|
 |
|
Büyük düşünmek
Çok değil, daha 1996’da Türkiye ile Yunanistan Ege”deki iki küçük kaya parçası için çatışmanın eşiğine gelmişti. İki ülke medyasının popülizm savaşı bir geminin karaya oturması yüzünden çıkan sıradan notalaşmayı kriz boyutlarına taşımıştı. Ardından Öcalan olayı yaşandı. Önce Suriye, derken Rusya ve İtalya derken Yunanistan ile ilişkiler bir kez daha gerilmişti.
Zaten Türkiye”nin hemen hiçbir komşusuyla ilişkileri iyi değildi. Kimisiyle ideolojik rekabeti, kimisiyle tarihten gelen husumeti, kimisiyle de çatışan çıkarları vardı. Sorunlar tam çözülüyor derken birilerinin çıkıp ortalığı karıştırması adettendi. Gümrük Birliği imzaladığımızda bile bu kural bozulmadı. Figen Akad şilebi bahanesiyle kahraman medyamız ve siyasetçilerimiz sayesinde Yunanistan’la saç saça baş başa birbirimize girdik. Büyük düşünmeyi, uzun dönemli çıkarlarımızı görmeyi bir türlü öğrenemedik.
Türkiye yıllarca güvenlik üreten değil, güvenlik tüketen bir ülke oldu. Bölgesel sorunların çözümünde bile kendi kısır çıkarlarımızı sanki kimse farkına varmazmış gibi azimle sorunların önünde tuttuk. Çeçenistan’a Bakü-Ceyhan diye baktık. Rusya ile ilişkilerimizi geliştirecek fırsatlar çıktığında “Adriyatik’ten Çin Seddi’ne” Türk dünyasının kurulduğunu seçmenimize müjdeledik. Ermenistan ile siper savaşını bir kenara bırakıp, onu kendi etki alanımız haline dönüştürmeyi bir türlü beceremedik.
Ermeni sorunu, Kürt sorunu aklımızı sürekli rehin aldı. Piyonların peşinde koşmaktan satranç tahtasının bütününü bir türlü göremedik. Akdeniz dendiğinde aklımıza sadece Kıbrıs geldi. Irak sorununu Kuzey Irak diye okuduk. Araplardan nefret ettik. Sevr’den ödümüz koptu. İsrail’e kanımız bir türlü ısınamadı. En önemlisi de etrafımızdaki sorunların çözüleceğine, bu bölgelerde yeni inisiyatifler geliştirebileceğimize hiç inanmadık.
Ama neyse ki artık durumumuz yavaş yavaş değişmeye başladı. Önce korkularımızdan arındık. Demokrasiyi geliştirmekle, insan haklarına saygılı davranmakla ülkenin yıkılmadığını gördük. Türkiye ilk kez inisiyatif geliştiren ülke haline geldi. Kıbrıs’ta muhataplarımızı şaşırttık, çözüm yolunda ilerlemeye başladık. Yunanistan ile krizsiz günler yaşıyoruz. Ege sorunlarının kağıt üstünde çözüldüğü, Yunanistan seçimlerinin ve Kıbrıs görüşmelerinin sonucunun beklendiği söyleniyor.
Suriye ve İran’la ilişkilerde ciddi hiçbir sorun yok. Ara sıra çıkan çatlak seslere rağmen AB’den olumlu sinyaller geliyor. Schröder gelip yıllardır duymak istediğimiz ama bir türlü duyamadığımız şeyleri söyledi. Rusya ile de geçmişle karşılaştırıldığında ilişkiler rayında.
Gündemde ne PKK’nın Duma toplantısı var, ne de AKKA’nın kanatları. Boğazlar ve Montreux Sözleşmesi iki ülkeyi ayıran değil birleştiren konular haline dönüştü. Moskova’daki Ramstore’lar Rusya’ya olan bakışımızı değiştirdi. Artık Avrasya feribotu hadisesi de geride kaldı. Rusya’dan Gül’ün temaslarına ilişkin gelen haberler cesaret verici. Birkaç yıl öncesine kadar bir Türk dışişleri bakanının Moskova’da Abdullah Gül gibi karşılanması, sorunlar yerine işbirliği potansiyelinden söz edilmesi imkansızdı.
Biraz daha siyasi irade gösterebilirsek, paranoyalarımızdan arınabilirsek, yakında Amerika’nın “Büyük Ortadoğu” projesi içinde de kendimize kendi istediğimiz gibi yer bulacağız. Demokrasi ve insan hakları gibi değerlerin bölgeye taşınmasında, Filistin sorununun çözümünde, yeni güvenlik mimarisinin gelişiminde etkili rol oynayacağız. Yeter ki büyük düşünmeyi adet haline getirelim...
(26 Şubat 2004)
Daha önceki yazıları:
|
|
 |
|