|
 |
|
Artılarıyla, eksileriyle asker meselesi

Tarihimizi doğru okumayı bir türlü beceremediğimizden, yıllardır önümüze gelen yere asker göndermeye kalktık. Son on küsur yıl içinde Bosna’dan Kosova’ya, Çeçenistan’dan Dağlık Karabağ’a kadar çıkarlarımızı ilgilendirdiğini sandığımız hemen her yere bol keseden asker göndermeye çalıştık.
Önüne gelen etnik lobi, aklına gelen ‘kanaat önderi’ sorunlu bölgelere askeri müdahale talebinde bulundu. Eğer resmi Türkiye, sivil Türkiye’nin asker taleplerine razı olsaydı, başımız herhalde dertten hiç kurtulmazdı.
Irak için de durum farklı değil. 1 Mart’ta yaşanan hayal kırıklığının ardından Washington’un gönlünü almak için her gün Irak’a asker göndermekle yatıp-kalktık. Televizyonlar, gazeteler asker meselesinden geçilmedi.
Akademisyenler, köşe yazarları ilk talebin kimden geldiğini, askerin hangi bölgeye yerleştirileceğini, ne iş yapabileceğini, Cumhurbaşkanı’nın ne diyeceğini, yeni bir tezkerenin Meclis’ten geçip geçmeyeceğini doya doya tartıştı.
Kolektif aklımız bu konuya kilitlendi. Her şeyi asker sorununa endeksledik. Neredeyse bütün diplomatik temasları asker gönderme sorununa indirgedik. Bilinç altımızda hep Amerika’nın gözünden düşme endişesi vardı. İlişkileri eski haline getirmek için tek çıkış yolunu asker ihracatında gördük.
Sonunda muradımıza erdik. TBMM Hükümet tezkeresine bu kez olumlu yanıt verdi. Oysa Amerika ile ilişkilerimizi rayına oturtmak için ille de Irak’a asker göndermemiz gerekmiyordu. Türkiye bölgesinde etkin bir devlet olduğunu göstermek için askeri gücü dışındaki kaynaklarını da harekete geçirebilirdi.
Çözülmesi gerek onca sorun varken asker meselesine kilitlenip kalmamız anlamsızdı. Türkiye’nin askeriyle ‘işgalci’ bir gücün yanında yer alıp yıpranacağına, askerlerinin hayatını tehlikeye atacağına, Filistin sorununun çözümünde, bölgenin siyasi yeniden inşasında rol oynayabilirdi.
Dışişleri Bakanı’nın Burgaz Üniversitesi’nde, İKÖ ve İktisadi Araştırmalar Vakfı toplantılarında açıkladığı Ortadoğu’da AGİT benzeri işbirliksel güvenliğe dayalı bir örgüt kurulmasına ilişkin görüşlerinin takibi Türkiye’nin kıymetini, bulunacağı her türlü askeri katkıdan daha fazla arttırırdı.
Fakat artık ok yaydan çıktı. Şimdi asker göndermenin yaratacağı riskler kadar sunacağı fırsatları da düşünmemiz gerekiyor. Çünkü TBMM’nin kararı Türkiye’ye 8.5 milyar dolarlık kredinin çok ötesinde yararlar sağlayabilir. Hatta şimdiden sağlamaya başladı bile.
Her şeyden önce ABD ile olan ilişkilerimiz bu kararla birlikte yeni bir boyut kazandı. 1 Mart’ın yarattığı hayal kırıklığı ortadan kalktı. İzlenen yöntem yüzünden de kimse Türkler para için her şeyi yapar diye düşünmedi. Amerikan gazetelerini göbek atan fesli Türk karikatürleri süslemedi. Karara eleştirel yaklaşanlar da var. Ama tek bir kararın Amerikan kamuoyu üstündeki etkisi tüm Türk lobisinin bir yılda yapacağı çalışmanın etkisinden çok daha fazla.
İkincisi, şimdi top Bush yönetiminde. Eğer Türk askerlerinin Irak’a gelmesini istiyorlarsa, geçici Irak yönetimini ikna etmek zorundalar. Türkiye oraya işgal gücü olarak gitmeyeceğini pek çok kez ilan etti. Zaten amaç istikrar sağlamak olduğuna göre, Türkiye’nin oraya ancak istikrara katkıda bulunacağının anlaşılması halinde gitmesi doğru olur.
Bu yüzden 1 Mart sonrasında iyice belirginleşen KDP-KYP-Amerikan ittifakı TBMM kararıyla çatırdamaya başladı. Bundan sonra Kuzey Irak Kürtleri Washington’da sorunsuz müttefik olarak görülmeyecek. Bush yönetimini saplandığı bataktan çıkartacak Türk askerlerinin gelişini ‘sebepsiz yere’ engelleyen sorunlu müttefik olarak görülecek.
Üçüncüsü, Türkiye’nin asker göndermeye kalkması Washington’un PKK’ya karşı olan tavrını da değiştirdi. Bundan sonra aynı toleransın gösterilmesi Amerikan istihbaratı için bile kolay olmayacak.
Dördüncüsü, eğer Türkiye dediği gibi Irak’a işgal değil istikrar gücü olarak girerse, eğer beraberinde kültürünü, konserini, yardımını götürebilirse, eğer basını bölge insanlarını etnik temele dayalı biçimde tanımlamaktan vazgeçerse, eğer Kürtler kimlikleri yüzünden ‘öteki’ olarak adlandırılmazsa, eğer Türk istikrar gücü ‘Hıristiyan’ Amerika’nın kontrolünden otonom bir tavır sergileyebilirse, ‘hegemonyasını’ uzunca bir süre Irak üstünde hissettirebilir.
Beşincisi, Irak’a asker gönderen Türkiye’nin artık Irak’ın geleceği üstünde daha fazla söz sahibi olma hakkı var. Amerikalılar yine kendi dediklerini başkalarına kabul ettirebilmek için bin türlü dolap çevirecektir. Ancak Türkiye hiçbir şey yapmasa, Irak’ın geleceğine ilişkin hiçbir somut proje üretmese dahi, Türkiye’nin çıkarları Washington tarafından daha çok ciddiye alınacaktır.
Altıncısı, Türkiye’nin bulunduğu özgün coğrafi konum ve durum, aldığı kararla daha da güçlenmiştir. Irak’ın geleceği üstünde söz sahibi olan, Amerika ile ilişkileri istikrara kavuşmuş bir Türkiye, komşuları üstünde de daha etkili olan bir Türkiye’dir. Ankara, Tahran ve Şam’ın çıkarının Irak’taki kaosun sürmesinden yana olduğu gerçeğini göz ardı etmeden, bu ülkelerle olan ilişkisine yeni boyutlar katabilir.
Nihayet, TBMM’nin bu kararı Türkiye’nin diğer sorunlarını aşmasında da yardımcı olacaktır. Mesela Thomas Weston bundan sonra Kıbrıs’ta Türk tarafının taleplerini daha fazla dikkate alacaktır...
Daha önceki yazıları:
|
|
 |
|