|
 |
|
İşe yarar mı?
Türkiye’nin inisiyatifiyle Çırağan’da gerçekleşen bölge devletleri Dışişleri Bakanları toplantısı uzun tartışmalar sonunda ortak bildirinin okunmasıyla 23 Ocak Perşembe günü geç saatlerde bitti. Bildiriyle altı bölge ülkesi Irak’a BM Güvenlik Konseyi kararlarına tam olarak uyması, Amerika’ya ise sorumluluklarını hatırlaması çağrısında bulundu.
Bildiride “Irak’ta savaş olasılığının giderek arttığı” belirtilerek bölge ülkelerinin “yeniden bir başka savaş ve bu savaşın tüm yıkıcı sonuçlarını tekrar yaşamayı” istemedikleri vurgulandı. Bu nedenle, bölgenin diğer ülkelerinin “Irak liderliğini, bölgede barış ve istikrarın tesisinde üzerine düşen sorumlulukları yerine getirmek amacıyla geri dönüşü olmayacak ve samimi bir şekilde hareket etmeye” çağırdığı açıklandı.
Taraflar Irak’tan beklentilerini de hiçbir tereddütte yer bırakmayacak açıklıkla sıraladı ve Irak’ın 1441 sayılı karara tamamen uymasını, UNMOVIC ve UAEA ile işbirliğini sürdürmesini, daha aktif bir yaklaşım sergilemesini, “BM Güvenlik Konseyi‘nin ilgili kararları altındaki yükümlülüklerini teyit etmesini, hiçbir belirsizliğe yer vermeyecek şekilde komşularında güven yaratacak bir politika izlemeye başlamasını ve komşularıyla arasında mevcut antlaşmalar ve anlaşmalara uygun olarak uluslararası tanınmış sınırlara saygı göstermesini, ülkesinin egemenliğini ve toprak bütünlüğünü muhafaza edecek bir ulusal uzlaşmanın sağlanması yolunda somut adımlar atmasını” talep etti.
Türkiye’nin beklentilerini karşılar bir şekilde de bildiriye “Irak‘ın toprak bütünlüğü ve ulusal birliğinin desteklenmesi konusunda kararlılığımız tamdır” cümlesi girdi. Ancak asıl önemlisi, derdi üzüm yemekten çok bağcı dövmek olan Amerika’ya da sorumlulukları BM Şartı’nın 24. Maddesine yapılan atıfla hatırlatıldı. “BM Yasası‘nın 24. maddesi uyarınca uluslararası barış ve güvenliğin muhafazası, tüm BM üyeleri adına hareket eden BM Güvenlik Konseyi‘nin asli görevidir” dendi. Güvenlik Konseyi’nin “Irak‘ın ilgili kararlara ne ölçüde uyduğunun belirlenmesi ve bu kararların tam anlamıyla uygulanması vazifesini üstlendiği” söylendi. Güvenlik Konseyi’nden, burada ortaya çıkan “bölgesel perspektife”uygun hareket etmesi istendi. “Barışçı çözüm arayışlarında Güvenlik Konseyi ile işbirliği yapmaya hazırız” dendi.
Bildiride ayrıca Irak ile Filistin sorunu arasında 1990’dan bu yana kurulmuş olan bağ da anımsatıldı ve benim bu sütunda bir süre önce altını çizmeye çalıştığım BM GK’nin 687 sayılı kararının 14. paragrafına numara verilmeden atıfta bulunuldu. Taraflar, Irak tarafından yerine getirilecek hususların “Ortadoğu‘da kitle imha silahlarından arındırılmış bir bölge kurulması hedefine yönelik bir adım teşkil edeceğini” teyit etmek istediklerini belirtti. Hepsinin ötesinde ve çok haklı olarak, Filistin sorunu ile” Ortadoğu‘da adil ve kapsamlı bir çözüme ulaşılmasına yönelik ilgili bütün BM kararları” hatırlatıldı.
Şimdi sorun bu bildirinin bir işe yarayıp yaramayacağı, Irak ve ABD üstünde ne derece etkili olacağı. Irak yönetimi İstanbul Bildirisini kendisine verilen destek olarak yorumlayıp 1441’in öngördüğü koşulları yerine getirmekten imtina ederse, bu toplantı gerçekten hiçbir işe yaramaz. 1441’in ihlali durumunda Irak’a müdahale yapılır. Yok eğer Irak 1441’in koşullarına tam olarak uyarsa ve bunu “düşmanı” istediği için değil de, komşuları istediği için yaparsa, Türkiye’nin inisiyatifinin başarıya ulaşma şansı yüksek olur.
Çünkü Bush yönetiminin BM Güvenlik Konseyi üyelerinin itirazlarına rağmen tek taraflı bir müdahaleyi gerçekleştirme şansı her geçen gün azalıyor. Almanya ve Fransa tek taraflı müdahaleye karşı olduklarını en üst düzeyde açıkladılar. Çin ile Rusya’nın da onlardan farklı düşünmediği biliniyor. Üstelik ABD’nin bölgedeki en yakın müttefiki olan Türkiye de müdahale destek olmak için meşruiyet şartını açıkça öne sürdü ve barışa şans verilmesi için bu inisiyatifin sorumluluğunu üstlendi. Bu şartlar altında. Amerika’nın her şeyi göze alıp Irak’a saldırması çok zor.
Ancak Türkiye açısından bakıldığında bu bölgesel çabanın müdahaleyi Irak ya da Amerika’dan kaynaklanan nedenlerden dolayı önleyememesi halinde bile başarısız olduğunu, işe yaramadığı söylemek imkansız. Bu çaba ve devam edecek bölgesel teşebbüsler sayesinde Türkiye müdahale sırasında ortaya çıkabilecek göç sorununu önlemek, Kuzey Irak’taki gelişmeleri kontrol edebilmek için yapacağı muhtemel askeri harekatı haklı çıkartabilmek imkanına kavuşacak.
Dahası, bu bölgesel inisiyatif ve kameralara yansıyan görüntüler başta AB üyesi ülkeler olmak üzere tüm dünyaya Türkiye’nin bölgesinde ne denli önemli bir siyasi aktör olduğunu da gösterdi. Herhalde . Josckha Fischer Abdullah Gül’e “Irak’taki sorunu barışçı yolla çözmek için başlattığı mükemmel inisiyatif nedeniyle takdirlerini” boşu boşuna sunmadı...
|
|
 |
|