23 Kasım 2009
Pazar
English
yenibir.com
Genç Hürriyetim
Agora
Gündem
Avrupa Birliği
Dünya
Ekonomi
Spor
Yaşam
Teknonet
Tüm Haberler
Yazarlar
Kültür Sanat
Magazin
Özel Dosyalar
Hava Durumu
Astronet
Televizyon

HÜRRİYET EKLER
Bilim
e.yaşam
Otoyaşam
Seyahat
Pazar
Cumartesi
Cuma
Kelebek
Mobil Hürriyetim
Arşiv Arama
Bize Ulaşın
Reklam

Hızlı değişim

Daha birkaç gün önce neredeyse tüm Türkiye nefesini tutmuş New York’taki görüşmelerin başlamasını bekliyordu. 70 milyon kişinin kaderi New York’ta birkaç kişinin ağzından çıkacak sözlere bağlıydı ve tabii ki bunların başında Cumhurbaşkanı Denktaş geliyordu.

Denktaş’ın Ankara’da ne denli ikna edildiği belli değildi. Annan Planın temel felsefesine karşı çıkan birinin planı tüm eksikliklerine rağmen kabul etmesinin çok zor olduğunu söylüyorduk. Annan’ın gönderdiği mektup ve önerdiği müzakere süreci de taraflara çok fazla manevra alanı bırakmadığından yakınıyorduk.

Türkiye’nin ve Türk tarafının niyeti müzakerelere Annan Planı temelinde başlamak, anlaşılan konular üstünden 1 Mayıs öncesinde referanduma gitmekti. Böylece bir taşla birkaç kuş birden vurulmaya çalışılacaktı. Bir yandan uluslararası topluma, ama özellikle AB’ye Türkiye’nin çözüm sürecini desteklediği mesajı verilecek, diğer yandan çözüm süreci uzatılarak Türkiye’nin AB üyeliği ile sorunun çözümü arasındaki bağlantılar güçlendirilecekti.

Fakat evdeki hesap çarşıya uymadı. Genel Sekreter Nisan 2003’te Güvenlik Konseyi’ne sunduğu raporundaki koşullarda ısrar etti. Boşlukları ben doldururum dedi. Bu da aslında Türk tarafının çıkarlarını ilgilendiren alanlarda Rum tarafının uzlaşmazlığını güçlendirecek nitelikte bir pozisyondu. Üstelik Türkiye’nin elinde tutmayı umduğu önemli bir manivelayı da elinden alıyordu.

Herkes nefesini tutmuş Denktaş’ın ne diyeceğini beklerken hiç tahmin edilmeyen bir şey oldu. Türk tarafı New York’taki görüşme trafiğinde Başbakan Erdoğan’ın dediği gibi Rumları yine geride bırakan bir adım daha attı. Türkler, önce iki taraf arasında müzakere, ardından dörtlü temas ve nihayet BM Sekreteryası’nın planın üstünde anlaşılamayan yönlerini doldurmasını önerdi.

Peki atılan bu adım soruna çözüm bulunabilecek mi? Bence evet. Çünkü Rumların da hiç manevra şansı yok. İstedikleri kadar süreci 1 Mayıs sonrasına sarkıtıp Doğu Alman modelini kendilerine hedef seçsinler, masadan kaçtıkları takdirde Türk tarafına uygulanan ambargonun kalkacağını ve hatta tanınmanın dahi gelebileceğini biliyorlar. AB içinde de çok sorun yaratamayacaklarının farkındalar. Sonunda bir Maraş’ı alıp sınırları ve komşularını tanımak zorunda kalabilirler.

Zaten Papadopulos oraya rakiplerini ve selefini boşuna getirmedi. Beklentilerinden taviz vereceğini baştan beri görüyordu. Tüm ümidi Denktaş’ın direnmesi, Türkiye’de Meclis içi ve dışı muhalefetin AKP iktidarının yükselişini engellemek için Kıbrıs’ta çözümsüzlüğü koz olarak kullanmasıydı. CHP ve bilimum “milliyetçi” partiler çözümsüzlük bazında muhalefet yaptılar, ama Erdoğan’ı siyasi kararlılığından, Türkiye’yi AB yolundan döndüremediler.

Üstelik Denktaş’ın bu son önerisiyle muhalefetin güvendiği dağlara da kar yağdı. Denktaş’ın kabul ettiği bir çözüm yöntemini reddetme şansları kalmadı. AKP’yi vatanı satmakla suçlamak, hayatını bu mücadeleye adamış bir insanı da suçlamak anlamına gelecek. Denktaş’ın evet dediği bir şeye ne muhalefetin, ne de “genç subayların” hayır deme şansı var.

Ancak olayın bu tarafı Rumları ilgilendirmez. Onlar için önemli olan Türklerin böylesine cesur bir öneriyle sahneye çıkmış olması. Mutlaka onlar da bir karşı öneri sunacaklardır. Ama ne sunarlarsa sunsunlar Annan’ın mektubunda belirttiği koşulların dışına çıkma şansları yok. Dolayısıyla da müzakerelerin başlamama olasılığı çok düşük.

Peki müzakereler başladıktan sonra nasıl bir çözüm gerçekleşecek? Daha önce pek çok kez yazdığım ve pek çok yerde yazıldığı gibi Annan Planı Türk tarafının tüm hak ve beklentilerini koruyan bir plan değil. Planının öngördüğü iki kesimlilik prensibinin korunması, egemen eşitlik anlayışının güçlendirilmesi, mülkiyete ilişkin sorunların çözülmesi için yapılması gereken değişiklikler var. Üstünde mutlaka müzakere edilmesi gerekiyor.

