Kasım 23 2009
Pazartesi
    mesaj grupları     yardım     üyelik     site haritası

Hazırlayan: Nazan Mengü

ALKOL KULLANIMI VE AİLE İÇİ ÇATIŞMALAR ARTTI

Felakete uğrayanlara psikolojik anlamda yardım elini uzatan kurumlardan biri de Türk Psikologlar Derneği'ydi. İstanbul, İzmir ve Ankara'dan gönüllü uzman psikologların, dünyanın bir çok yerinden gelen ruh sağlığı uzmanlarıyla birlikte başlattığı çalışmalar hala sürüyor.

Türk Psikologlar Derneği İstanbul Şubesi Yönetim Kurulu Üyesi Uzman Psikolog Hakan Yüksek bölgede depremin etkilerinin hala devam ettiğini, alkol kullanımı ve aile çatışmalarının artığını belirtti.

Yüksek, depremin ilk şokunu atlattıktan kısa bir süre sora bölgede çalışmaya başladıklarını belirterek hala psikolojik desteğe ihtiyaç duyanların yüzde yaklaşık 15'lik bir kesim olduğunu anlattı:

BEYİNLER DEPREM ANINA TAKILI KALDI

Türk Psikologlar Derneği'nin deprem bölgesindeki çalışmaları şu sıralar Yalova Bursa- Çiftlik Yolu ve Çınarcık bölgelerinde sürüyor. Bölgede grup halinde çalışan psikologlar, bir çok yaklaşımın yanısıra EMDR Tekniği (Eye Movement Desensitization and Reprocessing- Göz Hareketleriyle Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşlemleme) denilen bir yöntem de izliyorlar. Bu teknik, depremin hemen ardından merkezi ABD'de bulunan EMDR Enstitüsü 'nden gelen gönüllü uzmanların da yardımıyla uygulanmaya başlamış.

Psikolog Hakan Yüksek bu tekniği ve yapılan çalışmaları şöyle anlatıyor:

"EMDR tekniğinin özellikle travma sonrasında karşılaşılan güçlüklerde iyi sonuçlanr verdiğini takip ettiğimiz için bunu seçtik. EMDR Enstitüsü gönüllü olarak şu ana kadar iki tekrar şeklinde iki seviyelik eğitim verdi . Türkiye çapında Ankara ve İzmir'den arkadaşlar da katıldı. 150 kişilik travma konusunda eğitilmiş bir grup oluşturuldu.

EMDR'nin kendi içinde travma yaşantısına dair varsayımları var. Travmatik bir deneyim sözkonusu olduğunda; bir doğal afet, tecavüz, araba kazası olabilir, iki beyin yarım küresi arasında olması gereken bilgi akışı gerçekleşemiyor. Bu bir fiziksel travma ile olabilir ya da deprem gibi çeşitli duyumlarla oluşan bir travma yaşantısı olabilir.

17 Ağustos depremi için konuşursak EMDR çalışmasında 45 saniyelik deneyim içinde bir kaç saniyelik bir enstantane varsa bile çalışma onun üzerinden gerçekleştirilebiliyor.

Travmatik deneyimi yaşayan kişi, detayları hatırlamasa bile bir şey yaşadığını bilir. Benim de böyle bir deneyimim oldu. Terapi uyguladığım depremzede yaşadıklarının 3 ya da 4 saniyesini hatırlıyordu. Hatırlayamıyor, ama hatırlanması gereken bir şeyler olduğunun da farkında. EMDR çalışması içinde tümünü anımsadı. En büyük korkusu ise seans ortamı dışında yaşadıklarını hatırlamaktı ancak korktuğu olmadı ve seans sırasında çok şiddetli bir duygu boşalımıyla yaşadığı o saniyelerin tümünü hatırladı ve sonrasında depreme dair yaşadığı kaygıları çok büyük bir ölçüde aştı."
"Yüzde 15'lik bir kesim zaten yaşanılan afetin hemen ardından kendini toparlıyor. Yüzde 60-70 arasında değişen bir grup da belli bir zaman içinde afetin sebep olabileceği güçlüklerin üstesinden geliyor. Bunlar da genellikle diğer yüzde 15'lik grupta olduğu gibi profesyonel destek olmadan da yaşanan sıkıntıları atlatabiliyorlar. Ancak geriye kalan yüzde 15'lik kesim
aradan iki yıl geçse de depremin etkilerini üzerinden atamayabiliyor. Bu kesim 'Travma Sonrası Stres Bozukluğu' yaşanlar. Bu güçlüğü yaşayan insanların karşılaştığı temel sorunlar var.

