|
 |
|
Güvenliğe bulunduğumuz katkı kadar AB üyeliği
Görünen o ki, 17 Aralıkta Türkiyenin ne kazanıp, ne kaybettiği üstüne daha çok şey söylenecek. Müzakerelerin açık uçlu olması, Kıbrıs sorunu gündemimizi epeyce bir süre işgal edecek. ABnin bize karşı haksızlık yapıp yapmadığını uzunca bir süre daha konuşacağız.
Ancak bu detay tartışmalar içinde kaybolmadan önce asıl gerçeği görmemizde yarar var: Türkiye'nin AB üyeliğinin önündeki en büyük engel ortadan kalktı.
Evet, AB bizi samimiyetle kucaklamadı, hala tereddütleri var. Ama zaten kucaklamasını beklemiyorduk. Neler olabileceğini tahmin ediyorduk.
Önemli olan müzakerelerin başlamasıydı. Randevu tarihi 3 Ekim 2005 tarih olarak verildi. Önemli olan, GKRY'nin Kıbrıs adasının tümü üstündeki egemenlik iddiasını tanımamamızdı. Tanımadık ve tanımayacağımızı kayda geçirdik. Önemli olan özel statüyü andıracak lafların kayda geçmesini önlemekti. O da büyük ölçüde başarıldı.
Tabii ki Türkiye her istediğini alamadı. Bizden önceki adaylarla eşit şartlarda müzakere masasına oturalım istiyorduk, olmadı. Pek çok AB lideri kamuoylarını tatmin etmek için malumun ilanı üstünde ısrar etti. İlle de müzakerelerin ucunun açık olması istendi. 23. maddenin dördüncü paragrafına sanki müzakere başka türlü olurmuş gibi açık uçluluk hükmü eklendi.
Eklenince de bu ilerde kötüye kullanılmaz mı sorusu aklımıza takıldı. Evet, kullanılabilir. Fakat istendikten sonra her şey kullanılabilir. Müzakereler bittikten sonra bazı AB üyeleri üyeliğimize onay da vermeyebilir. Sonunda her şey gelip referandum ya da parlamento onay sürecine takılabilir.
Kıbrıs sorunu başımıza bela olmaz mı? Tabii ki olur. Eğer çözüm için çaba harcamazsak, BM'yi, ABD'yi ve AB'nin belli başlı ülkelerini çözüme destek vermeye teşvik etmezsek, Türkiye ve Türkiye'yi yönetenler fena halde köşeye sıkışır. KKTC'yi feda etmekle, AB üyeliği arasında tercih yapmak zorunda kalır, üstelik de Rumların mülkiyet haklarından doğan tüm tazminatları ödemeye mahkum olur.
Ancak tüm bunlar bugünün değil, yarının sorunları. Şimdi önemli olan dünya tarihinin önemli bir noktasında durduğumuzun bilincine varmak ve ona göre hareket etmek. Bizim vakit geçirmeden Avrupa ve dünyanın güvenliğine ne şekilde katkıda bulunacağımızı düşünmemiz gerekiyor.
Unutmayalım ki bize AB kapısını bölge ve dünya güvenliğine bulunacağımız katkı yüzünden açtılar. Kopenhag siyasi kriterlerini yerine getirmemiz, kendi sorunlarımızı çözmek yolunda adım atmamız kapının açılması için gerekli koşuldu. Ama yeterli koşul değildi.
Yeterli koşul Avrupa'nın genel anlamda güvenliğine bulunacağımız katkıydı.
Türkiye bundan sonra da AB üyeliği yolunda güvenliğe yaptığı katkı oranında ilerleyecek. Kendini çevresindeki sorunların çözümüne bulunduğu katkıyla ispatlayacak. Doğu ile Batı, Kuzey ile Güney, İslam ile Hıristiyanlık arasında köprü olabildiği ölçüde AB'ye yakınlaşacak..
(18 Aralık 2004)
Daha önceki yazıları:
|
|
 |
|