|
 |
|
Başarının sırrı

Başbakan Erdoğan Almanya’da uzun süredir hiçbir siyasetçimize nasip olmayan bir hüsnü kabul gördü. Bunda hiç şüphesiz Hükümetin Kopenhag siyasi kriterlerini gerçekleştirmek yolunda attığı adımların, TÜSİAD ve diğer sivil toplum örgütlerinin lobi faaliyetlerinin büyük rolü var.
AK Partinin İslami kimliği, demokrasiyi ön plana çıkartan yaklaşımı Almanya’daki Kırmızı-Yeşil koalisyonunu mutlaka etkiledi. Ancak Almanya’nın tavrının değişmesinin genellikle görmezden gelinen bir başka nedeni daha var.
Almanya , Irak Krizi ile iyice ortaya çıkan Amerikan tek taraflılığı karşısında Avrupa’nın etkin bir güç olarak hareket edebilmesinin Türkiye’nin AB içinde yer almasıyla mümkün olacağını gördü.
Nisan sonunda Almanya, Belçika, Fransa ve Lüksemburg, hatırlanacağı gibi, bir araya gelerek daha önce önerilenden çok daha farklı bir Avrupa askeri gücünün oluşturulması için çaba harcamaya karar vermişlerdi.
Şimdi İngiltere’nin itirazına rağmen bu güç için Brüksel yakınlarında Tervüren’de bir karargah kuruluyor. Yani Almanya, Fransa önderliğindeki AB giderek kendini NATO bağından kurtarıyor.
Avrupa’nın henüz savunma alanında kendi ayakları üstünde dikilmesi için çok erken. Nükleer caydırıcılık tekeli hala Amerika’nın elinde. Fakat Avrupa yeni kuracağı güç ve onun planlama altyapısıyla kendisini ilgilendiren yerlere insani müdahaleyi Amerika’ya muhtaç kalmadan yapabilir. Böylece güvenlik alanında bağımsız hareket edebileceğini kendine ve dünyaya gösterebilir.
Almanya, AB’nin güvenlik alanında kendi ayakları üstünde dikilmesi için Türkiye’ye giderek daha fazla ihtiyaç duyacağını anlıyor. Bu yüzden de Türkiye’ye sempati ile bakıyor. Erdoğan’ın Schröder ile buluşması bu sempatinin gerçek bir ilgiye dönüştüğünü gösterdi.
Türkiye, uyum sürecinde bir uygulama hatasına kurban gitmezse, ayağına Kıbrıs sorunu takılmazsa, 2004 sonunda müzakerelerin başlaması mesajını alacağa benzer...
Daha önceki yazıları:
|
|
 |
|