23 Kasım 2009
Pazar
English
yenibir.com
Genç Hürriyetim
Agora
Gündem
Avrupa Birliği
Dünya
Ekonomi
Spor
Yaşam
Teknonet
Tüm Haberler
Yazarlar
Kültür Sanat
Magazin
Özel Dosyalar
Hava Durumu
Astronet
Televizyon

HÜRRİYET EKLER
Bilim
e.yaşam
Otoyaşam
Seyahat
Pazar
Cumartesi
Cuma
Kelebek
Mobil Hürriyetim
Arşiv Arama
Bize Ulaşın
Reklam

Güven Bunalımı

Her şey Denktaş’ın ağzından Papadopulos’a 2 Nisan’da yazılan mektupla başladı. Türk tarafı muhataplarına görüşmelerin Lahey’de sonuçsuz kalmasının ardında yatan nedenin “sosyo-psikolojik” faktörlere dayandığını, “iki taraf arasındaki derin güven bunalımının uzun zamandır görmezden gelindiğini” belirtti. Mektupta, çözüme ulaşılması amacıyla atılacak ilk adımın “iki taraf arasında güvenin tesis edilmesi suretiyle birlikte çalışma ilişkisi” kurulmasına “imkan sağlayacak bir siyasi ortamın geliştirilmesi” olduğu vurgulandı. Ardından da Türk tarafının önerileri sıralandı.

Ne yazık ki, aşılması için önerilerde bulunulan güven bunalımı gönderilen mektubun olumsuz cevaplanmasına yol açtı. Rum tarafı Türkiye’deki politika değişikliğini kavrayamadı, daha doğru bir deyişle Kopenhag sonrasında Türkleri nasılsa dize getiririz anlayışıyla kavramak istemedi. Papadopulos’un imzasıyla aynı gün verilen cevapta sorunun “sosyo-psikolojik olmadığı”, Denktaş’ın Annan Planı’nı Lahey’de ret etmesinden kaynaklandığı, Türk tarafının teknik komitelerin çalışmalarını baltaladığı iddia edildi.

Rumlara göre yapılması gereken masaya oturup Annan Planı üstünde konuşmaktı. Fakat müzakerelerin başlamasının anlamlı olabilmesi için Papadopulos Denktaş’tan Genel Sekreter’in iyi niyet misyonunun devam etmesi gerektiğini açıklamasını, Annan Planı’nın bundan sonraki müzakere sürecinin zemini olduğunu kabul etmesini talep etti. Denktaş da 4 Nisan’da verdiği yazılı cevabında bunları zaten kabul ettiğini, ama asıl sorunun güven bunalımı olduğunu tekrarladı.

Eğer Rum tarafı Türk tarafının önerilerini kabul etseydi, her şey çok daha çabuk halledilecek, güven bunalımı çok daha kolay aşılacaktı. Çünkü 2 Nisan tarihinde Türk tarafı Denktaş’ın ağzından:

i. İlk adım olarak, Demokrasi Caddesinin güneyindeki kapalı Maraş bölgesi, BM Ara Bölgesine kadar olan bölümü de kapsayacak şekilde, yeniden iskana açılmak üzere Kıbrıs Rum tarafının kontrolüne verilecektir.

ii. Buna paralel olarak, Kıbrıs’ın her iki tarafına yönelik ve buralardan gerçekleşecek dış ticaret, ulaşım, seyahat ve kültürel ile sportif aktivitelere uygulanan tüm kısıtlamalar kaldırılacaktır. Türkiye ve Yunanistan’ın da buna, Kıbrıs Rum tarafına ve Kıbrıs Türk tarafına karşılıklı olarak uyguladıkları kısıtlamaları kaldırarak olumlu katkıda bulunacaklarına inanıyorum. BM ve AB’yi de bu düzenlemeleri tescil etmeye ve uygulamaya konulmalarına yardımcı olmaya davet edeceğiz.,

iii. İki taraf arasında geçişler asgari prosedüre bağlı olarak kolaylaştırılacaktır. Turistlerin geçişi ile ilgili kısıtlamalar da kaldırılacaktır.

