 |
 |
 |
 |
|
|
Hazırlayan: Nazan Mengü
RUHLARDAKİ ENKAZ
Deprem bölgesinde bina enkazlarının büyük bölümü çoktan kaldırıldı. Yaşam görünürde yavaş da olsa normale dönmeye başladı. Peki ya ruhlardaki enkaz... Uzmanlar böylesine büyük bir felaket yaşayan insanların psikolojik olarak normale dönmesinin çok kolay olmadığını söylüyor.
Psikolog ve psikiyatrların söylediğine göre aradan geçen iki yıla rağmen insanlar depremin etkilerini üzerlerinden atabilmiş değil. Hala 10 katı asansör kullanmak yerine yürüyerek çıkmayı tercih edenler, iç çamaşırı ya da mayo ile duş alanlar, ya da sırf üst katlarda oturuyor diye arkadaşlarını ziyarete gidemeyenler var.
Avcılar'da İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü bünyesinde kurulan Ruhsal Danışma Merkezi'nde görev yapan psikiyatrist Dr. Bahadır Bakım ile depremin etkilerini ve bunlarla başa çıkma yöntemlerini konuştuk:
- Ruhsal Danışma Merkezi'nde nasıl bir çalışma yürütüyor sunuz?
- Biz depremden sonra Avcılar'da çalışmaya başladık. Hastalarla tek tek görüşüyoruz, bireysel terapi yapıyoruz.
Depremde en çok hasar gören Denizköşkler ve Gümüşpala mahallerinden başlayarak yaklaşık iki bin kişiyi kapsayan bir çalışma yaptık. Sağlık ekipleri ev- ev dolaşarak insanlara 17 soruluk testler uyguladı. Bu, deprem gibi doğal afetlerden sonra sık görülen Travma Sonrası Stres Bozukluğu'nu tespit etmeye yönelik bir testti. Testin içinde depreme ve etkilerine yönelik her türlü soru var. "Depremi ne şiddette yaşadınız, neler yaptınız, depremden sonra uykusuzluk, hayattan bezme, insanlardan kopma oldu mu, sık sık deprem rüyaları gördünüz mü?" gibi sorular yönelttik insanlara. Teste yanıt verenlerden belli bir düzeyin üstünde olanları tek tek buraya çağırdık. İlk taramada 4 bin 5 bin kişiye ulaşıldı. Bunun ardından 4- 5 ay sonra ikinci bir tarama daha yapıldı. Bu daha geniş bir kitleye ulaştı. İkincide 9 -10 bin kişi katıldı teste. Bunun ardından da terapiye ihtiyaç duyanları merkezimize çağırdık.
GECE ÜÇ SENDROMU
- İnsanlar en çok hangi şikayetlerle geliyor?
- En çok görülen rahatsızlık, travma sonrası stres bozukluğu. Bu sorun, işkence, trafik kazaları, afetler gibi olayları yaşayanlarda, ölüme tanık olan kişilerde görülür. Hastalarda ilk 1 ay içinde 'akut stres bozukluğu' denilen tepkiler oluyor. Bazıları en ufak bir gürültüde hemen irkiliyor. Bazıları o olayı hiç yaşamamış gibi davranıyor. Kimisi de sanki o anı sürekli yaşıyor. O andan bir türlü uzaklaşamıyor. Kendisini şimdiki zamanda değil 17 Ağustos'ta hissediyor hala. Çevreye karşı yabancılık, aşırı tepkisellik gibi belirtiler oluyor.
Bir ay geçtikten sonra eğer tepkiler aynen sürüyorsa buna 'travma sonrası stres bozukluğu' (post travmatik stres bozukluğu) diyoruz. Kişiler depremle ilgili her tür haber, görüntü ve düşünceden kaçınıyorlar. Konuşuluyorsa oradan uzaklaşıyorlar. TV'de öyle bir program varsa başka kanala geçiyorlar. Rüyalarında görüyorlar, tekrar yaşıyormuş gibi hissediyorlar. Oturdukları yerde sallanıyormuş gibi hissediyorlar.
Bir ara en çok "gece üç sendromu" görülüyordu. İnsanlar üçe kadar uyumuyor, uyuduğunda sıçrayarak uyanmalar oluyordu. Kimilerinde enerji bozuklukları oluyor. Tepki verememek, konsantre olamamak, sürekli tetikte olmak, yakınlarını kollamak, herkesin birarada yatması, çocuklarını sürekli yanında tutma gibi şeyler.
TANRI'NIN LANETİ!
