|
 |
|
DSA Grubu’nun Raporu
DSA, Üskürdar’da mütevazı bir binada kıt kaynaklarla önemli işler yapan başında Emekli Büyükelçi Güner Öztek’in bulunduğu Ortadoğu ve Balkan Araştırmaları Vakfı’nın bünyesinde oluşturulmuş, aralarında Süreyya Yüksel, Ahmet Çörekçi, Sezai Orkunt, Hasan Sağlam, Şadi Ergüvenç gibi emekli generaller ve zamanında bazıları bakanlık da yapmış İlter Türkmen, Fahir Alaçam, Vahit Halefoğlu, Faik Melek, Candemir Orhon, Güner Öztek, Turgut Tülümen gibi emekli büyükelçilerin olduğu bir grup. Adının kısaltması dış politika ve savunma araştırmalarından geliyor.
Grup, belli aralıklarla toplanıp Türkiye’yi yakından ilgilendiren konuları tartışıyor ve üstünde mutabakata vardıkları noktaları raporlar aracılığıyla kamuoyuyla paylaşıyor. Bu raporlar ayrıca devletin çeşitli kademelerine de bilgi ve tavsiye olarak gönderiliyor. Benim gördüğüm ve okuduğum raporların hemen hepsinin ortak özelliği sağduyulu olması, ayaklarının yere basması.
DSA Grubu geçtiğimiz günlerde yine bir rapor yayınladı. Her ne kadar bu raporun ana hatları İlter Türkmen’in Hürriyet’teki köşesinde aktarıldıysa da, ben raporun üstünde biraz daha durmak istiyorum. Çünkü konu AB ve raporu yazanlar sıradan insanlar değil. Yıllarca devletin çeşitli kademlerinde hizmet etmiş, ciddi tecrübe birikimi edinmiş insanlar. Kaldı ki İlter Türkmen bilinen tevazusu ile konunun önemine değinmiş, ama yazarların önemini es geçmiş.
Tamamını www.tesev.org.tr adresinde bulabileceğiniz rapor, AB’ye üyelik sürecinin kritik bir aşamaya geldiği tespiti ile başlıyor, üyelik sürecimizin önündeki muhtelif engellerden söz ediyor. Bence raporun girişinde yapılan en önemli saptama Irak krizinin Türkiye’nin güvenliği ve bölge stratejisi açısından sadece ABD ile ortaklığa ve NATO’ya güvenemeyeceği.
Raporda Türkiye’nin AB üyeliğinin başka bölgelerle olan ilişkilerini etkilemeyeceği, ABD ile ilişkilerini istediği gibi sürdürebileceği de belirtilmiş. AB üyeliğini gerçekleştirebilmek için Kopenhag siyasi kriterlerinin bir an önce yerine getirilmesi gereğinin altı çizilmiş. Türkiye’nin asıl sorununun uyum yasalarının Meclis'ten geçirilmesinden çok yasaların uygulanmasından kaynaklandığı vurgulanmış.
DSA Grubu güçlüğün “bürokratik gelenekler ve saplantılar, bürokrasinin siyasi otorite tarafından etkin bir şekilde kontrol edilememesi, güvenlik kaygılarının devamlı abartılması, yargı sistemindeki çok ciddi zaaflar, yargının politik yapı ve gündemi etkileyebilmesi, yapıcı ve dünyaya açık Atatürk milliyetçiliği yerine yasakçı, vesveseli, çağdaş bir eğitim ve kültür politikasını köstekleyen, yabancı düşmanlığını teşvik eden bir milliyetçiliğin alması” gibi nedenlerden kaynaklandığını söylüyor.
Raporun Kıbrıs sorunu konusunda da önerileri var. Annan Planı'nı destekleyen Grup, “Kıbrıs sorununun AB ile üyelik müzakerelerine engel teşkil etmemesi veya 2004 Mayıs'ından itibaren çözülemez hale” gelmemesi için “çok süratle” hareket edilmesini öneriyor. Annan Planı’ndan kaçış olmadığı, “bu aşamadan sonra ortada üzerinde bu kadar çalışılmış bir belge varken tamamen yepyeni bir belge üzerinde müzakere edilmesinin” imkansızlığı anlatılmış. Kıbrıs sorunundaki tıkanıklığın aşılması için Türkiye ve Yunanistan’ın arabuluculuk yapabilecekleri belirtilmiş.
Bence raporun en can alıcı noktası son paragrafı. İsterseniz hep birlikte okuyalım:
“Türkiye AB üyesi olmadığı takdirde kuşkusuz dünyanın sonu gelmez. Ancak AB üyesi olmak için politika, hukuk, ekonomi, sosyal ve yönetim alanında gerekli reformları yapamayan bir Türkiye’nin istikbali hakkında umutlu olmak zordur. Son 10-15 yılda çığ gibi büyüyen borçlara rağmen sabit fiyatlarla GSMH’nın sabit kalması, politik istikrarsızlığın sürekli hale gelmesi, karar alma sürecindeki kronik kilitlenme, fanatizm, her türlü popülizm ve demagojinin prim yapması, sosyal yaraların derinleşmesi ve toplumsal gerginliklerin oluşturduğu potansiyel tehlike bu karamsarlığı haklı gösteren kanıtlardır. AB’nin istediği reformlar Türkiye için AB üyeliğinden daha önemlidir.”
Ne dersiniz haksız mıyım?
Daha önceki yazıları:
|
|
 |
|