iv. İki taraf arasında ticari ilişkilerin normalizasyonu için tedricen adımlar atılacaktır. Her iki taraftaki kurumlar ortak projeler oluşturmaları ve geliştirmeleri için işbirliği yapma yönünde teşvik edilecektir.

v. Kıbrıs Türk tarafı Temmuz 2000 tarihinden bu yana BM Barış Gücü’nün dolaşımı ile ilgili olarak uyguladığı tedbirleri kaldıracaktır.

vi. İki taraf arasında karşılıklı saygı, hoşgörü ve anlayışın geliştirilmesi amacıyla bir Uzlaşı Komitesi tesis edecektir. Bu komite, ikili temaslar ve projelerin geliştirilmesi için tavsiyelerde bulunacaktır”

diye altı önemli teklifte bulunmuştu. Fakat bu teklifler ambargonun kalkacağı, Türk tarafındaki muhalefetin sesinin kısılacağı endişesiyle görmezden gelindi. Rumlar Türk tarafının bu önerilerini kendi başlarına hayata geçirebileceğini hiç düşünmedi. 23 Nisan’da kapılar açılınca büyük bir şok yaşandı. Yapılanları kendi anlam dünyalarındaki önyargılarla açıklamaya, iki toplum arasında atılan her adıma bir kulp takmaya çalıştılar.

Rumların kuşkularının pekişmesine, Annan Planı’nın sulandırılabileceğine olan güvenlerinin artmasına Türk basını büyük katkıda bulundu. Kimisi Annan Planı’nı okumadan, bilmeden kabul edilemez olduğunu yazdı. Kimisi karşı tarafın ne dediğini, ne istediğini öğrenmek zahmetine katlanmadan Denktaş ve ekibini hırpalamaya çalıştı. Bu kampanyadan Dışişleri Bakanlığı ve özellikle uzlaşmazlığın mimarı olarak görülen Büyükelçi Ertuğrul Apakan ziyadesiyle nasibini aldı.

Denktaş da tutarlı davranmadı. Bir yandan karşı tarafa zeytin dalı uzatırken, diğer yandan Rumlar hakkında ağzına geleni söyledi. Zaten Lahey’de planı ret etmesi başlı başına bir hataydı. Hükümet ise, bir türlü siyasi kararlılık göstererek dünyaya ne istediğini doğru dürüst anlatamadı. Bu konuda da askerlerden çekiniyormuş izlenimi yarattı. Loizidou sorununun çözümü için atılan adımlar dahi yeterince kullanılamadı.

Batı karşısında duyduğumuz aşağılık komplekslerimiz, 1 Mart sonrası Amerika ile olan ilişkilerimizin niteliği, çözüm için çabaladığımız Ege’de tatbikat yapan Yunan hava ve deniz kuvvetlerini taciz etmemiz gibi, vermeye çalıştığımız mesajla uymayan, muhataplarımızın önyargılarını güçlendiren daha pek çok şey Rumların güvensizliğinin pekişmesine, eski yöntemlerle sorunu çözebileceklerini zannetmelerine yardımcı oldu.

Neyse ki Hükümet, tüm karasızlığına rağmen yılmadı. Hafta sonunda Gül, GKRY vatandaşlarının 40 yıl sonra Türkiye’ye kendi pasaportlarıyla, özel izne tabi olmadan gelebileceklerini açıkladı. Yakında GKRY bayraklı gemilere konan ambargo da tarihe karışacak. Kıbrıs’ta da Maraş meselesi gündemde. Eğer Rum ya da Türk tarafından kaynaklanan bir provokasyon olmazsa, atılan adımlar sürecek.

