|
 |
|
Kıbrıs’ta çözüm mümkün mü?

Sorunun kestirme cevabı evet. Elimizin altında iyi kötü bir plan var. 14 Aralık seçimlerinden sonra iktidar çok büyük bir olasılıkla çözüm yanlılarının eline geçecek ve Denktaş faktörü pasifize edilecek. Ayrıca AB’den de Türkiye’nin üyelik sürecinin önünü açacak, Kıbrıs’ta cesur adımlar atmasını sağlayacak bir sinyal gelme olasılığı çok güçlü. Papadopulos’un da Amerikan baskısına maruz kalacağı iddia ediliyor.
Ama yine de çok fazla iyimser olmamak gerekiyor. Çünkü ortada bir plan olmasına rağmen, ne KKTC’de iktidara talip olanların, ne de Rum kesiminin Annan Planını kayıtsız şartsız kabul etmeye niyeti var. Her iki taraftaki şahinlerin egemenlik konusundaki fuzuli hassasiyetini bir kenara bıraksak dahi, planda halledilmesi gereken ciddi sorunlar bulunuyor ve bu sorunların başında da son derece karmaşık bir mekanizma üstüne oturtulan mülkiyet meselesi geliyor.
Mülkiyet meselesi planın VII numaralı ilavesinde düzenlenmiş. Temel amacı 1974’de yerinden edilen Rumların mülkiyet haklarının korunmasını sağlamak. Ama bu arada Rumların mülkiyetlerinin tasarrufunu elinde bulunduran Türklerin hakları da gözetilmiş. İki hak grubu da mağdur edilmemeye gayret gösterilmiş. Ancak yine de mücahitlik puanı karşılığında alınan mülklerin, şehit ailelerine verilen arsaların ve özellikle de Türkiye’den gelip adaya yerleşenlerin elde ettikleri taşınmazların durumunun ne olacağı çok açık değil.
Plana göre, güneyde herhangi bir mal bırakmayan kişiler kuzeyde aldıkları malların değerini önemli bir miktarda arttırmışlarsa, arsalarını kurulacak Mülkiyet Komisyonu tarafından tespit edilecek “güncel değeri” üstünden satın alabilecekler. Piyasa fiyatının çok üstünde bir değerden tasarruflarında bulundurdukları mülklere sahip olmak zorunda kalacaklar. Mesela 1974 yılında değeri 10 bin Kıbrıs Lirası olan ve şimdi Kuzeyin ekonomik durumu yüzünden değeri diyelim ki 25 bin Kıbrıs Lirasından fazla etmeyen bir mülk için, Güneydeki emsalinin yıllık ortalama artışı hesaba katılarak büyük bir servet ödeyecekler.
Türkiye’den gelenler ise daha zor bir durumla karşı karşıya kalacak. Eğer kullandıkları malı güneyde eş değer bir mülkü olan Türk’ten satın almamışlarsa ve eğer mülkü 10 yıldan daha uzun bir süre tasarruflarında bulundurmamışlarsa, ama buna rağmen mülke önemli bir yatırım yapmışlarsa, onlardan para ödeyerek satın aldıkları mülklerini bir kez daha satın almaları istenecek. Diğerlerinin ise tasarrufları altında bulundurdukları mülkten çıkmaları beklenecek. Üstelik tüm bunlar olurken de Federal Devlet büyük bir mali sorumluluk altına girecek.
Kıbrıs’ta sınırın iki yakasındaki çözüm yanlıları bu durumun farkında. Annan Planının ekonomik açıdan ölü doğmaması, ekonomik sorunların siyaseti etkilememesi, mülkiyete ilişkin düzenlemelerin planın ret gerekçesi olmaması için çabalıyor. Yakında Rum tarafındaki çözüm yanlıları planın gerçekte çok da pahalıya mal olmayacağını ispatlamaya çalışan bir analizi kamuoyuna sunacak.
Aslında sorunun en kolay çözümü her iki tarafın da sınır düzenlemesi yapıladıktan sonra karşı tarafta bıraktığı malların dökümünün çıkartılması ve borçlu kalan tarafın aradaki farkı ödemesi. Fakat bu çözüm önerisi adil olmadığı, mülkiyet hakkının özünü zedelediği gerekçesiyle kabul edilmiyor. Global değişim mantığına dayanan bir çözümün sonunda AİHM’den geri döneceği söyleniyor. Bu yüzden de Annan Planının VII. ilavesindeki düzenleme işler hale getirilmeye çalışılıyor.
Türkiye’deki çözüm yanlılarının da planın faziletlerini anlatmayı bir kenara bırakıp adadakiler gibi çözümü işlevsel kılacak yöntemler üstünde çalışmaları gerekiyor. Çünkü konu ne de olsa devletlere bırakılmayacak kadar hassas. Yönlendirmeye, ajitasyona, moda tabiriyle psikolojik savaşa son derece açık...
Daha önceki yazıları:
|
|
 |
|