|
 |
|
Asker göndermek şart değil...

Dışişleri Bakanı Türk-Amerikan ilişkilerinin en ciddi krizlerinden birini geçirdiği bir dönemde büyük bir siyasi cesaret ve olgunluk göstererek Washington’a gitti ve iki ülke arasındaki sorunların en üst düzeyde ele alınmasını sağladı. Sorunların çözülüp çözülemeyeceğini, Washington’un Türkiye’nin çıkarlarını kaale alıp almayacağını bilmiyoruz. Ama görünen o ki, Amerikan yönetimi Türkiye’yi kaygılandıran konularda verdiği güvencelerin arkasında duruyor. PKK/KADEK konusundaki hassasiyeti, Irak’ın toprak bütünlüğü konusundaki ısrarı sürüyor.
Bunun devam etmesi için bizim de çok şey yapmamız, Amerika ile çıkarlarımızın kesişme noktalarının çatışma noktalarından daha fazla olduğunu göstermemiz gerekiyor. Ancak çıkarlarımızın ortak olduğunu göstermek, daha da önemlisi Irak’ın geleceği üstünde söz sahibi olmak için bu ülkeye ille de asker göndermemiz şart değil. Washington’u başka biçimlerde de etkilememiz, Amerika için önemli bir bölgesel güç olduğumuzu ispatlamamız mümkün.
Türkiye bölgesinde etkin bir devlet olduğunu kanıtlamak için askeri gücü dışındaki kaynaklarını da harekete geçirebilir. Filistin sorununun çözümünde, bölgenin siyasi yeniden inşasında rol oynayabiliriz. Dışişleri Bakanı’nın Burgaz Üniversitesi’nde, İKÖ ve İktisadi Araştırmalar Vakfı toplantılarında açıkladığı Ortadoğu’da AGİT benzeri işbirliksel güvenliğe dayalı bir örgüt kurulmasına ilişkin görüşlerinin takibi Türkiye’nin kıymetini, bulunacağı her türlü askeri katkıdan daha fazla arttırır.
Ama nedense asker ihracatına karşı toplumsal bir sempatimiz var. Önümüze gelen her yere asker göndermeye, sorunları müdahalelerle çözmeye çalışıyoruz. Son on küsur yıldır askerlerimizi Bosna’dan Kosova’ya, Çeçenistan’dan Karabağ’a kadar pek çok yere göndermeye kalktık. Eğer resmi Türkiye sivil Türkiye’nin askeri müdahale taleplerinin yarısına cevap vermiş olsaydı başımız herhalde şimdikinden çok daha büyük dertte olurdu. Neyse ki birkaç küçük macera dışında çok taraflılığı tercih ettik, askerlerimizi BM, NATO şemsiyesi altında kullandık.
Oysa tıpkı savaşlar gibi müdahaleler de siyasetin farklı araçlarla devamından başka bir şey değildir. Gerçekleştirmeye çalıştığınız makul bir siyasi hedefiniz olmadığı takdirde askerlerinizi oraya buraya göndermenizin hiçbir anlamı yoktur. Bu hedeflerin de doğru düzgün belirlenmesi, ulaşılabilir olup olmadığının bilinmesi gerekir. Mesela amacınız Irak’a asker göndermekle Amerikan yönetiminin Irak’a ilişkin alacağı kararlar üstünde veto hakkı sahibi olmaksa, bunu başaramazsınız. Olsa olsa çıkarlarınızın biraz daha fazla dikkate alınmasını sağlarsınız.
Ayrıca unutmamak gerekir ki, bundan sonra ne yaparsa yapsın Türkiye, Kuzey Irak’ta istediği gibi hareket edemez. Irak’a müdahale öncesindeki pazarlık imkanı çoktan bitti. Irak’a yerleşmiş bir Amerika, Suriye ya da İran’a karşı uygulayacağı baskı politikasında Türkiye’nin desteğine muhtaç değil. Türkiye’nin göndereceği birkaç bin asker uğruna da kimse Washington’dan ciddi tavizler beklemesin. Amerika’nın askere ihtiyacı varsa, nasılsa alacak yer bulur. Türkiye basınıyla, sivil toplumuyla, iş dünyasıyla, kanaat önderiyle askeri ön plana çıkartan seçenekler yerine, siyaseti ön plana çıkartan seçenekler üstünde çalışmalı...
Daha önceki yazıları:
|
|
 |
|