En çok rastlanan, flash back denilen geriye dönüşler. Yani travmanın yaşandığı ana, özellikle görsel imajlar aracılığıyla, zaman zaman başka duyu organları aracılığıyla dönebiliyorlar. Bazen o anı çağrıştıran durumlardan kaçınma, o konunun konuşulduğu yerlerde bulunmama, oradan uzaklaşma gibi tepkiler verebiliyorlar. O yaşantıyı çağrıştıran mekanlardan uzak kalma isteği veya her an deprem olduğunu hissetme gibi sorunlar görülebiliyor. Veya yaşanan felaketten önce tolere edilebilen, reaksiyon gösterilmeyen durumlara ani tepkiler vermeye başlayabiliyor. "


Hakan Yüksek bu tür bir felaketin aile yaşamını da kaçınılmaz olarak etkilediğini söylüyor:
"Yaşanılan elverişsiz koşullar nedeniyle daha önce gündemde olmayan tartışma konuları ortaya çıkabiliyor, veya cinsel işlevlerin sürdürülmesinde güçlükler oluyor. İnsanlar deprem beklentisinde olduklarından cinsel altyapının oluşturulması ve o rahatlığın sağlanması zor oluyor."

HAYATTA KALDIKLARI İÇİN SUÇLULUK HİSSEDİYORLAR


Peki bu insanlar neden diğerlerinden daha fazla etkileniyor yaşanılanlardan.. Bunu da şöyle açıklıyor Yüksek:

" Bu tür deneyimler yani deprem ve benzeri doğal afetler zihnimiz için yabancı deneyimler. Zihnin repertuarında böyle şeyler yok. Böyle bir durumla karşılaştığında zihin normal şartlarda gerçekleştirdiği mekanizmaları devreye sokamıyor. Çünkü koşulların kendisi anormal. Kendisi için çok zorlayıcı bir durumla karşı karşıya geldiğinde adeta o anı bir blok halinde donduruyor ve bununla başedebilecek duruma gelene kadar sorunu erteliyor. Ancak bu dondurma süreci kişinin güçlükler yaşamasına neden oluyor. Çünkü dondurulan deneyimin içinde rahatsız edici materyaller var. Görsel imajlar, deprem görüntüleri, sesler...

Örneğin kadının kocası diğer odada yatmış o gece. Kadın kendisi girip her zamanki yerinde yatak odasında uyuyor. Ama kocasını uyandırmıyor. Sonra deprem oluyor ve kocasının bulunduğu bölüm daha çok hasar görüyor, kocası ölüyor. Kadın bundan ötürü suçluluk duyuyor. Belki daha önce defalarca yaptığı bu şey deprem gecesine denk düştüğünde anlamı değişiyor ve yoğun suçluluk duygusu yaşanabiliyor. O zaman bu kadar üstünde durmuyor. Ama deprem gecesi kocasını uyandırmadığı için suçluluk duyuyor."

Yüksek'e göre suçluluk duygusu bölgede en çok yaşanan duygulardan biri. Birinci dereceden yakınlarını kaybedenler kendileri hayatta kaldıkları için suçluluk duyuyor. Kaybedilen kişiyle bir kaç gün önce tartışmışsa suçluluk duygusu daha yoğun yaşanabiliyor.









Ana Sayfa | Son Dakika | Tüm haberler | Gündem | Dünya | Ekonomi | Spor | Yaşam | Yazarlar
Kültür Sanat | Magazin | Özel Dosyalar | Piyasanet | Hava Durumu | Astronet | Televizyon
İnsan Kaynakları | Arama+Arşiv | Bize ulaşın | Yardım