|
 |
|
İlk veriler
Başbakan ve Dışişleri Bakanı cumartesi akşamı yaptıkları açıklamalarda referandum sonuçlarını ifrata vardırmadan değerlendirerek, çözüm kapısını kapamadıklarını belli ettiler. Ne KKTC’nin Türkiye’nin bilmem kaçıncı vilayeti olacağını, ne de artık uluslararası toplumun KKTC’yi tanıması gerektiğini söylediler. Her ikisinin de açıklaması ayakları yere basar nitelikteydi.
Pazartesi günü MGK açıklaması geldi. MGK, “Referandumda, Türkiye'nin ve Kıbrıs Türk halkının, çözüm yönünde ortaya koyduğu iradenin, uluslararası kuruluşlar ve devletler tarafından dikkate alınmasının ve referandum öncesi böyle bir sonucun çıkması durumunda, 'KKTC'ye uygulanan kısıtlamaların kaldırılması; siyasi, ekonomik ve sosyal içerikli bazı iyileştirilmelerin yapılmasına' yönelik vaatlerin yerine getirilmesinin gerekliliği dile” getirdi.
Eğer Türkiye siyasetinde hiç alışık olmadığımız bu sağduyulu yaklaşım devam ederse, Türkiye sorunlu bir ülkeyi ithal etmekten muzdarip AB ile olan ilişkilerinde çözüm karşılığında en azından müzakerelerin başlamasını garanti altına alabilir. Ancak Türkiye müzakereler için Annan planının bugünkü halinden bir adım gerisini kabul etmeyeceğini göstermek, Türk tarafı ise AB üyeliği için her şeyi yapmayı hazır olduğu intibaını uyandırmamak zorunda.
Bu yüzden Cumhurbaşkanı Denktaş ve onun kişiliğinde somutlaşmış olan plan karşıtlığı adada varlığını sürdürmeli. KKTC Parlamentosu’nda temsil edilen partiler de kısır çıkarlar uğruna yakalanan ivmeyi öldürmemeli. Hem unutmayalım ki, planın kabul edilmemesinden Denktaş değil, Papadapulos sorumlu. Denktaş’ın hayır demesi karşı taraftaki evet oylarının artmasına katkıda bulundu. Rumlar plana Denktaş hayır dediği için değil, adayı Türklerle paylaşmayı içlerine sindiremedikleri, AB üyeliği sayesinde Doğu Almanya modelinin gerçekleşeceğine inandıkları için hayır dediler.
Doğu Alman tarzı bir birleşmenin gerçekleşmemesi için öncelikle Kıbrıslı Türklerin daha rahat yaşamalarının sağlanması şart. Türkler plana Rumlara hayran oldukları için değil, tanınmak, AB’ye girip rahat yaşamak için evet dedi. Bu yüzden fedakarlığın sadece AB’den beklenmesi yanlış. Ankara’nın elini bir an önce cebine atması gerekiyor. Kıbrıslı Türklere Türkiye ile birlikte hareket etmeleri karşılığında bir şeyler kazanacaklarını göstermeliyiz.
Eş zamanlı olarak da KKTC’nin bağımsızlığını gerçekten tanıdığımızı, taksimi unuttuğumuzu gösterir işler yapmalıyız. Türkiye, dünyaya sorun yaratmayan, çözüm üreten, inisiyatif alan taraf olduğunu tekrar tekrar ispatlamak zorunda...
(27 Nisan 2004)
Daha önceki yazıları:
|
|
 |
|