|
 |
|
Her dediklerini yapamayız...
Geçtiğimiz hafta içinde Washington’un önde gelen isimleriyle yaptıkları mülakatlarla Birand, Çandar, Çongar ve Eralp kendi alanlarında büyük bir başarıya imza attı, Türkiye’nin gündemini belirledi. Özellikle Wolfowitz’in söyledikleri Türk basınını ziyadesiyle meşgul etti.
Kimileri Amerikan Savunma Bakan Yardımcısını haklı buldu, kimleri de lanetledi. Hükümet ise bundan önce gördüğümüz emsallerinin aksine gayet itidalli bir tutum sergiledi ve olayı büyütmedi.
Zaten kopartılan tüm fırtınaya rağmen Amerikan yönetiminin önde gelen isimleri Türkiye’ye işbirliğine açık oldukları mesajını vermekteydi. Tüm istedikleri bir daha 1 Mart cinsi olaylar yaşamamak, hayal kırıklığına uğramamaktı.
Gerçekten de 1 Mart ve öncesinde Türkiye bazı hatalar yaptı, Kürşat Tüzmen’in Bağdat ziyareti bu hataların başında gelmekteydi. Suriye ve İran konusunda da daha dikkatli olmamız, ilişkileri bölgesel boyutta geliştireceğimiz bir çerçevenin içine sıkıştırmamız şart.
Ancak bizdeki kayıtsız şartsız Amerikancıların beklentilerinin aksine ne kadar uyarılırsak uyarılalım bundan sonra da Amerika’nın her dediğini yapmamız, Washington istiyor diye kendi çıkarlarımızı göz ardı etmemiz imkansız.
Çıkarlarımızın doğru tanımlanıp tanımlanmadığını, direnmemizin alternatif maliyetinin ne olacağını tartışabiliriz. Ama kimse üç-beş mülakatla Türkiye’ye her istediğini yaptırabileceğini sanmasın. Sonra yine hayal kırıklığına uğrar.
Hamaset olarak algılanmasını istemem ama Türkiye tarihi boyunca pek çok baskıya karşı direnebilmiş bir ülkedir. Gerekirse bundan önce olduğu gibi bundan sonra da direnir. Önemli olan savunduğumuz çıkarların gerçek olduğuna inanmamız, uzlaşmanın mümkün olmadığını görmemizdir.
Ancak şu anda Amerika ile Türkiye arasında çatışan hiçbir çıkar bulunmamakta, Washington verdiği tüm sözlere sadık kalmaktadır. Temelleri 1830’da atılan ve Nisan 1946’da Missouri zıhlısının Dolmabahçe rıhtımına demir atmasıyla perçinlenen ilişkiler aradaki iniş çıkışlara rağmen kesintisiz sürmektedir.
Evet, ilişkilerde karşılıklı hayal kırıklıkları yaşanmıştır. Bizim için Johnson Mektubu, Kongre Ambargosu kolay unutamayacağımız deneyimlerdendir. Onlar da biz haşhaş ekimini serbest bıraktığımızda ciddi bir şok geçirmiştir.
Fakat birbirinle örtüşen köklü çıkarlar bu şokların, hayal kırıklıklarının atlatılmasına yardımcı olmuştur. Türkiye ABD’nin güvenilir bir müttefikidir ve ABD uluslararası normları ayaklar altına almadığı, hakkaniyet ve adaleti unutmadığı sürece de öyle kalacaktır.
Bizim Kürt sorunu başta olmak üzere çeşitli saplantılarımızın olduğu, dünyayı ve bölgeyi iyi tanıyamadığımız, Amerikan ordusunun gücünü yeterince değerlendiremediğimiz doğrudur. Ancak Amerika’nın her şeyi iyi ve doğru yaptığını söylemek de mümkün değildir...
Daha önceki yazıları:
|
|
 |
|