|
 |
|
Çözüm ve seçim...

Görünen o ki, Kıbrıs sorunu Eylül ayının ortalarından itibaren tekrar gündeme gelecek. Amerikan yönetimi Ekim ayında tarafları bir kez daha masaya oturtmayı deneyecek. Eylül ayındaki BM Genel Kurulu açılışı sırasında da taraflarla bir ön görüşme yapılması planlanıyor. Ancak çözüm çabaları asıl Aralık ayındaki KKTC Meclis seçimlerinden sonra yoğunlaşacak. Beklenen, çözüm yanlısı bir ekibin seçimleri kazanması ve Denktaş’ın yerine yeni bir müzakereci atanması.
Bunun siyaseten ve hukuken mümkün olup olmadığı meçhul. Ancak seçimlerin Denktaş ve ekibinin süreci aksatmalarının önüne geçecek bir yapıyı ortaya çıkaracağına inanılıyor. Böylece Annan Planı’nın referanduma sunulmasının, iyi niyetle müzakere edilmesinin önündeki en büyük engelin ortadan kalkacağı düşünülüyor.
Ayrıca “çözüm yanlısı” bir ekibin KKTC seçimlerinde başarılı olup olmayacağını şimdiden kestirmek de güç. Güneyin atacağı yanlış bir adım, en ufak bir kriz, Ankara’nın tavrı dengeleri bir anda değiştirebilir. Üstelik yeni ekibin Denktaş’ı yerinden etmek isteyip istemeyeceği de tartışmalı.
Zaten KKTC Meclisi’nde çözüm yanlısı bir ekibin iktidara geldiğini farz etsek ve bu ekibin Annan Planını kayıtsız şartsız kabul edeceğini düşünsek bile bu, çözüm olacak anlamına gelmiyor. Türk tarafı Annan Planı’nın son halini hiçbir değişiklik olmadan kabul etmeye kalksa da, Rum tarafının planı olduğu gibi kabul edeceğinin hiçbir garantisi yok.
10 Mart’ta Lahey’de Papadopulos’un “Türk tarafı planı olduğu gibi kabul ederse ben de kabul ederim” demesi bundan sonra kabul edecek demek değil. Şartlar Türk tarafının aleyhine fena halde değişti. Fırsat çoktan kaçtı. Artık Türkler müzakere masasına oturduklarında karşılarında üye olmak için AB’nin onayını bekleyen bir Papadopulos göremeyecekler.
Üstelik çözüme daha yatkın bir ekibin işbaşına gelmiş olması Rumları daha sıkı pazarlığa teşvik edecek. Plan hakkındaki tüm çekincelerini müzakere sürecinde devreye sokmaya çalışacaklar. Mustafa Akıncı ya da KKTC’de iktidar koltuğunda her kim oturuyorsa çok zor durumda kalacak. Çözüm için samimiyetle çalışanlardan Annan Planı’nda kendileri için öngörülenden çok daha azı ile yetinmeleri istenecek.
Denktaş ve ekibinin razı olmadığı bir planı Kuzey’de halka satmak mümkün. KKTC halkının büyük bir kesimi Annan Planı temelinde bir çözümden yana. Hatta müzakere edilmeden temel parametrelerinin kabul edilmesi, toprak tavizi verilmesi, Rum nüfusa kapıların açılması, yani kısacası çözüme karşılık fedakarlıkta bulunulması çok fazla insanı rahatsız etmez.
Ama yeni iktidar Lahey’in ötesinde tavizler vermeye kalkarsa, bunun KKTC’de kabul edilme şansının olup olmadığı tartışmalı. Bu yüzden KKTC’de iktidara talip olanların taleplerini sadece Denktaş karşıtlığında formüle etmemelerinde büyük yarar var.
Sadece neyi istemediklerini söylemekle iş bitmiyor. Bir an önce neyi istediklerini söylemeleri, nerede duracaklarını, karşı tarafa ne kadar taviz vereceklerini açıklamaları da gerekiyor. Aksi takdirde karşı tarafın beklenti eşiğini yükseltip çözümü geciktirmeleri, hatta belki imkansız hale getirmeleri işten değil.
Çünkü, müzakere süreçlerinin de kendine has bir mantığı var. İyi niyet her derde deva olmuyor. Dünya politikasına baktığınızda, iyi niyetli insanların çözmeye çalıştıklarından çok daha büyük sorunlar yaratıklarını görüyoruz. Dikkat edilmezse, doğru mesajlar verilmezse, yeni bir iktidar KKTC’nin de, Türkiye’nin de önünü Denktaş’tan daha fazla tıkayabilir...
Daha önceki yazıları:
|
|
 |
|