Hazırlayan: Roşan Karakaş
ÖLÜ YA DA DİRİ, BİLMEK İSTİYORLAR
Depremin üzerinden tam iki yıl geçti. Zaman akıp geçtikçe onların acıları artıyor, umutsuzlukları biraz daha koyulaşıyor. Kayıp yakınları her güne yeni bir umutla başlayıp, çaresizlikle noktalıyor.
İki yıldır dolaşmadıkları sokak, gitmedikleri şehir, çalmadıkları kapı kalmamasına rağmen umutlarını kaybetmiyorlar. Enkazda cesetlerini bulamadıkları çocuklarını, bir ambulansın karanlıkta alıp götürdüğü torunlarını arıyorlar.
Ölü ya da diri, bilmek istiyorlar. Çoğunun ağzından 'öldüyse öldü ama bilmek istiyorum, tek isteğim mezarının başında dua edebilmek' sözleri dökülüyor.
Yakınlarını bulacakları güne dek depremin acısı onların yakasını bırakmayacak, acıları kabuk bağlamayacak.
Onlardan biri de Mustafa Kılıç. Torunu Melis'i arıyor. 58 yaşındaki Mustafa Kılıç, oğluyla, gelininin cesedini Gölcük'teki 8 katlı binanın enkazından çıkardı. Torununun pencereden fırladığını söylediler. Ancak ne ölüsünü bulabildi ne de dirisini.
Deprem gecesi Gölcük'te görev yapan astsubay oğlu için endişelenerek Bursa'dan yola çıktığında depremin bu kadar yıkıcı olduğunu tahmin etmemişti. "Oğlumu ve torunumu görür, bir kaç günlüğüne onları alır Bursa'ya getiririm" diye düşünüyordu.
KAYIP YAKINLARININ UMUTLARI TÜKENMİYOR
"Adım gibi eminim ki Emre yaşıyor." Depremde 11 aylık torunu kaybolan Mehmet Üstün sürekli bu cümleyi tekrar edip duruyor. Çünkü, Emre'yi Gölcük sahilinde asılı kaldığı ağaç dalından bir ambulansın alıp götürdüğünü görenler var. Ancak iddialara göre ambulansın plakası çalıntı.
Mehmet Üstün, depreme Gölcük sahilinde köfte ekmek satarken yakalanmış. Deprem bittiğinde ise sahildeki 6 katlı bir bina enkazınının tepesinde çırılçıplak bulmuş kendini.
Deprem saniyelerini bıkmadan tekrar ediyor, her defasında sanki ilk kez anlatıyormuş gibi. Panikle denize doğru koşarken yerin nasıl yarıldığını, boğuştuğu 'dev dalgaları'...Dehşet ifadeleri ise her defasında biraz daha artıyor.
Ailesi Mehmet Üstün'ü deprem sabahı devlet hastanesinin bahçesinde ölülerin arasında bulmuş. Hemen torunu Emre'yi aramaya koyulmuşlar. Komşular, Emre'nin ağaca asılı olduğunu, bir ambulansın Emre'yi alıp Yalova tarafına doğru gittiğini söyleyince tüm sağlık kuruluşlarına tek tek bakmışlar. Arayışları hala sürüyor, henüz Emre'nin izine rastlayamadılar.
İki yıl boyunca tüm enerjisini ve parasını Emre'yi bulmak için harcayan, bir dedektif gibi iz süren Mehmet Üstün, depremden 15 gün sonra ulaştıkları ambulans şoförünün anlatılanları doğruladıktan sonra ortadan kaybolduğunu anlatıyor:
"Önce bize 'evet öyle bir çocuğu aldım bir sağlık ocağına bıraktım ama hangisi hatırlamıyorum' dedi. Sonra da ortadan kayboldu. İzini bulamadık. Herkesten yardım istedik, polise şikayette bulunduk. 7 ay sonra polis ambulans şoförünü buldu. Ama emniyette herşeyi inkar etti ve serbest kaldı. Ambulansın plakası çalıntı, zaten ambulansı nereden aldığının cevabını veremiyor."
