|
 |
|
Sivil toplum göreve...

Terör polise, istihbarat örgütlerine, silahlı kuvvetlere bırakılmayacak kadar ciddi bir sorundur. Akademisyenlerin, kanaat önderlerinin terörizmin nedenlerini tartışmaları da terör belasından kurtulmamıza yetmez. Terör karşısında tüm toplumun seferber olması şarttır. İnsanlar terörü siyasi bir mücadele biçimi olarak kabul etmediklerini, sebebi ne olursa olsun bu vahşi eyleme karşı olduklarını göstermek zorundadır.
Polis, asker sadece teröristi yakalayıp, terör eyleminin bir daha gerçekleşmemesi için çaba harcar. İstihbaratçı kimin işi olduğunu bulmaya çalışır. Akademisyenler, düşünce kuruluşları kökenlerini, nedenlerini, teröre kaynaklık eden sorunları tartışır. Ama terörün yöntem olarak kullanılmasını lanetleyemez. Terörün meşruiyetini ancak toplumsal dayanışma sarsar.
Terörden yıllardır çok acı çeken Türkiye, ne yazık ki şimdiye değin bu toplumsal dayanışmayı gösterememiştir. PKK lanetlenmiş, milliyetçi olduğunu iddia eden gruplar toplantılar, yürüyüşler düzenlenmiştir. Fakat yapılan her şey PKK’ya karşı verilen savaşın “psikolojik” parçası olarak kalmıştır. Terör, yöntem,yani siyasetin başka araçlarla devamı olarak lanetlenememiştir.
Cumartesi sabahı Neve Şalom ve Beth İsrael sinagoglarına yapılan saldırılar, Türkiye’nin önüne bir kez daha terörün yöntem olarak lanetlenme imkanı çıkartmaktadır. İstanbul’da düzenlenecek geniş katılımlı bir yürüyüş bunu büyük ölçüde sağlar. Toplumun örgütlü kesimlerinden yürüyüşe katılacak insanlar terörü, sebebi ne olursa olsun lanetlediklerini gösterebilirler.
Eğer yürüyüşün yeni terör olaylarına, kışkırtmalara davetiye çıkartabileceğinden endişe ediliyorsa, sivil toplum örgütleri bir araya gelerek ortak bir açıklamayla terörün yöntem olarak kullanılmasını kınayabilirler. Gazeteler bunları seve seve basacaktır.
Evet, dünyada binlerce haksızlık ve adaletsizliğin olduğu doğrudur. Filistin’de insanlar yerinden edilmiştir, baskı ve zulüm altındadır. Amerika tüm uluslararası normları ayaklar altına alarak Irak’a müdahale etmiştir. Dünyada sefalet akıl almaz boyutlardadır. Zenginler ile fakirler arasındaki uçurum sürekli büyümektedir.
Adaletsizliğe, haksızlığa karşı başkaldırmak doğaldır. Gerekirse savaşmak bile kaçınılmaz hale gelebilir. Ama bunun yöntemi masum insanları alçakça hedef alarak öldürmek olamaz. Savaşın ve mücadelenin de kuralları vardır. Nasıl ki Ruslar Çeçenistan’da, Amerikalılar Irak’ta, İsrailliler Gazze ve Batı Şeria’da kitle imha silahı kullanamazsa, muhatapları da terörü mücadele yöntemi olarak seçemez.
Unutmayalım ki ezilenlerin haklarını savunmak, dünyada eşitsizliğin adaletsizliğin olduğunu bilmek, terörün bir yöntem olarak kullanılamayacağını söylemeye engel değildir.
Bugün Türkiye’de başta sendikalar, TÜSİAD ve MÜSİAD gibi kuruluşları olmak üzere tüm sivil toplum örgütleri ciddi bir sorumlukla karşı karşıyadır. Sivil toplum örgütleri harekete geçip, ortak bir platformda buluşabilirse, dünyaya Türkiye’nin bir bütün olarak terörizmi lanetlediğini gösterebilirler. Özellikle dini referansları güçlü grupların bu soruna sahip çıkması gerekir.
Ancak hepsinden önemlisi gösterilecek toplumsal tepki, haksızlığa uğradığını sanan herkesin bundan sonra haksızlığı gidermek için yöntem olarak terörü seçmesinin önüne geçebilir. Toplumsal tepki, terörü yapanların eylemlerinin meşruiyetine olan inancını sarsar...
Daha önceki yazıları:
|
|
 |
|