Avcılar'daki çalışmanın bir bölümünün telefonda yapıldığını belirten Doktor Bahadır Bakım, bunun yanlış anlaşılmasından dertli:
"Zaman zaman bu yanlış anlaşılıyor ve felaket teorileri geliştiriliyor. Telefonda çalışma yaptığımızda bir çok insan "Deprem mi olacak, bu konuda bir duyum mu aldınız, bir şey mi biliyorsunuz" tarzında sorular soruyor. Onlara bunun sadece bir çalışma olduğunu hatırlatıyoruz. Yani insanlar en ufak bir haberi çok fazla büyüterek, felaket havası içine giriyorlar. Bu aslında eğitimle çok ilgili bir konu. Eğitim düzeyi düşükse, sosyal ilişki imkanı kısıtlıysa, kişilerin etkilenmesi daha çok oluyor. Çünkü düşünce içeriği daha sınırlı. Düşünülen bir fikir, sabit fikir haline geliyor, değişmesi çok daha zor oluyor."
Bahadır Bakım depremden sonra bazı kesimler tarafından ortaya atılan 'Bu felaket Tanrı'nın günahkar kullarına bir laneti' şeklindeki söylemlerle de mücadele ettiklerini anlatıyor. Bunun özellikle de çocuklar üzerinde olumsuz etkileri olduğunu söyleyen Bakım depremi çocuklara onların anlayabileceği bir dille anlatmak gerektiğine dikkat çekiyor:
"Çocuklara bu şekilde anlatmak, onlarda ileride suçluluk duygularına yol açabilir. Kişiliklerini çok derinden etkiler. Olup biten her kötülükten kendilerini sorumlu tutabilirler. Bu tür şeyler genç dimağlara bıçak gibi saplanan ve kolay çıkmayan şeyler. Bu yüzden de dikkat etmek gerekir."
|
|
Kimisinde de kişi sürekli depremden konuşuyor. Yani kaçınma değil de onu konuşarak yok ediyor sanki. Bir tür üzerine gitme davranışı. Bunu bilerek yapmıyor, bu durum savunma mekanizmaları ile ilgili. Bu kişilerde çevreyle ileşitim bozuklukları, iş veriminin düşmesi hatta işten çıkarılmalar, alkolizm gibi sorunlar görülebiliyor. Öğrencilerde okul başarısızlıkları olabiliyor. Buna bazı durumlarda depresyon eşlik ediyor. Bazı durumlarda da panik atak dediğimiz rahatsızlık ortaya çıkıyor.
- 'Travma sonrası stres bozukluğu' iyileştirilebilir mi?
- Dünya psikiyatri literatürüne bakıldığında post travmatik stres bozukluğu vakalarının yüzde 25'i tedavisiz bir yılda iyileşiyor. İkinci yıl içinde diğer yüzde 25 iyileşiyor. Ama geri kalan kesimde devam ediyor. Sonradan iyileşme olmuyor. Artma da olabiliyor aynı düzeyde de kalabiliyor.
Bazen de kişi ilk andaki şoku çabuk atlatıyor. Daha güçlü görünüyor, yapabileceklerini yapıyor mesela kurtarma çalışmalarına katılıyor. Aradan 4- 5 ay ya da 1 yıl geçiyor ve etkiler o zaman başlıyor. Travma sonrası stres bozukluğunun 'geç başlangıç' formu da var.
- Terapiye gelenlerin profili nasıl?
- Bizim çalışma yaptığımız grupta daha çok kadınlar var. Yaşları 20 ile 40 arasında değişiyor. Çünkü kKadınlar gün içinde çeşitli aktivitelerle gerilimlerini azaltabiliyorlar. Ama, çocuklarla babalarından daha fazla beraber oluyorlar, bir başka deyişle çocukları sürekli yanlarında. Sadece kendileri için değil eşleri, çocukları ve yakınları için de kaygılanıyorlar.
- Erkekler nasıl etkileniyor?
- Daha farklı. Erkekler Türk toplum yapısının da etkisiyle kendilerini farklı şekilde gösteriyorlar. 'Erkek ağlamaz, psikiyatriste gitmeyiz, biz aile babasıyız gibi' savunma mekanizmaları ile bastırıyorlar. Bu çok daha kötü aslında. Bunun sonucunda iş verimliliği düşüyor. Ailesel sorunlar daha çok artıyor. Son dönemde buna bir de ekonomik kriz eklenince tablo daha da kararmaya başladı.
- Çocukların tepkileri nasıl?
- Merkezimize çocuklar da geldi. Onlardaki asıl sorun doğrudan bir deprem korkusu değil. Pek çoğu deprem anında yanlarında bulunan anne- babalarının verdiği bağırma, kaçma, bayılma, ağlama gibi tepkilerden etkileniyor. "Annem babam bile ağlayıp kaçıyor, korkuyor. Demek ki deprem bu kadar kötü bir olay" diye düşünüyor çocuk. O durumdaki çocuklarda daha farklı tepkiler ortaya çıkıyor. Daha önce idrarını tutabilen çocuk, bu travmadan sonra tutamamaya başlıyor. Okul başarısı düşüyor.
