23 Kasım 2009
Pazar
English
yenibir.com
Genç Hürriyetim
Agora
Gündem
Avrupa Birliği
Dünya
Ekonomi
Spor
Yaşam
Teknonet
Tüm Haberler
Yazarlar
Kültür Sanat
Magazin
Özel Dosyalar
Hava Durumu
Astronet
Televizyon

HÜRRİYET EKLER
Bilim
e.yaşam
Otoyaşam
Seyahat
Pazar
Cumartesi
Cuma
Kelebek
Mobil Hürriyetim
Arşiv Arama
Bize Ulaşın
Reklam

Başörtüsü sorunu

Cumhurbaşkanının davetinden sonra başörtüsü sorunu bu kez de Yargıtay’ın uygulamaları ve Yargıtay başkanının açıklamaları ile gündeme girdi. Yargıtay’ın uygulaması “içtihat yaratacağı” için de sorunun gündemden düşmesini beklemek gerçekçi değil. Artık Türkiye bu sorunu tartışmak ve bir çözüme kavuşturmak zorunda. Daha fazla krize, daha çok gerilime tahammülümüz kalmadı. Ne ekonomi, ne siyaset, ne de AB ile olan ilişkiler yeni gerilimleri kaldırabilecek durumda.

Çözüme katkıda bulunmak isteyenler sorunun en az dört boyutunu göz önünde bulundurulması gerekiyor. İlk boyutu, laikliği zaman zaman ifrata vardıran çevreler tarafından gündeme getirilen sembolizmi. Kadınların başını örtmesi ve örtmekte ısrar etmesi kurulu düzene karşı bir başkaldırı olarak görülüyor. Egemenliğin tanrısal güçten kaynaklandığını kabul eden siyaset anlayışının yeniden yerleşmesine öncülük edeceğinden korkuluyor.

Pek çoklarına göre başörtüsü ya da onların deyişiyle türban konusunda kaydedilen bir ilerleme laik düzenin sonunun başlangıcıdır. Dolayısıyla da kadınların hiç olmazsa “kamusal alanda” başlarını örtmemeleri için mücadele edilmelidir. Mücadele ancak kadınların başları açılırsa kazanılmış olacaktır.

Bu görüş sadece radikal laikler tarafından değil liberal feministler, batıcılar ve batılılaşmayı oldum olası giyim kuşamla açıklayanlar tarafından da desteklenmekte. Kendilerini öyle tanımlamasalar bile “liberal” feministler, kadının özgürleşmesinin, erkek egemenliğinden çıkmasının en önemli delilini başörtüsü olarak görmekte.

Başörtü sorununun ikinci boyutu da yine özgürlükle ilgili. Başörtüsü takan pek çok kadın açısından başörtüsü dinin gereği olduğu kadar kendi yaşam biçimlerini seçme özgürlüğünün de bir parçası. Onlar başlarını bazı feministlerin iddia ettiği gibi erkekler istediği için değil, doğru olduğuna inandıkları için örttüklerini söylüyorlar.

Bunun arkasında yatan neden erkekler dünyasının değerleri olabilir, ama tek tek tüm kadınları bunun böyle olduğuna inandırmadığınız sürece, başını örtenler örtmeye engel olmayı baskı olarak görecek ve başını açmamak için mücadele edecektir. Yani baskı sorunun bireysel olmaktan çıkıp daha fazla toplumsallaşmasına, daha çok siyasallaşmasına neden olacaktır.

Üçüncü boyut ise kamu alanının tarifi ile ilgili ve başörtüsü sorununun sadece bir türevi niteliğinde. Kamu alanı, baş örtmenin tıpkı örtmemek gibi normal olduğu kabul edilemediği için üretilmiş ara bir ara çözüm. Kadınların özel alanlarda örtünmesine müsaade eder, ama kamu alanı olarak belirlenen yerlerde örtünmesini yasaklar. Dolayısıyla da sorun kamu alanı neresidir sorusunda kilitlenir.

Kamu alanı devlete ait olan her yer midir? Yoksa devlet otoritesinin kullanıldığı yer midir? Mesela mahkemede hakim, savcı başını örtemezken, sanık ve tanık başını örtebilir mi? Bazı mahkemeler diğerlerinden daha mı fazla kamu alanıdır? Ya da binaya başörtüsü ile girip salona başörtüsüz mü girmek zorundadır? O zaman devlet hastanesinde, belediye otobüsünde durum ne olacaktır? Hepsinin ötesinde kamu alanı tanımını kim yapacaktır?

Son boyut ise özellikle Yargıtay uygulaması dikkate alındığında hukuki. Anayasanın 24. maddesi herkesin, vicdan, dini inanç ve kanaat hürriyetine sahip olduğunu belirtmekte, kimsenin dini inanç ve kanaatlerinden dolayı kınanamayacağını, suçlanamayacağını söylemekte.

