|
 |
|
Tek sonuç-Tek sorun

Selanik Zirvesi’nden Türkiye için çıkan tek bir sonuç var: Bu hızla devam ederse, ayağına Kıbrıs ya da Ege’den kaynaklanan sorunlar takılmazsa, en geç 2005 başında katılım müzakerelerine başlayabilir. Şimdilik içerde her şey yolunda gidiyor. Daha yapılacak çok iş olmasına rağmen, Türkiye’nin kendine özgü tarihinden ve etnik yapısından kaynaklanan sorunların çözümü yolunda önemli adımlar atıldı, pek çok tabu yıkıldı. MGK’nın sivilleşmesi, askeri harcamaların şeffaflaşması ve sivil denetime tabi tutulması yönünde uzlaşma oluştu.
Sivil toplum eskisi kadar şevkle olmasa da, reform sürecinin arkasında duruyor. Basın değişimi destekliyor. 6. uyum paketinin Meclis’ten geçiş biçimi siyasette de hiçbir sorun olmadığını gösteriyor. Uygulamadaki aksaklıklar da zaman içinde, uyarıyla, eleştiriyle değişecek. Siyasi kriterler anlamında Türkiye’nin önü açık. Paketler gelmeye, uygulamalar değişmeye devam edecek.
Aslına bakarsanız Ege sorunlarının çözümü üstünde de mutabakat olduğunu söylemek mümkün. Türkiye 24 Mart 1996’da Başbakanı Mesut Yılmaz’ın ağzından yaptığı açıklamadan bu yana, Yunanistan’ın kıta sahanlığı için ısrarla üstünde durduğu Uluslararası Adalet Divanı’na gitme önerisine sıcak bakıyor. 12 mil konusunda da her iki ülkenin esnek davranabileceği sinyalleri geliyor. Diğer sorunlar ise zaten büyük ölçüde bu ikisinin türevi niteliğinde.
Mesele Yunanistan’ı sorunların varlığını resmen tanımaya ikna etmekte. Diplomatik kulislerden çelişkili haberler gelmekle birlikte, genel kanı bakanlıklar arası yapılan görüşmelerde önemli mesafe kaydedildiği ve çözüm yöntemleri üstünde varılan mutabakatın siyasi alana taşınabilecek olgunluğa eriştiği yönünde.
Ancak Yunanistan’ın tek sorun-tek çözüm politikasından vazgeçebilmesi için Kıbrıs’ta tarafları memnun edecek bir adım atılması şart.Ege’de tırmandırma ve kriz yönetimi yönetimiyle bundan sonra bir yere varmak imkansız. Benim gibi dışarıdan bakanlara Annan Planı böylesi bir adım için önemli bir fırsat olarak gözüküyor.
Fakat adadaki taraflar plana karşı. Ne Denktaş’ın, ne de Papadopulos’un uzlaşmaya niyeti var. Denktaş plan çerçevesindeki bir anlaşmayı asla kabul etmeyeceğini açıkça söylüyor. Papadopulos ise plana resmen karşı olmamakla birlikte, planı tanınmaz hale getirecek değişiklikler öneriyor.
Türkiye de ise inisiyatifi ele alıp çözüm yolunda adım atacak bir siyasi irade henüz oluşmadı. AKP iktidarı çözüm ile çözümsüzlük arasında gidip geliyor. Neyin doğru olduğuna bir türlü karar veremedi. Erdoğan bir gün Annan Planı bazında çözümden yana, öteki gün Pakistan Cumhurbaşkanı Müşerref’ten KKTC’nin İKÖ’ye tam üye olması için destek istiyor.
Oysa Türkiye’nin kendini değiştirme çabaları Kıbrıs kilidi açılmadığı takdirde müzakerelerin başlaması anlamında pek bir işe yaramayacak. Kıbrıs sorunu gündemden düşmeden Yunanistan ve çiçeği burnunda üye GKRY’nin müzakere sürecine onay vermesini beklemek gerçekçi değil.
Kimse Avrupalı dostlarımızdan bize sempati göstermelerini, reformlar yüzünden üyeliğimizi desteklemelerini beklemesin. Kıbrıs ve Ege, KOB ve Komisyon ne derse desin, kendi kamuoylarını Türkiye’nin üyeliğine hazırlayamamış pek çok AB üyesi için iyi birer bahane olur. Kaldı ki Ege ve Kıbrıs’ı şimdi çözemezsek ilerde hiç çözemeyiz. Çözsek bile çözümler bizim bugünkü beklentilerimizi karşılamaktan çok daha uzak kalır...
Daha önceki yazıları:
|
|
 |
|