|
 |
|
Bu sefer olmadı ama...
Türk basını şanlı tarihi boyunca pek çok başarıya imza atmıştır. 4 Aralık 1945’de solcu Tan gazetesinin yakılıp, yağmalanmasına katkısı yakın tarihimizin ilk akla gelen örnekleri arasındadır. 6 Eylül 1955’de İstanbul Ekspres gazetesinin ikinci baskısıyla duyurduğu Atatürk’ün Selanik’teki evinin bombalandığı haberi sayesinde 5622 bina ve işyerinin “vatanseverlerimiz” tarafından tahrip edilmesi, basın tarihimizin kayda değer bir başka başarısıdır.
Kardak krizi sırasında havadan indirme yapıp, yanlış kayalıklara bayrak diken ve kendi haberini kendisi yaratan gazetecilerimiz, Bosna Savaşı’nda cephede Sırp vurduğunu yazan kahramanlarımız, Avrasya feribotunun kaçırılmasını, yani bir terör eylemini, menkıbe haline dönüştüren ünlü yazarlarımız da olmuştur. Bunlardan her biri kendi başına övünülecek ayrı birer başarıdır. Mesela onlar sayesinde Kardak krizi tırmanmış, karşı kıyıdaki meslektaşlarının da yardımıyla iki ülke savaşın eşiğine gelmiştir.
Sıradan bir notalaşma yüzünden savaş çıkmaması, kan dökülmemesi bu başarının yeterince takdir edilmemesine yol açtıysa da, arkadaşlarımız, meslektaşlarımız Kardak’tan sonra da canla başla başka krizlere öncülük etmek, gündem belirlemek için çalışmışlardır. Rusya, Amerika ve özellikle de AB ile ilişkilerin gerilmesine bulundukları katkı gelecek kuşaklar tarafından minnetle anılacaktır. Zamanı geldiğinde kayalara bayrak dikenler, sipere girip “düşman” öldürenler, terörizmi kahramanlık mertebesine yükseltenler, tıpkı Gökşin Sipahioğlu gibi tezlere, kitaplara, makalelere konu olacaktır.
Cuntacılık da basınımızın belli kesimlerinin başarılı olduğu alanlardan biridir. Bazı önemli aydınlarımız, gazetecilerimiz askerleri yanlarına çekip darbe yaptırmak için yoğun çaba harcamışlardır. Her ne kadar yapılan darbeler siyasi projelerinin hayata geçmesine yardımcı olmadıysa da, onlar bu geleneği devam ettirmek için ellerinden geleni yine de ardına koymamıştır. İslami referansları kuvvetli bir partinin iktidara gelmesi güç kazanmalarına imkan tanımıştır.
Benim cuntacı arkadaşlarıma naçizane tavsiyem Genelkurmay Başkanı’nın demokrasiye bağlılığını ortaya koyan, sağduyulu açıklamalarını bir kenara bırakıp, satır aralarını okuyoruz bahanesiyle ordunun aslında darbe yapmaya hazır olduğu fikrini işlemeleridir. Nasılsa Özkök’ün darbe konusunda “bu çatı altında konuşmayı bile reddederim” dediği çabuk unutulur. Böylece ülkeyi her an bir kriz ortamındaymış gibi tutmanız, köklü bir siyasi istikrarsızlık varmış gibi göstermeniz, yabancı sermayeyi ürkütmeniz, Komisyon’un yapılan tüm reformlara rağmen Türkiye’ye geçer not vermesini engellemeniz, Batı kamuoyundaki “darbeci generaller” imajını pekiştirmeniz mümkün olur.
Zaten bizim ekonomimizi rayına oturtmaya, yabancı sermayeyi ülkeye çekmeye, yaşam standartlarımızı yükseltmeye, demokrasimizi işler hale getirmeye, AB’ye girmeye ihtiyacımız yok. Biz halimizden çok memnunuz. Çıkan ve çıkartılmasına katkıda bulunduğumuz her yeni kriz ülkemizin önünü daha çok açıyor. Ne gazetelerimiz iflas ediyor, ne de gazetecilerimiz işsiz kalıyor. Hem sonra tarihe geçmek, tezlere, makalelere konu olmak sizin de hakkınız...
Daha önceki yazıları:
|
|
 |
|