 |
 |
 |
 |
|
|
Çocuklar ve gençler daha çabuk toparlandı
İstanbul Üniversitesi Çocuk Sağlığı Enstitüsü'nün araştırmasına göre depremin olumsuz etkilerinden çocuklar ve gençler daha çabuk kurtuldu. Prof. Dr. Aysel Ekşi başkanlığındaki bir ekip tarafından, depremden birinci derecede etkilenen 6 bin 500 çocuk arasında yapılan araştırma sonucuna göre, çocuk ve gençlerin büyük bölümü günlük yaşama daha kolay uyum sağladı.
17 Ağustos'ta yaşanan deprem felaketinin psikolojik etkilerinden, gençler ve çocuklar yetişkinlere oranla daha çabuk uzaklaşıp normal hayata uyum sağladı.
İstanbul Üniversitesi (İÜ) Çocuk Sağlığı Enstitüsü tarafından, depremden en çok etkilenen 6 bin 500 öğrenci arasında yapılan araştırmada, ''Çocuklar ve gençlerde deprem yüzünden meydana gelen, ciddi sayılabilecek bir ruhsal bozukluk kalmadığı'' sonucu ortaya çıktı.
Araştırma Psikiyatrist Prof. Dr. Aysel Ekşi başkanlığında, Doç. Dr. Behiye Alyanak, uzman psikologlar Reyhan Saydam, Gülcan Peykerli ve Derya Toparlak'tan oluşan bir ekip tarafından gerçekleştirildi.
Araştırma iki aşamada gerçekleştirildi. Ekip, depremden birinci derecede etkilenen 6 bin 500 öğrenciyle depremin ardından ve 19 ay sonra 2001 yılının Mayıs-Haziran aylarında görüştü.
Ekibin başkanlığını üstlenen Prof. Dr. Ekşi, 17 Ağustos depreminden en fazla etkilenen Adapazarı ile Avcılar bölgesi okullarında ve depremde babalarını kaybeden çocukların yerleştirildiği İstanbul'daki Darüşşafaka Lisesi'nde eğitim gören çocuklar ve gençlerle depremden 2 ay sonra başlayan çalışmanın ilk aşamasının, 4 ay sürdüğünü söyledi.
Araştırmanın bu bölümünde anket sorularına verilen yanıtlara göre, öğrencilerin yüzde 64'ünün istemedikleri halde depremle ilgili rahatsız edici düşüncelerin zorla akıllarına gelmesinden, yüzde 52'sinin ise depremle ilgili görüntülerin gözlerinin önünden hiç gitmemesinden şikayetçi olduklarını belirten Prof. Dr. Ekşi, erkek öğrencilerin bu konudaki şikayetlerinin yüzde 72 oranında olduğunu anlattı.
Geceleri uykuya dalmakta güçlük çekme, gece korkunç rüyalarla sık sık uyanma, yalnız kalamama sorunlarının hemen hemen tüm öğrencilerin şikayeti olduğunu söyleyen Prof. Dr. Ekşi, araştırmanın ikinci aşamasında psikolojik açıdan çok örselenmiş olan göçük altında kalmış, yaralanmış, ailelerinde kayıplar olmuş 10-16 yaş grubundaki öğrencilerle görüştüklerini sözlerine ekledi.
ERKEK ÇOCUKLAR DAHA ÇOK ETKİLENDİ
Seçilen 167 çocuğun psikiyatristler tarafından ayrıntılı incelenmesi sonucu, bu öğrencilerin yüzde 53'ünde travma sonrası stres bozukluğu, yüzde 8'inde ciddi depresyon ve anksiyete bozukluğuna rastlandığını anlatan Ekşi, depresyon puanlarının da yine erkeklerde daha yüksek çıktığını vurguladı.
Prof. Dr. Ekşi, erkeklerin daha fazla etkilenme nedenini ''Ciddi ruhsal bozukluklar erkeklerde daha fazlaydı. Çünkü bu gençler başta enkaz kaldırma çalışmalarına katılma olmak üzere, parçalanmış cesetlerle sık sık karşılaşmış, ceset taşımış ve örselenmişlerdi'' sözleriyle açıkladı.
Çocukların yüzde 39'unun ise yaşadıkları tüm olumsuzluklara rağmen ciddi ruh sağlığı problemi göstermediğini belirten Prof. Dr. Ekşi, bu öğrencilere ''depreme özgü korku tepkileri'' tanısı konduğunu söyledi.
SORUNLAR ÖNEMLİ ÖLÇÜDE AZALDI
Araştırmanın üçüncü aşamasında, deprem bölgesine gidilerek, ciddi ruhsal bozukluk tanısı konmuş olan öğrencilerle 2001 Mayıs- Haziran aylarında tekrar görüşüldüğünü anlatan Prof. Dr. Ekşi, şunları söyledi: ''Sonuç olarak, travma sonrası stres bozukluğu, depresyon ve anksiyete bozukluğu gibi ciddi bozuklukların hiçbir öğrencide kalmamış olduğu görüldü. Kuşkusuz, uyku bozuklukları, tedirginlik, korkular, yaşadıklarını sık sık hatırlama gibi belirtiler, tüm bölge insanlarında olduğu gibi bu çocuklarda da belirgin olarak varlığını sürdürmekte. Bu çocuk ve gençlerin bir kısmını yaşadığı felaket ve yüklendiği sorumluluklar olgunlaştırdı. Bir kısmında ise bağımlılık eğilimleri arttı. Bunlar, örneğin hala yalnız kalamıyor ve anneleriyle birlikte yatıyor.
Büyük kayıplar yaşamış olanlarda kuşkusuz bu acı yaşam boyu sürecektir. Ancak araştırma ekibinin vardığı sonuca göre, bütünüyle çocuklarımız ve gençlerimiz artık okula, çevreye normal uyum sağlayabiliyor, güçlüklerle ve yaşadıkları endişelerle başa çıkabiliyor. Ciddi bozuklukların iyileşmesinde en büyük neden geride kalan aile bireylerinin inanılmaz desteği ve bazı yatılı okullardaki rehberlik servislerinin varlığı.''
|
|
 |
 |
 |
 |
|
|