Her kayıp ailesi gibi Mehmet Üstün'ün endişesi de torununun organ mafyası eline düşmüş olması. Derin bir iç çekerek, gitmediği şehir, bakmadığı delik kalmadığını anlatırken şüphelerini, olasılıkları sıralıyor:
"Belki de evlatlık verildi. O kadar çok kayıp çoçuk var ki... Depremin ertesi günü Gölcük'ün nüfusu üçe katladı. Gelenlerin hepsinin amacı yardım değildi. Sağlıklı düşünemiyor mi insan çıldırmamak elde değil"
|
|
Bursa'dan İzmit'e tam 20 saat sonra varabildi, Gölcük'e kadar yürümek zorunda kaldı. Oğlunun oturduğu 8 katlı bina da diğerleri gibi yerle bir olmuştu. Enkazda canlı izine rastlamak mümkün değildi. Ancak mahalleli, Mustafa Bey'in torunu Melis'in pencereden fırladığını söyledi. Evlere servis yapan tüpçü Melis'i yerde otururken gördüğünden emindi.
Enkaz kaldırma çalışmalarına ancak iki gün sonra başlanabildi. Mustafa Kılıç, kendi imkanlarıyla bir kepçe getirdi, enkazdan oğlu ve gelininin cesedini çıkardı. Torunu ise enkazdan çıkmadı. Zaten komşular torunu görmüşlerdi, umutlandı. Bölgedeki tüm hastanelere, çocuk esirgeme kurumlarına tek tek baktı ancak bulamadı. Melis'i gören tüpçüyü aradı, onun da izini bulamadı. Zaten ne ismini biliyordu, ne de yerini.
YA ORGAN MAFYASININ ELİNE DÜŞTÜYSE
Mustafa Kılıç, her yere başvurduğu, herkesten yardım istediğini ancak gereken ilgiyi görmediğini anlatıyor:
"Kimse ne olduğunu bilmiyor. Çünkü ilk iki gün hiç bir kurum kayıt tutmamış. Gitmediğim hastane kalmadı, içeri sokmadılar. Asılan listelere baktık, bulamadık. Bir ipucuna bile rastlamadık. Hiç bir kurum yardımcı olmadı. Sadece İçişleri Bakanlığı ilgilendi. Bakanlığın talimatıyla kayıpların fotoğrafları hastane ve emniyet müdürlüklerine asıldı" diyor.
İki yıl boyunca torununu aramayı hiç bırakmayan Mustafa Kılıç'ın aklını pek çok soru kurcalıyor.
"Biri o kargaşada alıp götürdü mü, iyi birinin elinde mi kötü birinin mi? Organ mafyasından bahsediyorlar. Onların eline mi düştü? Sürekli bunları düşünüyorum, geceleri uyku tutmuyor. Oğlumu, gelinimi götürüp gömdüm, gözüm arkada kalmadı. Bilmek istiyoruz. Ölmüşse tamam. Hiç olmazsa gider mezarını ziyaret ederiz. "
İHBARLAR BOŞ ÇIKIYOR
Mustafa Kılıç, şimdiye kadar pek çok ihbar almış. Para sızdırmak isteyenler, Melis'i gördüğünü söyleyip sonra inkar edenler, başka bir ilde olduğunu iddia edenler... Gelen tüm ihbarları kendi imkanlarıyla araştırmış ancak hepsi de boş çıkmış.
Dedesi Melis'in yaşadığına inanıyor ve yolda gözleri hep onu arıyor. Küçük kız çocuklarının arkasından Melis diye sesleniyor.
MEZARLIKTA KAYIPLAR ANITI !
Sık sık Gölcük'e uğrayarak kayıp torunu Melis için diktiğini çam ağacını suluyor. Depremin ardından yetkililerin dikkatini kayıplara çekmek amacıyla oluşturulan 'kayıplar ormanı' için seçilen mekan ise mezarlık!
Bursa'da oturmasına rağmen sık sık Gölcük'e gitmesinin bir nedeni de 'belki bir bilgi kırıntısına rastlarım' umuduyla uğradığı Depremzedeler Derneği. Dernekte diğer kayıp yakınlarıyla biraraya geliyor, acılarına ortak oluyor, ulaştığı bilgileri paylaşıyor. Ancak hiçbir şey acılarını hafifletmiyor. Her defasında tekrarlanan deprem öyküleri, kayıp hikayeleri ve çaresizlik. Onların acıları paylaştıkça çoğalıyor.
|