Ancak bu adımların Rumlar üstünde etkili olduğunu söylemek hala zor. Rum gazetelerinin çoğu geleneksel reflekslerini terk etmedi, öküzün altında buzağı aramayı sürdürüyor. Akademisyeni, siyasetçisi, gazetecisi Annan Planı’nı öldürmek, öldüremezse de sulandırmak için elinden geleni yapıyor. Hafta sonunda Rum kesiminde düzenlenen bir toplantı vesilesiyle okuma fırsatı bulduğum İngilizce yayınlanan gazetelerde tam bir kuşku havası hakim.

The Cyprus Weekly gazetesindeki haberlerin neredeyse tamamı sanki barış süreci baltalansın diye yazılmış. Alınan tüm tedbirler, atılan tüm adımlar eleştirilmiş. Loizidou sorununun çözümü için yapılanlar büyük bir korku ile karşılanmış. Sunday Mail biraz daha soğuk kanlı. Hatta bir yazarı Papadopulos’un geçtiğimiz hafta To Vima’da çıkan “Annan Planı’nı ancak şartlı olarak kabul ederiz” açıklamasını daha önce Lahey’de Annan’a söyledikleriyle karşılaştırarak serzenişte bulunuyor. Fakat hala içlerine sinmiş güvensizliği, Annan Planı’nı ortadan kaldırmaya yönelik niyeti hissedebiliyorsunuz.

Beni en çok etkileyen ise tesadüfen tanıştığım milliyetçiliği tescilli Yeni Horizon Partisi’nin başkan yardımcısı Pitsa Kenti’nin anlattıkları oldu. Kenti’nin siyasi saatinin 14 Temmuz 1974’de durmuş olması, Türkiye’nin müdahalesinden bir hafta önce Girne açıklarında tuttuğu balıklarını annesinin buzluğunda bugüne kadar saklaması, balıklarını ancak Türk askerleri adadan çıktıktan ve Girne’de yeniden balık tutması mümkün olduktan sonra atacağını söylemesi ilginç geldi.

Doğrusunu isterseniz anlattıklarının önce metaforik olduğunu düşündüm, ama kendisini dinledikçe ne demek istediğini, dünyayı nasıl algıladığını daha iyi anladım. Gerçi Kenti’nin partisi GKRY Parlamentosu’nda bir milletvekilliği ile temsil ediliyor ve cezbedebildiği oy oranı düşük. Fakat yine de önyargıları, siyasi tavrı, hayata bakış biçimi eğer kalıcı bir çözüm istiyorsak nelere dikkat etmemiz gerektiğini çok iyi özetliyor. Türkiye’de Kıbrıs sorununun çözümünü gerçekten isteyenlere önemli ipuçları veriyor.

Bizim, Annan Planı’nın ötesinde, yani aslında onun çektiği çizginin altında herhangi bir şeyi kabul etmemize imkan yok. KOB’un yenisi de eskisi de müzakerelerin başlaması için Kıbrıs sorununun çözümü yolunda çaba harcamamızı bekliyor. Kimse bizden her şeyi kabul etmemizi, 1974 öncesi duruma dönmeye razı olmamızı istemiyor. Ancak tüm bunların karşı tarafa da anlatılması, atılan adımların iyi niyetli olduğunun gösterilmesi şart.

Bu yüzden Türkiye’de basına, sivil toplum örgütlerine ve paranın musluğunu elinde tutan iş adamlarına büyük sorumluluk düşüyor. Sadece Denktaş’ı eleştirmekle Rumları çalışabilir bir çözüm planının faziletlerine ikna edemeyiz. Kendi vatanseverlerimizi eleştirdiğimiz gibi onların vatanseverlerini eleştirmekle de bir yere varamayız. Olsa olsa eleştirilerimiz bizim kerameti kendinden menkul vatanseverlerin elinin güçlenmesine, karşı tarafın daha da fazla yabancılaşmasına yol açar.

