|
 |
|
Başörtüsü sorunu

Cumhurbaşkanının davetinden sonra başörtüsü sorunu bu kez de Yargıtay’ın uygulamaları ve Yargıtay başkanının açıklamaları ile gündeme girdi. Yargıtay’ın uygulaması “içtihat yaratacağı” için de sorunun gündemden düşmesini beklemek gerçekçi değil. Artık Türkiye bu sorunu tartışmak ve bir çözüme kavuşturmak zorunda. Daha fazla krize, daha çok gerilime tahammülümüz kalmadı. Ne ekonomi, ne siyaset, ne de AB ile olan ilişkiler yeni gerilimleri kaldırabilecek durumda.
Çözüme katkıda bulunmak isteyenler sorunun en az dört boyutunu göz önünde bulundurulması gerekiyor. İlk boyutu, laikliği zaman zaman ifrata vardıran çevreler tarafından gündeme getirilen sembolizmi. Kadınların başını örtmesi ve örtmekte ısrar etmesi kurulu düzene karşı bir başkaldırı olarak görülüyor. Egemenliğin tanrısal güçten kaynaklandığını kabul eden siyaset anlayışının yeniden yerleşmesine öncülük edeceğinden korkuluyor.
Pek çoklarına göre başörtüsü ya da onların deyişiyle türban konusunda kaydedilen bir ilerleme laik düzenin sonunun başlangıcıdır. Dolayısıyla da kadınların hiç olmazsa “kamusal alanda” başlarını örtmemeleri için mücadele edilmelidir. Mücadele ancak kadınların başları açılırsa kazanılmış olacaktır.
Bu görüş sadece radikal laikler tarafından değil liberal feministler, batıcılar ve batılılaşmayı oldum olası giyim kuşamla açıklayanlar tarafından da desteklenmekte. Kendilerini öyle tanımlamasalar bile “liberal” feministler, kadının özgürleşmesinin, erkek egemenliğinden çıkmasının en önemli delilini başörtüsü olarak görmekte.
Başörtü sorununun ikinci boyutu da yine özgürlükle ilgili. Başörtüsü takan pek çok kadın açısından başörtüsü dinin gereği olduğu kadar kendi yaşam biçimlerini seçme özgürlüğünün de bir parçası. Onlar başlarını bazı feministlerin iddia ettiği gibi erkekler istediği için değil, doğru olduğuna inandıkları için örttüklerini söylüyorlar.
Bunun arkasında yatan neden erkekler dünyasının değerleri olabilir, ama tek tek tüm kadınları bunun böyle olduğuna inandırmadığınız sürece, başını örtenler örtmeye engel olmayı baskı olarak görecek ve başını açmamak için mücadele edecektir. Yani baskı sorunun bireysel olmaktan çıkıp daha fazla toplumsallaşmasına, daha çok siyasallaşmasına neden olacaktır.
Üçüncü boyut ise kamu alanının tarifi ile ilgili ve başörtüsü sorununun sadece bir türevi niteliğinde. Kamu alanı, baş örtmenin tıpkı örtmemek gibi normal olduğu kabul edilemediği için üretilmiş ara bir ara çözüm. Kadınların özel alanlarda örtünmesine müsaade eder, ama kamu alanı olarak belirlenen yerlerde örtünmesini yasaklar. Dolayısıyla da sorun kamu alanı neresidir sorusunda kilitlenir.
Kamu alanı devlete ait olan her yer midir? Yoksa devlet otoritesinin kullanıldığı yer midir? Mesela mahkemede hakim, savcı başını örtemezken, sanık ve tanık başını örtebilir mi? Bazı mahkemeler diğerlerinden daha mı fazla kamu alanıdır? Ya da binaya başörtüsü ile girip salona başörtüsüz mü girmek zorundadır? O zaman devlet hastanesinde, belediye otobüsünde durum ne olacaktır? Hepsinin ötesinde kamu alanı tanımını kim yapacaktır?
Son boyut ise özellikle Yargıtay uygulaması dikkate alındığında hukuki. Anayasanın 24. maddesi herkesin, vicdan, dini inanç ve kanaat hürriyetine sahip olduğunu belirtmekte, kimsenin dini inanç ve kanaatlerinden dolayı kınanamayacağını, suçlanamayacağını söylemekte.
Anayasanın 36. maddesi de herkesin, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma hakkına sahip olduğunu hükme bağlamakta. Yani dini inancından dolayı kınanamayan, suçlanamayan insanlar yargı makamları önünde davacı ve davalı olma hakkına sahip olduğunu tescil etmekte.
Tüm bu boyutlar göz önüne alındığında başörtüsü sorununun “en pratik çözümü” özgürce kullanılmasının önünün açılması. Çünkü sorun aslında kadınların başlarını açmak değil, başı açık olanların başlarını kapatmaya zorlanmamasını sağlamak. Zaten dinin siyasallaşması da kadınların saçlarının gözükmesi ile önlenemez. Baskı sadece sorunun içinden çıkılmaz hale gelmesine neden olur.
Ancak siyasette en pratik çözüm, her zaman en kolay çözüm demek değildir. Başörtüsü takanlar haklı olduklarına ne kadar inanıyorlarsa, takılmasın diyenler de haklı olduklarına o kadar inanıyor. Ve inançlar çatıştığı zaman da çözümler ne yazık ki kolay kolay bulunamıyor...
Daha önceki yazıları:
|
|
 |
|