Anayasanın 36. maddesi de herkesin, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma hakkına sahip olduğunu hükme bağlamakta. Yani dini inancından dolayı kınanamayan, suçlanamayan insanlar yargı makamları önünde davacı ve davalı olma hakkına sahip olduğunu tescil etmekte.

Tüm bu boyutlar göz önüne alındığında başörtüsü sorununun “en pratik çözümü” özgürce kullanılmasının önünün açılması. Çünkü sorun aslında kadınların başlarını açmak değil, başı açık olanların başlarını kapatmaya zorlanmamasını sağlamak. Zaten dinin siyasallaşması da kadınların saçlarının gözükmesi ile önlenemez. Baskı sadece sorunun içinden çıkılmaz hale gelmesine neden olur.

Ancak siyasette en pratik çözüm, her zaman en kolay çözüm demek değildir. Başörtüsü takanlar haklı olduklarına ne kadar inanıyorlarsa, takılmasın diyenler de haklı olduklarına o kadar inanıyor. Ve inançlar çatıştığı zaman da çözümler ne yazık ki kolay kolay bulunamıyor...


Daha önceki yazıları:
  • Başörtüsü sorunu
  • Rapor ve Belge
  • Annan Planı’nın ekonomik analizi
  • Artılarıyla, eksileriyle asker meselesi
  • Bir bardak suda fırtına
  • Kıbrıs’ta çözüm mümkün mü?
  • Başarının sırrı
  • Çözüm ve seçim...
  • Aklımız bir kere rehin alınmasın...
  • Asker göndermek şart değil...
  • Kriz dersleri
  • Tek sonuç-Tek sorun
  • Sırada ikili ilişkiler var...
  • Bu sefer olmadı ama...
  • Güven Bunalımı
  • Her dediklerini yapamayız...
  • DSA Grubu’nun Raporu
  • Herkes yanıldı mı?
  • Teşekkürler Hasan Cemal
  • Neden bir türlü çözemiyoruz?
  • Gözden kaçanlar
  • Kuzey Irak'ta hassas dengeler
  • İpliğimiz pazara çıktıkça...
  • Yeni bir Kıbrıs pazarlığına doğru...
  • Zor Sorun – Zor Çözüm
  • Sıkı Pazarlık
  • Eskisi gibi olmayacak...
  • Elmalarla Armutlar
  • İşe yarar mı?
  • Sağduyuya Davet
  • Küçük bir hatırlatma...
  • İstenenden az, beklenenden iyi, korkulandan uzak...
  • Sonuç ne olursa olsun...
  • Farkında mısınız NATO genişledi
  • Sorunlar ve Fırsatlar
  • Çözüm olursa...
  • Kredi Hepimizin
  • Beklenen Oldu
  • Kaş Yaparken Göz Çıkartmak
  • Yalan mı?
  • Kara bulutlar
  • Eğer doğruysa
  • Tarihe not düşmek için...
  • Kimin ne dediğini bırakın uygulamaya geçin...
  • Toprak yerine petrolden pay...
  • Çeçen Sorunu
  • Yeni Bir Dünya Düzenine Doğru
  • 12 Yılın Muhasebesi
  • Laço Tayfa
  • Yokluğu Hissedilecek
  • UCM ve Türkiye
  • Bush’un Önerisi
  • Kazalar ve Boğazlar
  • Zirve Dersleri
  • NATO Light
  • Top karşı tarafta
  • Kendini aşmak
  • Trabzon Buluşması
  • Acele etmeyelim...
  • Biraz Bocaladıktan Sonra
  • Durum Tespiti
  • Arap Zirvesi’nin Ardından
  • Cheney’nin Ardından
  • MGK Genel Sekreteri Kılınç ne demek istedi?
  • Ems Telgrafı
  • Bir Buluşmanın Ardından
  • Post-Huntingtonian Bir Dünyaya Doğru
  • Samson Devletleri
  • KEİ’ye hayat öpücüğü
  • Amerika Keşifleri
  • Türkiye’nin Irak İkilemi
  • Irak’a Müdahale
  • Yeni Yıl Falı
  • Yerinde karar
  • ABM sizlere ömür...
  • AGSK nedir? Ne işe yarar? Ne kazandırır? Ne kaybettirir?
  • İnanılmazı Gerçekleştirmek
  • Sıra Irak’a Gelirse...
  • Biri müteşekkir, diğeri kaygılı
  • Huntington’u Mahcup Edecek Tek Ülke
  • Kıbrıs Meselesi
  • İncir Yaprağı
  • Felaket Senaryosu
  • Asker Gönderme
  • Beklenen oldu, beklenmeyen de olabilir...
  • Kim haklı?
  • Meşruiyet Sorunu
  • Ufuk Turu

  • Ana Sayfa | Son Dakika | Gündem | Dünya | Ekonomi | Spor | Yaşam | Yazarlar
    Kültür Sanat | Magazin | Özel Dosyalar | Piyasanet | Hava Durumu | Astronet | Televizyon
    İnsan Kaynakları | Arama+Arşiv | Bize ulaşın | Yardım

    © Copyright 2009 Hürriyet