Çözüm toplumlar arası temaslardan, sivil toplum inisiyatiflerinden, halk diplomasisinden geçiyor. Bir zamanlar altımızı oyuyorlar, halkımızı kandırıyorlar diye Denktaş’ın pek şikayet ettiği yöntemi şimdi biz kullanmalıyız. Pitsa Kenti gibi insanların kokmuş balıklarını çöpe atmalarını, iki toplum arasındaki ilişkilerini yeni bir paradigmadan görmelerini sağlamalıyız. Bizim gibi düşünmeyen Rumlara ulaşmalıyız. Hem böylece Denktaş ya da başka birinin barış sürecini torpillemesini de engelleriz.


Daha önceki yazıları:
  • Her dediklerini yapamayız...
  • DSA Grubu’nun Raporu
  • Herkes yanıldı mı?
  • Teşekkürler Hasan Cemal
  • Neden bir türlü çözemiyoruz?
  • Gözden kaçanlar
  • Kuzey Irak'ta hassas dengeler
  • İpliğimiz pazara çıktıkça...
  • Yeni bir Kıbrıs pazarlığına doğru...
  • Zor Sorun – Zor Çözüm
  • Sıkı Pazarlık
  • Eskisi gibi olmayacak...
  • Elmalarla Armutlar
  • İşe yarar mı?
  • Sağduyuya Davet
  • Küçük bir hatırlatma...
  • İstenenden az, beklenenden iyi, korkulandan uzak...
  • Sonuç ne olursa olsun...
  • Farkında mısınız NATO genişledi
  • Sorunlar ve Fırsatlar
  • Çözüm olursa...
  • Kredi Hepimizin
  • Beklenen Oldu
  • Kaş Yaparken Göz Çıkartmak
  • Yalan mı?
  • Kara bulutlar
  • Eğer doğruysa
  • Tarihe not düşmek için...
  • Kimin ne dediğini bırakın uygulamaya geçin...
  • Toprak yerine petrolden pay...
  • Çeçen Sorunu
  • Yeni Bir Dünya Düzenine Doğru
  • 12 Yılın Muhasebesi
  • Laço Tayfa
  • Yokluğu Hissedilecek
  • UCM ve Türkiye
  • Bush’un Önerisi
  • Kazalar ve Boğazlar
  • Zirve Dersleri
  • NATO Light
  • Top karşı tarafta
  • Kendini aşmak
  • Trabzon Buluşması
  • Acele etmeyelim...
  • Biraz Bocaladıktan Sonra
  • Durum Tespiti
  • Arap Zirvesi’nin Ardından
  • Cheney’nin Ardından
  • MGK Genel Sekreteri Kılınç ne demek istedi?
  • Ems Telgrafı
  • Bir Buluşmanın Ardından
  • Post-Huntingtonian Bir Dünyaya Doğru
  • Samson Devletleri
  • KEİ’ye hayat öpücüğü
  • Amerika Keşifleri
  • Türkiye’nin Irak İkilemi
  • Irak’a Müdahale
  • Yeni Yıl Falı
  • Yerinde karar
  • ABM sizlere ömür...
  • AGSK nedir? Ne işe yarar? Ne kazandırır? Ne kaybettirir?
  • İnanılmazı Gerçekleştirmek
  • Sıra Irak’a Gelirse...
  • Biri müteşekkir, diğeri kaygılı
  • Huntington’u Mahcup Edecek Tek Ülke
  • Kıbrıs Meselesi
  • İncir Yaprağı
  • Felaket Senaryosu
  • Asker Gönderme
  • Beklenen oldu, beklenmeyen de olabilir...
  • Kim haklı?
  • Meşruiyet Sorunu
  • Ufuk Turu

  • Ana Sayfa | Son Dakika | Gündem | Dünya | Ekonomi | Spor | Yaşam | Yazarlar
    Kültür Sanat | Magazin | Özel Dosyalar | Piyasanet | Hava Durumu | Astronet | Televizyon
    İnsan Kaynakları | Arama+Arşiv | Bize ulaşın | Yardım

    © Copyright 2009 Hürriyet