DUYGULARINIZ BASTIRMAYIN
Doktor Bakım, insanların deprem gibi kontrol edilemeyen doğal afetlerle başa çıkabilmek için öncelikle kendi iç dünyalarında güçlü olmaları gerektiğini belirterek bazı önerilerde bulundu:
Öncelikle duyguları bastırmamak gerekir.
Sizi üzse de, yıpratsa da deprem anını, o anda neler yaşadığınızı, neler hissettiğinizi kendi kendinize düşünmeniz, hatırlamanız hem de başkalarına anlatıp onlardan fikir almanız faydalıdır.
O esnada düştüğünüz duygusal durum nedeniyle ümitsiz, umutsuz, yorgun olabilirsiniz, insanlardan kaçabilirsiniz, intiharı bile düşünebilirsiniz. Böyle bir durumda yapılacak şey şu: Siz böyle bir felaketten kurtuldunuz. Bu bir başarı, bir şans ya da Tanrı'nın bir lütfu. Bunu farketmelisiniz.
Mesela evinizden dışarı çıktığınızda, sanki bir depremzede değil de başka bir ülkeden gelen bir kameramanmış gibi davranabilirsiniz. Bir kameraman gittiği yabancı bir ülkenin en güzel, en göze çarpan noktalarını görüntülemeyi amaçlar. O gözle görüp daha önce görmediğiniz olumlu şeyleri görebilirsiniz. Mesela ağacın dibine atılmış teneke kutuları değil de ağaçtaki yaprakları görmeyi başarabilmelisiniz.
Daha planlı yaşamak, monotonluğu kırıcı şeyler yapmak lazım. Kendinize değer vermek, bir takım değişiklikler yapmak gibi. Giyim, makyaj ya da o gün yapmaktan gurur duyduğu şeyleri hatırlayıp yazmak olabilir.
|
|
Ruhsal Danışma Merkezi'nde çocuklarla ilgili çalışmalar da yaptık. Başlangıçta çocukların çizdiği resimler yıkık binalar gibi, yaralılar gibi depremle ilgiliydi. Soluk renkler kullanıyorlardı. Ama zaman geçip de aileler biraz daha toparlanmaya başlayınca çocukların çizdiği resimlerin konuları da değişti. Daha canlı renkler önplana çıkmaya başladı.
- Eğitim düzeyi ile kişinin depreme karşı verdiği tepki arasında bir ilişki var mı?
- Daha çok kişinin geçmiş tecrübeleriyle ilgili bu. Eğer kişi geçmişte bu tür travmalar yaşamışsa, mesela daha önce Adana'daki depremi yaşayıp buraya gelmiş, burada da aynı şeyi yaşamışsa onun etkilenmesi çok daha fazla. Onun eğitim seviyesi bir şeyi değiştirmiyor. İki kere arka arkaya bu tür bir travma yaşayınca daha farklı sonuçlar ortaya çıkıyor. Kendine yabancılaşma, kendini tanıyamama gibi belirtiler ortaya çıkıyor. Onlar olayı bir parça daha zorlaştırıyor tedavide.
DEPREM 'BUGÜNÜ YAŞAMAYI' ÖĞRETTİ
- Deprem hayatımızı nasıl değiştirdi?
- Daha önce insanlar 'hadi evimize şunu da alalım, şunu da taktıralım' derlerdi. Ama depremle görüldü ki bir kaç saniyede herşey gidiyor. Demek daha farklı şeylere ihtiyacı var insanların. Daha iyi çocuklar yetiştirmek için eğitime, kültüre daha çok yatırım yapmak gibi.
Eskiden insanların pek çoğu "aman şunu da kenara koyalım, şununla da dolar alalım" gibi bir düşünce içindeydi. Kendilerini geliştirmek için farklı şeyler yapmıyorlardı. Belki geçen günün kıymetini bilmiyorlardı. Bunun da depremden sonra değiştiğini düşünüyorum ben. Bugün insanların pek çoğu "bugünü daha güzel yaşamak için neler yapabilirim" diye düşünebiliyor. Depremden sonra insanlar geçmişe hayıflanmadan bugünü yaşamayı, anın keyfini çıkarıp, değerini bilmeyi de öğrendi.
Daha olumlu düşünmek, kuvvetli olmak, kendimizden ve geleceğimizden ümit kesmemek, geleceğe yönelik planlar yapmayı sürdürmek ama bugünü de kaçırmamak gerekiyor. Aslında bu kötü deneyimle yaşadığımızın farkına vardık. Ağaçların, yıldızların farkına vardık.
|
|
 |
 |
 |
 |
|
|