|
 |
|
Kriz dersleri

Süleymaniye krizi yavaş yavaş tatlıya bağlanıyor. NATO Müttefik Kuvvetler Komutanı Johns’un Ankara ziyareti, Korgeneral Sylvester’in Kuzey Irak’taki temasları, basına sızdırılan haberler, yapılan yarı ortak açıklama, Rumsfeld’in mektubu Amerikan yönetiminin bu krizin bir an önce bitmesini istediğini gösteriyor. Aynı şeyleri Türk tarafı için de söylemek mümkün. Ankara da yaşanan tatsızlığın ilişkileri etkilememesi için yoğun çaba harcıyor.
Ancak sorunun aşılması için çaba harcanması çözüldüğü anlamına gelmez. Sorun ortada duruyor ve aşılsa da aşılmasa da Süleymaniye krizinden çıkartmamız gereken dersler var. Hiçbir şey olmamış gibi hareket edemeyiz. Eğer edersek, başımız bundan sonra “güney komşumuz” Amerika ile tekrar derde girer, üstelik şu an karşımızda duran sorunu da asla çözmeyiz.
Her şeyden önce Kuzey Irak’ın arka bahçemiz olduğu günlerin geride kaldığını görmemiz gerekiyor. Bundan sonra orada askeri bir varlık bulundursak bile manevra alanımız son derece kısıtlanmıştır. İstediğimizi yapmamız, beğendiğimiz insanları desteklediğimiz grupların temsilcisi olarak atamamız, güç tehdidiyle siyaset belirlememiz imkansızdır.
NATO müttefiki olmamız her şeyi yapabileceğimiz anlamına gelmemektedir. Amerikan çıkarlarına aykırı hareket etmemiz halinde ilişkiler yeni krizlere gebedir. Yeni krizlerin çıkmasını önlemek için muhataplarımızın çıkarlarını doğru okumamız, kendimizi bu çıkarlar içinde doğru konumlandırmamız gerekmektedir. DEİK toplantısında Martin Indyk’in söylediği gibi iki ülkenin stratejik çıkarı ortaktır. Taktik çıkarların stratejik çıkarların önüne geçmesi engellenmelidir.
Daha önce diğer komşularımızla ilişkilerimizde güç kullanma tehdidinde bulunmak, kriz tırmandırmak kullanılabilir bir yöntemken, yeni komşumuzla olan ilişkilerimizde böyle bir lüksümüz olmadığı anlaşılmalıdır. Amerika’dan ne kadar nefret edersek edelim ulusal, bölgesel, global çıkarlarımızı korumak için onunla iyi geçinmek zorunda olduğumuzu unutmamalıyız.
Çıkarlarımızın Washington tarafından dikkate alınmasını istiyorsak, onların anlam dünyasına hitap edecek çalışmalar yapmamız şart. Lobicilik, sivil toplum temasları bunların başında geliyor. Hükümetin Amerika’ya küsmesi de hiçbir işe yaramaz. İlişkiler mutlaka sürdürülmek, iki ülke çıkarlarının kesişme noktaları Washington’a anlatılmak zorunda.
Tüm bunları yaparken de Amerikan tek taraflılığının bundan sonra daha da güçlenerek süreceği hesaba katılmalı. Benzer krizleri bir daha yaşamamak, Washington’un kuklası olmamak için Türkiye mutlaka AB üyesi olmalıdır. Ankara AB üyeliğinin önünde dikilecek her türlü pürüzü ortadan kaldırmak için çalışmalıdır. Buna Kıbrıs ve Ege uyuşmazlıkları da dahildir.
Bizim Kuzey Irak’ta asker bulundurmak istememizin temelinde terör kadar Kürt/Türk sorununu çözememiş olmamız da yatmaktadır. Kürt ve aynı zamanda Türk sorununu çözdüğümüzde bunların pek çoğu aşılacaktır. Ulusu etnisite yerine anayasal vatandaşlık temelinde kurguladığımız zaman, Kuzey Irak Kürtlerinden korkmamıza gerek kalmayacaktır.
Türkmen Cephesi üstüne yapmaya çalıştığımız yatırım Türkmenlerin haklarını korumaktan çok onları bölgede joker olarak kullanmak ihtirasımızdan kaynaklanmaktadır. Bu anlayışın değişmesi şarttır. Türkiye Türkmenlerin, Kürtlerin ve tüm Iraklıların hakkını korumalıdır.
Son olarak Türkiye Amerika’nın iddialarını ciddiye alıp kendi içinde tartışmak zorundadır. Süleymaniye baskınına neden olan iddialar gerçekse gösterilecek tepki ile iftira ise gösterilecek tepki birbirinden farklı olmak durumundadır. Türkiye’de yaşayan ve Süleymaniye’de olan bitene haklı olan infial duyan herkesin gerçekleri bilmeye hakkı vardır...
Daha önceki yazıları:
|
|
 |
|