|
 |
|
Küçük bir hatırlatma...
Dikkat ettiyseniz Irak sorunu ile Filistin arasındaki bağlantı iyice koptu. Kimsenin Filistin sorunundan, ikisi arasındaki ilişkiden söz ettiği yok. Basının ilgisi olası Irak müdahalesine odaklandığından beri Oslo sürecinin çöküşü, barış için yürütülen çabalar tamamen unutuldu. Sorun büyük ölçüde teröre ve İsrail silahlı kuvvetlerinin terörü önlemek için sürdürdüğü mücadeleye endekslendi. Oysa Filistin çözüm ve ilgi bekliyor. Üstelik iki sorun arasında da açık bir bağlantı var.
Evet, bu bağlantının Irak tarafından kurulduğu doğru. 2 Ağustos 1990’da sudan bahanelerle Kuveyt’i işgal ettikten 10 gün sonra Saddam Hüseyin geri çekilmesini, diğer koşulların yanı sıra, İsrail’in işgal altında tuttuğu topraklardan çekilmesine bağladı. Böylece de Arap halklarının sempatisini kazandı. Irak rejimi bundan sonra da İsrail ile yaptıkları arasındaki bağlantıyı sürdürdü ve hatta İsrail Irak birliklerini Kuveyt’ten çıkartmak için oluşturulan koalisyonda yer almamasına rağmen Scud füzelerinden nasibini aldı.
Neyse ki bu bağlantı uluslararası toplum adına hareket eden ve henüz kolektif aklı yerli yerinde duran ABD tarafından görüldü, Filistin sorunun çözümü için ciddi adımlar atılmaya başlandı. Madrid’de ivme kazanan süreç 1993’de Oslo’da hedefine ulaştı. Washington’un ilgisi ve desteği ile Taba uzlaşması hayata geçirilerek nihai çözüme doğru bir adım daha atıldı. Haziran 1996’da Netanyahu’nun iktidara gelmesi ve intihar bombacılarının marifetiyle zaman zaman aksasa da, Oslo süreci Bush yönetimi iktidara gelene kadar varlığını sürdürdü.
Bush yönetiminin Filistin sorunu karşısındaki vurdum duymaz tavrı, her şeyin bitmesine, tarafların birbirini yemesine ve pek çok analize göre de 11 Eylül trajedisinin yaşanmasına neden oldu. 11 Eylül sonrası dünyada ise kolektif aklını tamamen yitiren Amerika bir yandan imparatorluğunu kurma hayalini hayata geçirmeye çalışırken, diğer yandan da eski defterleri karıştırmaya başladı. Önce el Kaide derken, sıra çok geçmeden Irak’a geldi. Tabii bu arada Filistin sorunu gündemden tamamen düştü.
Kimse Irak ile ateşkes anlamına gelen 687 sayılı kararın 14. maddesinde Irak’ın silahsızlandırılması ile bölgenin kitle imha silahlarından arındırılması arasında bağ kurulduğunu hatırlamak istemedi. Yani Irak’ın elindeki nükleer, kimyasal ve biyolojik silahlar ile İsrail’in elindekiler arasında ilişki kurulduğu bir daha konuşmadı, tartışmadı. Ama bu ilişki bölgenin sıradan insanları tarafından hiçbir zaman unutulmadı ve ölen her Filistinli ile birlikte bir kez daha hatırlanıyor.
Amerikan yönetimi Filistin sorunu karşısındaki kayıtsız tavrını sürdürdükçe de hatırlanacak. Irak’a yapılacak müdahale bölge devletlerini rahatlatacak bir Güvenlik Konseyi kararına dayansa bile, sıradan insanların için “meşru” olmayacak. Onlar ezilen, onurları kırılan Arap kardeşleri için üzülecek, Saddam Hüseyin’in yaptıklarını ve yapabileceklerini değil Amerika’nın yaptıklarını düşünecek. Şiddet, şiddeti körükleyecek ve ne yazık ki terör alınan her türlü polisiye önleme rağmen önlenemeyecek. Bundan da hepimiz zarar göreceğiz...
|
|
 |
|