|
 |
|
Sırada ikili ilişkiler var...

Irak krizinin yükünü üstünden atan Hükümet, mesaisini AB ile ilişkilere ayırdı. 6. Uyum Paketi Meclisi, Ulusal Program bürokrasiden gelecek cevapları bekliyor. Sivil toplum da yavaş yavaş kendini toparlayıp, reformların arkasında olduğunu ilanlarla kamuoyuna duyurdu. Görünen o ki, insan hakları ve demokrasi alanında sınıfta kalmayacağız. Uygulamadaki aksaklıklar sürse bile, hukuki altyapı 2005 randevusu için hazırlanmış olacak.
Ancak bilindiği gibi, Türkiye’nin AB’ye katılımını sağlayacak müzakere sürecinin başlaması için sadece insan hakları sicilini düzeltmesi, yani Kopenhag Siyasi Kriterlerinin yerine getirilmesi yetmiyor. Yeni Katılım Ortaklığı (KOB) da eskisi gibi Türkiye’nin Kıbrıs ve Ege sorunlarının çözümüne katkıda bulunmasını istiyor. Gerçi kimsenin tek başına Türkiye’den bir çözüm beklediği yok ama Yunanistan’ı tatmin edecek adımları atmadığımız takdirde, Atina’nın müzakere sürecinin başlamasına onay vermesi biraz zor.
Zaten bu zorluk zamanında görüldüğü için Ankara Ege sorunlarının çözülmesini sağlamak amacıyla Atina ile müzakerelere başlamıştı. Daha Helsinki Zirvesi öncesinde, Haziran 1999’da, Öcalan’ın Nairobi’deki Yunan Büyükelçisi’nin evinde yakalanmasından sadece birkaç ay sonra, Cem ve Papandreou bakanlıklarına talimat vererek, iki ülke arasında yıllardır askıda olan görüşmeleri başlatmışlardı.
Çok geçmeden, 17 Ağustos depreminin ardından yumuşayan havanın da etkisiyle, Ege, Kıbrıs, Batı Trakya, Patrikhane gibi sorunlara dokunmayan dokuz alanda işbirliği anlaşmaları imzalanmıştı. Daha sonra da 150 kişilik bir Türk birliği NATO’nun Dynamic Mix tatbikatı çerçevesinde Mora kıyılarına çıkartma dahi yapmıştı. Şimdi her iki ülke bakanlıklarından sızan haberler Ege sorunlarının çözümü konusunda teknik düzeyde bir mutabakata varıldığını gösteriyor.
Eğer Kıbrıs konusunda bir anlaşmaya varılabilirse, 1970’lerden bu yana iki ülke ilişkilerini geren sorunlar aşılacağa benzer. Şu anda en büyük sorun, yıllardır kendi resmi görüşlerinin doğruluğuna şartlanmış kamuoylarını çözüm için uzlaşma fikrine alıştırabilmek. Her ne kadar çözümün içeriği taraflarca gizli tutulmaktaysa da, uzlaşama için Türkiye’nin kıta sahanlığı tezi, Yunanistan’ın da 12 mil iddiasında esneklik göstermek zorunda olmaları ciddi bir alt yapı hazırlığını gerekli kılmakta.
AKP açısından sorun daha hafif. Ne de olsa işin sonunda AB üyeliği var. Üstelik bu projeyi başlatan kendilerinden önceki DSP-MHP-ANAP iktidarı ve her aşamasından da askerler haberdar. Ama aynı şeyleri Pasok, daha doğrusu Simitis-Papandreou ikilisi için söylemek imkansız. Bu yüzden de böylesi bir uzlaşmanın Kıbrıs sorununun çözümü ile eş zamanlı olarak ilan edilmesi gerekiyor.Ancak Kıbrıs sorunu ise hala askıda ve iki ülke ilişkilerini rehin alamaya devam ediyor...
Daha önceki yazıları:
|
|
 |
|