23 Kasım 2009
Pazar
English
yenibir.com
Genç Hürriyetim
Agora
Gündem
Avrupa Birliği
Dünya
Ekonomi
Spor
Yaşam
Teknonet
Tüm Haberler
Yazarlar
Kültür Sanat
Magazin
Özel Dosyalar
Hava Durumu
Astronet
Televizyon

HÜRRİYET EKLER
Bilim
e.yaşam
Otoyaşam
Seyahat
Pazar
Cumartesi
Cuma
Kelebek
Mobil Hürriyetim
Arşiv Arama
Bize Ulaşın
Reklam

Farkında mısınız NATO genişledi?

Annan Planı, AB tarihi, Irak operasyonu derken dünya politikasına damgasını vuracak çok önemli bir gelişme atlandı. NATO 21-22 Kasım 2002’de gerçekleştirdiği Prag Zirvesinde yeni bir genişleme kararı alarak Bulgaristan, Estonya, Letonya, Litvanya, Romanya, Slovakya ve Slovenya’yı üyeliğe davet etti.

Üyelik prosedürü tamamlandıktan sonra Türkiye tıpkı diğer NATO devletleri gibi bu ülkelerin de güvenliğinin garantörü olacak. Yani bu ülkelere yapılacak bir saldırı bize de yapılmış sayılacak. Diyelim ki Romanya’nın başı Ukrayna ile derde girdi, Türkiye de Romanya’nın imdadına koşacak. Yani Ukrayna ya da başka bir devletle savaşacak.

Ama neyse ki ne NATO eski NATO, ne de Ukrayna’nın ya da Rusya’nın başını NATO, dolayısıyla da Amerika ile derde sokmaya niyeti var. Bundan önceki genişlemelerin aksine Rusya’dan hemen hiçbir reaksiyon gelmedi. Ülkenin kendi içindeki tartışmaları saymazsak her şey beklendiğinden çok daha yumuşak gerçekleşti.

Yeltsin’in eski Sovyet Cumhuriyetlerinin NATO üyeliğine koyduğu ambargonun bittiği, Atlantik İttifakının karşısında yeni bir Rusya’nın durduğu anlaşıldı. Oysa bundan beş yıl önce NATO Polonya, Macaristan ve Çek Cumhuriyeti’ni içine alacak şekilde genişleme kararı aldığında kıyamet kopmuş, hatta daha karar alınmadan önce Moskova itirazını kayda geçirmişti.

Şimdi ise durum tamamen farklı. Putin Rusyası NATO ve ABD ile zıtlaşacağına pis işi başkalarının yapmasını, günün birinde İttifakın iflas etmesini ya da eski işlevini yerine getiremez hala gelmesini bekliyor. Zaten İttifak da giderek 5. madde yükümlülüklerini omuzlayacak bir yapı olmakta çıkmakta, dünyanın çeşitli yerlerindeki “krizlere” müdahale edebilecek hale dönüşmekte.

NATO’nun kuruluş ideolojisine olan sadakati artık çok tartışmalı. Kimsenin ciddi ciddi Rusya’nın Avrupa’yı işgal edeceğini düşündüğü falan yok. Önce Gorbachov, sonra duvar, daha sonra da Paris Şartı ve derken Sovyetler Birliği’nin çöküşü İttifakın artık bu fonksiyonunu anlamsız kıldı.

Hatta Kenneth Waltz gibi bu alanın “büyük” yazarları 1990’ların ilk yarısında İttifakın günlerinin sayılı olduğunu bile söyledi, Amerikalı senatörler işlevi kalmamış bir ittifaka neden para akıtılması gerektiğini sordu. Artık Washington Antlaşması’nın 5. maddesinin uygulanmasının anlamı ortadan kalktığına göre NATO’ya ihtiyaç kalmamıştır dendi. Ama ilginç bir şekilde kendine iş arayan İttifak hayatta kalabilmeyi başardı.

Tehdit bitti risk kaldı derken, Yugoslavya’nın parçalandığını gördük. Özellikle Bosna’daki savaş NATO’nun yeniden yapılanmasında, Soğuk Savaş sonrası ne iş yapacağının belirlenmesinde etkili oldu. Kosova sorunun insani bir trajediye dönüşme aşamasında ise NATO kendi başına aldığı bir kararla “alan dışı müdahale” tabusunu yıkarak, Yugoslavya’ya “saldırdı”.

Şimdilerde NATO planlama hücrelerinde Avrupa’ya yönelik bir Rus saldırısının nasıl püskürtüleceği değil, dünyanın çeşitli kriz noktalarına nasıl müdahale edileceği tartışılıyor. Son Prag Zirvesi’nde olduğu gibi bu müdahalelerin kurulacak 20 bin kişilik bir güç marifetiyle yapılması karara bağlanıyor.

Ayrıca İttifak da giderek AGİT’leşiyor. Önce Polonya, Macaristan ve Çek Cumhuriyeti’nin alınmasıyla başlayan genişleme dalgası, Prag Zirvesi’nde yedi yeni üyenin daveti ile sürdü ve kuyrukta da daha çok bekleyen var. Zaman zaman 19 üye ile karar almakta zorlanan İttifakın 26 üye ile nasıl konsensus sağlayabileceği meçhul. Kıdemli üye Türkiye bile gelişmelere az taş koymadı. Sorunun vahametini görmek için AGSK meselesini bir kez de NATO’nun bekası açısından okumakta yarar var.

