüz “milli” amaçların gerçekleştirmesi uğruna plan atlama tahtası olarak kullanılmaz.
Ancak Rum ve Yunan tarafında da aklı selimin galip gelmesi şart. AB üyeliğini ve Helsinki kararlarını unutup, eski hülyalar uğruna planı toptan reddetmeye ya da olmazsa olmazlarını sulandırmaya çalışırlarsa, biz ne yaparsak yapalım sonuç yine değişmez...
Daha önceki yazıları:
|
|
 |
|