Bu yüzden de plana muhalefet edenlerin ve plana destek verenlerin ağız dalaşını, parsa toplama savaşını bir kenara bırakıp, ele ele vererek kalan çok kısa süre içinde Türk tarafının çıkarlarını daha iyi koruyacak önerilerle üçüncü tarafları etkilemeye çalışmaları şart. Fakat plan şu haliyle kabul edilse bile sonuçtan Türk tarafının da, Türkiye’nin de zarar göreceği yok.

Kaldı ki, planın Türk tarafınca değiştirilmek istenen pek çok yönünün aslında Rum tarafınca da değiştirilmek istendiği biliniyor. Ayrıca Türkiye tarafından hazırlanan müzakere pozisyonunun planın kendi içindeki dengeleri kolladığı, Rum tarafına imkansızı önermeye çalışmadığı da herkesin malumu. Başbakan Erdoğan boşuna toprak tavizi veririz demedi...

(12 Şubat 2004)


Daha önceki yazıları:
  • Neden Annan Planı?
  • Askerler neye, neden karşı?
  • Geyik avı ve UEFA
  • Sivil toplum göreve...
  • Başörtüsü sorunu
  • Rapor ve Belge
  • Annan Planı’nın ekonomik analizi
  • Artılarıyla, eksileriyle asker meselesi
  • Bir bardak suda fırtına
  • Kıbrıs’ta çözüm mümkün mü?
  • Başarının sırrı
  • Çözüm ve seçim...
  • Aklımız bir kere rehin alınmasın...
  • Asker göndermek şart değil...
  • Kriz dersleri
  • Tek sonuç-Tek sorun
  • Sırada ikili ilişkiler var...
  • Bu sefer olmadı ama...
  • Güven Bunalımı
  • Her dediklerini yapamayız...
  • DSA Grubu’nun Raporu
  • Herkes yanıldı mı?
  • Teşekkürler Hasan Cemal
  • Neden bir türlü çözemiyoruz?
  • Gözden kaçanlar
  • Kuzey Irak'ta hassas dengeler
  • İpliğimiz pazara çıktıkça...
  • Yeni bir Kıbrıs pazarlığına doğru...
  • Zor Sorun – Zor Çözüm
  • Sıkı Pazarlık
  • Eskisi gibi olmayacak...
  • Elmalarla Armutlar
  • İşe yarar mı?
  • Sağduyuya Davet
  • Küçük bir hatırlatma...
  • İstenenden az, beklenenden iyi, korkulandan uzak...
  • Sonuç ne olursa olsun...
  • Farkında mısınız NATO genişledi
  • Sorunlar ve Fırsatlar
  • Çözüm olursa...
  • Kredi Hepimizin
  • Beklenen Oldu
  • Kaş Yaparken Göz Çıkartmak
  • Yalan mı?
  • Kara bulutlar
  • Eğer doğruysa
  • Tarihe not düşmek için...
  • Kimin ne dediğini bırakın uygulamaya geçin...
  • Toprak yerine petrolden pay...
  • Çeçen Sorunu
  • Yeni Bir Dünya Düzenine Doğru
  • 12 Yılın Muhasebesi
  • Laço Tayfa
  • Yokluğu Hissedilecek
  • UCM ve Türkiye
  • Bush’un Önerisi
  • Kazalar ve Boğazlar
  • Zirve Dersleri
  • NATO Light
  • Top karşı tarafta
  • Kendini aşmak
  • Trabzon Buluşması
  • Acele etmeyelim...
  • Biraz Bocaladıktan Sonra
  • Durum Tespiti
  • Arap Zirvesi’nin Ardından
  • Cheney’nin Ardından
  • MGK Genel Sekreteri Kılınç ne demek istedi?
  • Ems Telgrafı
  • Bir Buluşmanın Ardından
  • Post-Huntingtonian Bir Dünyaya Doğru
  • Samson Devletleri
  • KEİ’ye hayat öpücüğü
  • Amerika Keşifleri
  • Türkiye’nin Irak İkilemi
  • Irak’a Müdahale
  • Yeni Yıl Falı
  • Yerinde karar
  • ABM sizlere ömür...
  • AGSK nedir? Ne işe yarar? Ne kazandırır? Ne kaybettirir?
  • İnanılmazı Gerçekleştirmek
  • Sıra Irak’a Gelirse...
  • Biri müteşekkir, diğeri kaygılı
  • Huntington’u Mahcup Edecek Tek Ülke
  • Kıbrıs Meselesi
  • İncir Yaprağı
  • Felaket Senaryosu
  • Asker Gönderme
  • Beklenen oldu, beklenmeyen de olabilir...
  • Kim haklı?
  • Meşruiyet Sorunu
  • Ufuk Turu

  • Ana Sayfa | Son Dakika | Gündem | Dünya | Ekonomi | Spor | Yaşam | Yazarlar
    Kültür Sanat | Magazin | Özel Dosyalar | Piyasanet | Hava Durumu | Astronet | Televizyon
    İnsan Kaynakları | Arama+Arşiv | Bize ulaşın | Yardım

    © Copyright 2009 Hürriyet