Dahası yeni üyelerin Macaristan gibi güvenliğini bedavaya getirmek ve kaynaklarını ekonomiyi ayırmak dolayısıyla da eski üyelere fazladan yük olmak eğilimleri var. Yani NATO genişledikçe güçleneceğine, etkinliğini yitirmek ve hatta zayıflamak gibi bir dertle karşı karşıya.

Tüm bunların ötesinde Avrupa’nın da giderek kendi savunma ve güvenlik kimliğini geliştirme çabası içinde olduğunu hatırlatmak gerek. 1950’lerin başındaki Avrupa Savunma Topluluğu (EDC) hayali Fouchet Planı, Davingnon Raporu derken, 1992 Maastrich Antlaşması ile yavaş yavaş gerçekleşmeye başladı ve Ortak Dış ve Güvenlik Politikası (ODGP) adını aldı. Bu alandaki işbirliği ise 1997’de imzalanan Amsterdam Antlaşması ile güçlendirdi.

Tony Blair ülkesinin yıllardır karşı çıktığı AB’nin güvenlik ve savunma alanında rol oynamasına yeşil ışık yakınca da, AB ülkelerinin liderleri Haziran 1999 Köln Zirvesi’nde güvenlik ve savunma alanında ortak politika geliştirebilmesi için gerekli imkan ve araçları temin edeceklerini dünyaya ilan ettiler. Sınırlarının 4 bin kilometre uzağındaki bir krize müdahale edip en az bir yıl orada kalacak şekilde hazırlanacak 60 bin kişilik bir gücün oluşturulması için adımlar atmaya başladılar.

Şimdilik AB, NATO’yu taklit etmemeye, ABD’yi çok üzmemeye dikkat ediyor. Ancak müdahale yeteneği kazanıldığında siyasetin farklılaşmayacağını, AB’nin nükleer caydırıcılığı da ODGP içine katmayacağını kimse garanti edemez. AB’nin Rusya’ya karşı ortak dış politika geliştirdiği de göz önünde bulundurulmak zorunda. İki kıta arasında çıkacak küçük bir gerilim ODGP sayesinde NATO’nun ölüm fermanın imzalanmasına, AB’nin Rusya’ya yakınlaşmasına yol açabilir. Tüm bu olasılıkların ve gelişmelerin akışını etkileyecek tek faktör Rusya.

Rusya’nın ise dünyayı kendi karşısında birleştirecek, eski günlerine döndüğünü çağrıştıracak işlere kalkışmaya hiç mi hiç niyeti yok. Kaldı ki kendisi de zaten NATO’nun içinde ve işleyiş üstünde pek çok üyeden daha fazla söz sahibi. Yani zevkle ve şevkle NATO’nun genişlemesini, işlevsiz hale gelmesini, “genç” Bush’un hata yaparak Avrupa’yı Amerika’dan uzaklaştırmasını bekliyor. Tıpkı onun yerinde olan ve kafası çalışan her devlet adamın yapacağı gibi...


Daha önceki yazıları:
  • Sorunlar ve Fırsatlar
  • Çözüm olursa...
  • Kredi Hepimizin
  • Beklenen Oldu
  • Kaş Yaparken Göz Çıkartmak
  • Yalan mı?
  • Kara bulutlar
  • Eğer doğruysa
  • Tarihe not düşmek için...
  • Kimin ne dediğini bırakın uygulamaya geçin...
  • Toprak yerine petrolden pay...
  • Çeçen Sorunu
  • Yeni Bir Dünya Düzenine Doğru
  • 12 Yılın Muhasebesi
  • Laço Tayfa
  • Yokluğu Hissedilecek
  • UCM ve Türkiye
  • Bush’un Önerisi
  • Kazalar ve Boğazlar
  • Zirve Dersleri
  • NATO Light
  • Top karşı tarafta
  • Kendini aşmak
  • Trabzon Buluşması
  • Acele etmeyelim...
  • Biraz Bocaladıktan Sonra
  • Durum Tespiti
  • Arap Zirvesi’nin Ardından
  • Cheney’nin Ardından
  • MGK Genel Sekreteri Kılınç ne demek istedi?
  • Ems Telgrafı
  • Bir Buluşmanın Ardından
  • Post-Huntingtonian Bir Dünyaya Doğru
  • Samson Devletleri
  • KEİ’ye hayat öpücüğü
  • Amerika Keşifleri
  • Türkiye’nin Irak İkilemi
  • Irak’a Müdahale
  • Yeni Yıl Falı
  • Yerinde karar
  • ABM sizlere ömür...
  • AGSK nedir? Ne işe yarar? Ne kazandırır? Ne kaybettirir?
  • İnanılmazı Gerçekleştirmek
  • Sıra Irak’a Gelirse...
  • Biri müteşekkir, diğeri kaygılı
  • Huntington’u Mahcup Edecek Tek Ülke
  • Kıbrıs Meselesi
  • İncir Yaprağı
  • Felaket Senaryosu
  • Asker Gönderme
  • Beklenen oldu, beklenmeyen de olabilir...
  • Kim haklı?
  • Meşruiyet Sorunu
  • Ufuk Turu

  • Ana Sayfa | Son Dakika | Gündem | Dünya | Ekonomi | Spor | Yaşam | Yazarlar
    Kültür Sanat | Magazin | Özel Dosyalar | Piyasanet | Hava Durumu | Astronet | Televizyon
    İnsan Kaynakları | Arama+Arşiv | Bize ulaşın | Yardım

    © Copyright 2009 Hürriyet